Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Biraz da Keyif Yapalım

Bugün de hadi bitsin artık dediğim günlerdendi. Zaten hiçbir şey yolunda gitmiyor bu aralar. Yazılarımın seyrekliğinden de anlaşıldığı gibi, pek yazasım da yok. Derken,…
Çocukları yatırdıktan sonra, ki bunlara koca da dahil – erkenden yattı- , bir banyoya gireyim hafiflerim diye düşündüm. İnanır mısınız bilmem ama çoğu günler yıkanmaya fırsat bulamıyorum. Su insana çok iyi geliyor. Keyif de bundan sonra başladı zaten ☺

Önce sıcak suyun altında durdum biraz. Alışkanlıktan mıdır nedir hızlı hızlı duş almaya başladım. Sonra ne oluyoruz ya, nereye yetişiyorsun dedim kendi kendime. Kir, kıl, tüy ne varsa kurtuldum. Hani annem gibi olmadığım konulardan biri de budur. Yıllarca kandırıldım. Tüylerine jilet değdirme, sertleşir, erkek gibi olur falan filan… Yok efendim hiçbir şey olmuyor. Arada bir çok da güzel oluyor. Her ay kurtuldum şu ağda illetinden. Hele bir de Gilette Venus Spa Breeze diye bir traş bıçağı var. Bulursanız bana dua edersiniz. Ağdadan bile güzel, hem de acısız. Her halde Zümrüt’cüm bu satırları okurken oldukça şaşırıyordur, bu kadın ne yazıyor diye. İstersen sansürleyebilirsin buraları ama hepimizin zamanı kısıtlı ve ortak sorunumuz değil mi bunlar?

Neyse, sonra hazır buhardan kabarmışken cildim Dr Murad’ın AHA, BHA lı bir peelingi var. Sürdüm onu yüzüme, hafif bir masaj tamamdır. Kurulayıp yine aynı markanın kil maskesini sürdüm. 10 dakika bekletilip, yıkanıyor. Uzmanın dediğine göre bu işlemleri haftada bir yapmam lazımmış ama nerde. Ayda bir olursa şükrediyorum. Zümrüt’cüm bu marka ile de ilgili şikayetlerini duyurmuştu cümle âleme ama kozmetik böyle bir şey işte. Birine yaramayan diğerine yarıyor. Şikâyet ettiği göz kreminin C vitamininden dolayı bazı ciltlerde alerji yapabileceği internette de yazıyor zaten. Ben ne yalan söyleyeyim bu güne kadar kullandığım hiçbir kozmetikten bu kil maskesi kadar memnun kalmadım. Hassas, ince derili ve aynı zaman kısmen yağlı cildime bu kür çok iyi geliyor ve anında görüntü. Sonra tonik, göz kremi ve gece kremi ile yüz bakımımı tamamladım.

Sıra geldi ayaklara. Aslında ayakları yüzüme sürdüğüm kilin kurumasını beklediğim o 10 dakikada hallettim. Önce yumuşayan topukları Bodrum Taşı olarak bilinen doğal taşla (gerçekten Bodrum’dan aldım bu arada) hafifçe törpüledim, sonra İpek Hanımın Çiftliği’nden gelen ev yapımı topuk kremim ile bir güzel kremledim. Giydim pamuklu çorapları hooop ayaklar da tamamdır.

O meşhur 10 dakika içinde ayrıca taze zencefilli, tarçınlı, kabuklu limonlu, taze naneli ve ballı çayımı da hazırlayıp 10 dakika da onu demlemeye bıraktım. Bu arada balı çay demlendikten, harlı sıcaklığı gittikten sonra koydum. Shashkınım dediysem o kadar da değil ;) Bu satırları yazarken de yudum yudum içiyorum çayımı. Bu arada ne yalan söyleyeyim zencefilli tarçınlı çay içme fikri de Zümrüt’cümden. Bugün evde zencefil ve tarçın kokusu istemiş, emrin olur dedim☺ ve tam da yerini buldu, değil mi? Enfes olmuş, durun bir fırt daha çekeyim…

Şimdiiiiii, gelelim sadede, kıssadan hisseye. Neymiş? Mutluluk küçük an’larda saklıymış. Yazının başında “hiçbir şey yolunda gitmiyor bu aralar” dediğime nasıl pişmanım şimdi. Hâlbuki bugün o kadar da kötü bir gün değildi. Çocuklarımla evde grisini yaptık ve yedik. Şemsiyelerle oynadık ve kırdık. Yiyorum Büyüyorum’dan haberdar olduğum bebekoyunu.com’dan videolar seyrettik. Küveti doldurup ördeklerle banyo yaptık. Hamur oynadık. İnsan kötümser olunca ve hayata kızınca güzellikleri göremiyor bazen. Hep bardağın boş tarafına bakıyor. Evet, oğlumla beraber biraz hastayız. Midemiz ve bağırsağımız bozuk. Geçen gece beraber serum aldık hastanede. Yemek konusunda bayağı bir huysuzuz ve pek bir anneciyiz bu günlerde. Eee, anne de hasta olunca bardak pek bir boş görünmüştü gözlerime. Koca bir günün ardından gelen şu yarım saatlik kaçamak nasıl gözlerimi açtı, bilemezsiniz. Daha iyi görüyorum şimdi. Anneler hepinize tavsiye ederim, tecrübeyle sabittir. Bazen mutlu olduğumuzu kendimize hatırlatmamız gerekiyor.

Aaaa, unutmadan Zümrüt’cüm, yazı yazmaya başlamadan önce çocukların odasına uğradım, uyurlarken enselerini kokladım ve kulaklarına onları çok sevdiğimi fısıldadım. Gülümsemediler ama hissettiklerini biliyorum ☺ hatırlattığın için teşekkür.

Veee, son olarak yemek sitesi değil mi bu? Ben de yaptığımız grisininin tarifini verip eksik kalmayayım diyorum. Midemiz bozuk olduğu için, grisiniyi de çocuklar çok sevdiği için ve ev yapımı olsun istediğimiz için yaptık bugün. Güzel oldu valla…

7 gr maya
½ çay kaşığı toz şeker
1 su bardağı ılık su
2,5 su bardağı un
1 yumurta
1 çorba kaşığı zeytinyağı
Tuz
Pişirme kağıdı
İstenirse (çörekotu, kimyon tohumu, taze kekik..v.s) hamura katılmak üzere.
Biz ne olur ne olmaz diye sade yaptık.

Bir kasede kuru maya, ılık su ve toz şekeri karıştırın.
Unu eleyip, tuzu ekleyin. (bu aşamada isterseniz baharatlar ekleniyor) Ortasını açıp mayayı dökün. Zeytinyağını ekleyin.
Hamuru yoğurup 3 saat kadar bekletin. Yumuşak bir hamur bu. Nerdeyse ekmek gibi.
Ellerinizle ince çubuklar yapın. (Yapabilirseniz ip atlar gibi çevirin, hemen inceliyor)
¼ bardak su ile 1 yumurtayı çırpın ve çubukların üzerine sürün.
Önceden ısıtılmış 180 derce fırında 20 dakika kadar pişirin.
Ama üzeri iyice kızarsın, yoksa yumuşak oluyor. Kıtır kıtır olmalı.
Bir de ben fırına koymadan üzerine birazcık kalın tuz öğüttüm, güzel oldu.

Tarif uydurma değil elbet, Gamze Bursalı’nın “net 425g.” adlı yemek kitabından.
Bu kitapta birkaç tane daha favori tarifim var, dilerseniz paylaşabilirim. Yazı yazamadığım zamanlarda tarif mi yazsam acaba?

Afiyetle kalın,
Shashkin Anne
 

2012-12-06
Bu yazı 3381 kere okunmuştur.

Adadoğaarslan

Çok eğlenceli bir yazı olmuş bence tarifi de en kısa zamanda deneyeceğim

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin