Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Bir Varlar Bir Yoklar

Dünyanın en şanslı insanlarından birisi olarak kendimi nitelendiriyorum, lakin tam 28 yıl boyunca babaannem hayattaydı, 36 sene boyunca da anneanne ve dedemin varlığı ile yasadım, şımartıldım. Çoğu arkadaşım, hatta esim bile anneanne, babaanne ve dedesini çok küçük yasta kaybetmiş, dolayısıyla aile büyükleri tarafından gösterilen sevginin, şımartılmanın tarif edilmez hazzından mahrum olarak büyümüşler. İnşallah benim çocuklarımda anneanneleri ve dedeleri ile birlikte olmanın keyfini doya doya yaşarlar.

Babaannemi 1998 yılında kaybettim. TED’de okuduğum sure içinde tatillerimde beni hep sinemaya götüren, sobasının üzerinde bana enfes kestane pişiren, bana tığ ile zincir yapmayı öğreten, yatak odasını darmadağın ettiğimde gıkını bile çıkarmayan, bize her gelişinde bana ev yapımı kavanoz kavanoz tanesiz vişne reçeli ve gözleme getiren ton ton bir kadındı. İnanılmaz becerikliydi, son zamanlarına kadar her isini kendisi yapar, her sene allem eder kallem eder bir şekilde sevk alır, 2 ay Bursa’da termallerde kalmayı becerirdi. Tek kusuru biraz huysuzdu, ama babamın tabiri ile “aile huysuz o ne yapsın” gerçekten de babamın ailesindeki tüm kadınlarda huysuzluk genetikdir! Ne kadar mutluyum ki babaannemin son yıllarında Ankara’da yaşıyordum ve onunla zaman geçirebildim. Bir torun olarak, hastanesinden, mezarından cenazesine kadar her şeyi ile bir fiil ilgilenip tüm görevlerimi yerine getirebildim.

Anneannemle dedemi ise bu sene üst üste kaybettim. Dedemin Mart ayındaki vefatı, ne kadar acı olursa olsun bekleniyordu, maşallah kendisi tam 93 yaşındaydı. Evinde bir gece tuvalete kalkmış, fenalaşmış “İclal” diye seslenmiş ve anneannemin kollarında son nefesini vermiş. Bu kadar çabuk bu kadar güzel...

Anneannem ise Nisan sonu basit bir katarak ameliyatı için yaptırdığı bir kan testi neticesinde apar topar, ultrasonlar, endoskopiler, sayısız ERCPlere mahrum bırakılmış, ve sonucunda safra kesesi kanseri teşhisi konulmuştu. Ve doktorların dediğine göre beklemek dışında yapılacak bir şey yoktu. Tüm aile bu haber ile derinden sarsıldı. Mümkün olduğunca rahat ettirilerek bekledik, Ağustos ortasında anneannemde son nefesini verdi. Bu kadar çabuk bu kadar izdırap verici.

Bu sefer bir torun olarak vicdan azabı ile yanıp tutuşuyorum; hiçbir görevimi yerine getiremediğim için, annemin en acili iki gününde de tek çocuk olarak yanında bulunamadığım için. Tek yapabildiğim 13.000km uzaktan anneannem’e Lara ve Kayra’yı Skype’dan seyrettirebilmek oldu. Çok istedim Ankara’ya gideyim son bir kez anneannemi göreyim diye ama annem “hayır, kesinlikle hayır, bir tek senin hafızanda eskisi gibi yasasın” dedi ve kestirip attı.

Hakikaten de anneannem eskisi gibi hafızamda yaşıyor; o tadı damağımdan hala gitmeyen şehriyeli pilavı ile hepimizin isimlerini birbirine karıştırması ile “neydiyse iste adin gel sana sesleniyorum” demesi ile beni dağa kaçıracaklar korkusundan dolayı senelerce taksiye binememesi ve Anıt tepe’den Gazi Osman Paşa’ya dolmuş/otobüs ile gelmesiyle, kuzenim Özge’nin düğününde annem, teyzem, anneannem, ben ve Özge’nin Aydın havası oynamamız ile çocuklarımın isimlerini koymadan evvel günlerce kendi kendine LARAAAA, KAYRAAA diye seslenmesi ile (isim böyle denenirmiş kulağa nasıl geliyor diye), annem, teyzem ve anneannem üçlüsünün bir araya geldiği zamanlarda hep olan vukuatları ile bana ve Özge’ye yaptığı essiz seyahat nasihatleri ve hemen su anda aklıma gelmeyen ama daha bunun gibi bin bir tane hayatımıza renk ve neşe katan hatıraları ile yasıyorum.

Ne mutludur ki bana aile büyükleri açısından bu kadar zengin hatıralarım var, yine ne kadar mutludur ki anneannemde dedem de torunlarının çocuklarını gördüler, sevdiler. İnşallah benim çocuklarımda anneanne ve dede sevgisini doya doya yasayabilirler.

Hepinizin aile büyüklerinizin değerini bilmeniz ümidiyle.

2007-09-26
Bu yazı 980 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin