Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Bir Haller Oluyor

Kızıma bu günlerde bir haller oldu, enteresan bir şekilde büyümeye; olgunlaşmaya ve asileşmeye başladı. Nasıl cevap vereceğimi bilemediğim sorular soruyor, verdiğim cevapları beğenmeyip bir müddet sonra tekrar soruyor, yine kafasına yatmazsa da asabi asabi hareketler baş gösteriyor. Herhalde anaokulunun etkisidir diyip kendimi avutuyorum ama merak etmeden de geçemiyorum, acaba 6 yaşında olmak yeni 13’e mi tekabül ediyor?

Hadi bazı soruları, şımarıklıkları anlıyorum, ne de olsa kendimde aynısını anneme yapıp, onu da delirttiğimi hatırlıyorum. Tam bu yaşlardayken bende bir şekilde ismimden nefret etmeye, anneme ısrarla “bana bundan sonra ROSE (yani GUL – o sırada yurt dışında yaşıyor olduğumuz için muhtemelen yabancı bir isim seçmişimdir diye düşünüyorum) diyeceksin diye haykırdığımı hatırlıyorum, kadıncağızda gönlüm hoş olsun (birazcık da rahat bırakayım diye herhalde) “iyi tamam Rose” deyip beni bir müddet bu isimle çağırmıştı. Lara’da şimdi aynı devreden geçiyor. Sıra arkadaşı Kara ile iki kafadar isimlerini değiştirip Erika ve Anneliese oldular; iyide uydurmuşlar, Erika bizimki gibi filmde de kahverengi saçlı, Anneliese ise Kara gibi sarışın. Aynen annemin bana yaptığı gibi, bu heves gelip geçecek diye bende boyun eğip kızıma “Erika” diye hitap edip duruyorum.

En büyük konularımızdan biri “bu evin patronu kim?” Her gün defalarca aynı soruyu sorup duruyor, eminim ki okulda arkadaşları ile de bu konular konuşuluyor. Her evin kendine göre bir işleyiş tarzı olduğundan, ona göre değişik değişik cevaplar geliyor, dolayısıyla da kafası karışıyordur. Mesela komşularımızdan birisi rahip, kızı, Lucie’de Lara’nın sınıf arkadaşı. Lucie’ye bu soruyu yönelttiğinde, kız “Tanrı” cevabını verdi. Kara’nın ailesinde evin patronu BABA’ymış. Harry’lerin ailesinde ise “baba kendini patron zannediyormuş ama herkes esas patronun anne olduğunu biliyormuş”. Joshi’nin ailesinde ise “babaanne” imiş.

Tabi bu kadar farklı cevaplar karşında kızımın kafasının karışması doğal. Bir akşam yemeği esnasında “anne bizim evin patronu kim?” diye sorduğunda ise ne cevap vereceğimi bilemedim. İster çalışsın, ister çalışmasın her zaman tüm evi idare eden hep anne değil midir, çocukların yiyecek, içeceklerinden, giyeceklerine kadar, ödevlerinden, özel derslerine kadar, gidilecek misafirliklerden, davet edilecek misafirlere kadar karar mercii hep kadındır/annedir, doğal olarak da evin reiside annedir bana göre. Dolayısıyla bende “benim” dedim. Bunun üzerine kocam “ben neyim” diye sordu. Bu esnada belli ki bu ise daha evvel kafa yormuş olan kızım “ama evde yemek yapan annem, benim öğlen yemeklerimi de hazırlayan annem, beni piyano dersine de götürüp getiren annem, demek ki annem evin reisi” dedi. Tam konu yatışdı derken gecen gün yine bir aksam yemeği esnasında “evin reisi hiç bir is yapmaz, onun yardımcıları is yaparmış” dedi. Bunun üzerine babasına donup “onun için evin reisi sensin, benle annemde senin yardımcılarınız” demez mi.

Daha ilimli cevap bulamadığım sorulardan birisi ise “anne hani Kayra göbeğinin içindeydi ya, onu doktor oradan nasıl çıkardı?” Sınıf arkadaşlarından bir tanesinin annesi de hamileymiş, onu teselli etmek için anlatacakmış. Karnimi kesip aldılar dersem, küçücük bir sıyrık için feryat eden, 4-5 yara bandı yapıştıran kızım bir daha kendine gelemez diye düşündüm, gerçeği söyleyip, saatlerce anırdım, normal doğurdum desem yine karabasanlar görecek, “leylekler getirdi” desem zaten merak ettiği bebeğin göbeğimden nasıl çıktığı, oda olmaz, o esnada bir cevap gelemedi aklıma (hala da gelebilmiş değil) bende “ay o kadar uzun zaman önceydi ki hiç hatırlamıyorum” dedim. Lara aksam olduğunda öglenleyin ne yediğini unutan cinslerden olduğu içinde bu cevabim son derece makul gelmiş olacak ki bir daha konuyu irdelemedi, ama beni irdeliyor, gün gelecek bu soru yine karşıma çıkacak, o zaman ne diyeceğim?

Birde “erkek arkadaşı” konusu var ki babamızı deli ediyor… Her gün erkek arkadaş değiştiriliyor, her gün bir başkası ile evleneceğini açıklayıp duruyor. Zavallı oğlanların tabi bundan hiç haberleri yok. 6 yasındaki oğlan top, örümcek, atlama, kovalamaca peşinde koşturan birisidir, bizim bu kızlara donup bakmıyorlar bile. Bizimkilerde bir gün Harry, bir gün Patrick, bir gün Zachary diyip duruyor.

Asilik konusu ise gerek esimi gerekse beni deli edecek düzeylere ulaşmış durumda. Bir anne olarak ne yazık ki çok aman aman sakin değilimdir, çabuk parlarım, hele hele yorgunsam mümkün olduğu kadar benden uzak durun olurum. Ama terslik bu ya, genelde çok iyi huylu olan kızım tam bu günlerde bir “bakalım annemle ne kadar inatlaşabileceğim” triplerine giriyor. Bu tripler “bu hayat çok sıkıcı” tabiri ile başlıyor, “bana yapacak heyecanlı bir şeyler bul” diye devam ediyor, önerilen her şey “ama çok sıkıcı” diye reddediliyor, en sonunda “sen beni hiç anlamıyorsun” diye zirveye ulaşılıyor. (Gözünüzün önünde su sahneyi canlandırmanızı rica ediyorum; yoğun bir is gününden sonra gidip oğlanı kreşten, kızı etütten toplayıp eve gelmişsiniz, saat olmuş 6, mutfaktasınız, oğlan acıkmış durumda dolayısıyla paçanıza yapışmış bir vaziyette vızıldıyor, bir yandan yemek yapmaya çalışıyor, bir yandan sofrayı kurmaya çabalıyorsunuz, bir yandan da kızınıza laf yetiştiriyorsunuz (evin reisi ise reis olduğu için zaten eve gelmiş değil)– bu durumda “sen beni hiç anlamıyorsun” diyen kızınıza ne dersiniz?) “Kızım, su yaklaşık tavana kadar oyuncaklarla dolu olan oyuncak odasında Kayra ile bir 10 dakika oynasan da ben su yemeği bitirsem, bir an evvel yemeğimizi yiyip oğlanı yatırırsak senle heyecanlı bir şeyler yapabiliriz, ama benim sana yardım edebilmem için senin bana yardim etmen gerek” dediğimdeyse “uufff Kayra’da çok sıkıcı hiçbir şeyden anlamıyor” diyince iste bende kontak atıyor.

Ah canim kızım benim sende beni anne olduğunda anlayacaksın…

2007-09-26
Bu yazı 1036 kere okunmuştur.

İlahi Aslı'cığım, güldürdün beni sabah sabah. Çok yaşa. Erika'yı çok çok öpüyorum. BU arada Harry de ne akıllı çocukmuş, gerçekleri nasıl da görmüş :))

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin