Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Biber

Çocuklar yaramazlık yaparlar çünkü her zaman merak ettikleri bir şey vardır. Zaten onlara sorsanız yaptıkları yaramazlık değil, anlamak ve öğrenmek adına yapılan keşif çalışmalarıdır. Bu doğaldır! Doğal olmayanı onlara ihtiyaçlarından daha fazla özgürlük tanıyıp yaramazlığı arsızlığa dönüştürmelerine imkan tanımak veya dünyasını gereksiz kurallarla küçültüp güvensiz ve pısırık olmalarını kolaylaştırmaktır. İşte asıl maharet muhtelif prensiplerle bu iki ekstremin arasını bulabilmekte zaten. Zor hem de çok zor!

Çocuklarımızı büyütürken yaşlarına uyumlu limitler koymak öncelikle onların güvenliğini sağlamak adına hem çok önemli, hem de çok gereklidir. Köpeğin kuyruğunu, kulaklarını çekiştirip, spider man gibi üzerine atlarsa ısırılabileceği ikazlarını vermek ve böyle bir durum söz konusu olursa bir süre köpekle parka gidilemeyeceğinin göndermelerini yapmak yaşanabilecek bir travmayı önlemek için iyi bir başlangıçtır. Gerçi bizim evde ilk ısırılan köpek olmuştu, yaşadığı travmayı siz düşünün!

Saptadığımız prensiplerle güvenliklerini sağlamanın dışında onlara tutum, davranış ve konuşmalarının nasıl olması gerektiği konusunda belirleyici ve yol gösterici ipuçları veririz. Kabul edilemez bir davranışın sonuçlarının neler olacağını bilen bir çocuğun o davranışı bir daha yapmamak için çaba göstereceğini umarız. Kötü bir kelimeyi ardı ardına savurmakta sakınca görmeyen oğlunuza/kızınıza "ağzına biber sürücem, kırmızı mı olsun yeşil mi?" diye aslında yaptırımı ya da caydırıcılığı pek de olmayan (sürerseniz başka tabi!) bir yöntem denemenin faydalı olabileceği yanılgısına kapılabilirsiniz.

Eskiden durumun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Çok değil bir-iki kuşak öncesine kadar limit denen şey babalardan okkalı bir Osmanlı tokadı, annelerden de popoya terlikle patlatmakmış. Allaha şükür ben ikisini de yemedim. Pek gerek yoktu, annem "tövbelerini kaldır" deyince iki elimin işaret parmaklarını dudak büzmelerim eşliğinde, havaya kaldırır sebebini pek anlamadığım bir hareket için anlamını bilmediğim garip bir işaret yapmış olurdum. O sıra işe yarayan tövbe kaldırmak değil bence annemin çatık kaşlarıydı.

Bizim nesil başkaydı, limitlerin sözle ifade edilmesine pek gerek yoktu. Kaş göz hareketleri ile her şey yerli yerine gelirdi. Örneğin ben misafirlikte ikram edilen çikolatayı kabul edip etmemem gerektiğini annemin bakışları ile anlardım. Ela gözleri hafif yollu açıksa "sakın elini uzatmaya kalkma" demekti. İşte işin yoksa gözünü annenin gözünden ayırma! Annemin hayran olduğum bu uzaktan kumanda yetisinin onda biri bana geçmemiş. Ben bakınca oğlan "hayrola, bir şey mi vardı?" gibilerinden başını sallıyor!

Limit başlıklarınız ne olursa olsun eşlerin aynı istikamette olması ve alınan kararların armonik bir şekilde uygulanması çocuğun "kırmızı alarm" algılaması açısından birinci kural olarak addedilebilir. Annenin Konya'ya ya babanın Anya'ya gittiği durumlarda o limitler çocuk için sağ kulak giriş, sol kulak çıkıştan başka bir şey ifade etmeyecek, evde bir prensip karmaşası oluşacaktır. Yani önce aranızda anlaşın, sonra çocuk limitlerinize riayet etsin diye dua edin!

Limitlerinizi ortak bir noktada birleştirip anne babalığın en zor görevlerinden birini yerine getirme girişiminde bulunmanız, karı-koca beraberce uygulamaya başlamanız güzel tabi. Hele çocuğunuzda fena dinlemiyorsa gayet hoş. Ancak aile ziyaretleri sırasında ve sonrasında kurduğunuz yapıcı sınır, kural ve limitlerinizin kaşla göz arasında limit açıcı yöntemlerle boş bir hal aldığını görebilirsiniz. Dikkat; sisteminiz en çok ev içinde verimlidir, ev dışında çocuğunuzu deliler gibi seven yakın aile bireyleriniz tarafından sallantıya uğratılması ihtimali her zaman vardır!

-Yaa!!! Lütfen biz böyle yapmıyoruz evde(mıy mıy mıy)
-Amaan kızım burası sizin ev değil bırak çocuğu... gibilerden müdahaleler mevcut limitlerinizin buruşturulup çöpe atılması ve yerine yenilerinin icat edilmesi için olanaklar sunar. İşimiz ne? Biz limit koyarız yakınlarımız kaldırır!

Artık ebeveynler farklı, çocuklar farklı, hayat farklı. Ceza sistemi upgrade edilip limit haline geldi. Karşımızda anlamaya, dinlemeye ve öğrenmeye son derece açık çocuklar olduğundan daha stratejik çözümler üretmemiz ve hem kendimize hem onlara güvenmemiz gerekliliği var. Tabi her zaman kendimize ve onlara dürüst olmak koşuluyla! Yine de piyasada bulunan onlarca kılavuz kitabı okuyup, en yetkili kişilere kulak vermek limit denen şeyi paaat paaat oturtturtmaya yetmiyor Zira teori pratiğe dönüşürken biraz sekteye uğruyor. Her çocuk farklı limitler gerektirdiği gibi her kitap bilgisi de size, çocuğunuza ve aile düzeninize göre revizyonlar istiyor. Dedim ya, işimiz zor! Mesele çocuğun her istediğine evet veya hayır demekte değil, onun da tıkır tıkır çalışan bir beyni olduğu ve her şeyi pek ala anlayabileceğini kabul ederek konuşma ve anlaşmaya daha çok vakit ayırabilmekte.

Mükemmellik Allah'a mahsus. Bence ana babalığında mükemmel olanı olmayacaktır. İlla ki bir yerlerde hata yapacağız. Önemli olan fark edip, kabullenmek. Çabalarımız ödül ve takdirle çocuklarımızın olumlu davranışlarını pekiştirmek üzerine odaklanırsa mükemmele bir adım daha yaklaşabiliriz.

Bu arada evdeki biber stokunuz yeterli değil mi?

Zümrüt

*Bu yazı "Bebeğim ve Biz" dergisi Temmuz 2006 sayısında yayımlanmıştır.

2006-08-28
Bu yazı 1053 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin