Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Ben Anneyim

Hava sıcaklığının 40 derece sınırında olduğu hayatımın en bunaltıcı yazlarından biriydi. Hamileliğimin son ayını Ağustos sıcağında Ankara’da geçirmek hiç de kolay olmadı.

O akşam yemeğini aylardır elimi sıcaktan soğuya vurdurmayan annemlerde yedik. Eve dönünce hiç de gerekli olmadığı halde giysi dolabımı düzeltmeye giriştim. Üst rafa uzanabilmek için o halimle sandalyenin tepesine çıkıp dolap mum gibi olana kadar bir güzel uğraştım.

Sabaha karşı üç sularında ani bir şekilde suyum boşaldı. Doğuma daha üç hafta vardı, sandalye tepesine çıkma gibi yapmamam gereken bir hareket yüzünden erken doğum “risk” olmaktan çıkıp başıma gelmişti. Hâlbuki hamileliğim boyunca kendime çok iyi bakmış ve her detayı o kadar dikkatli planlamıştım ki…

Hastaneye vardığımızda sancılarım sıklaşmıştı. Heyecanımı kontrol etmekte zorlanıyor, kendimi suçluyor, bebeğimin sağlığı için çok endişeleniyordum.

Altı saat sancı çektikten sonra, epidural anestezi uygulandı. Ameliyathane buz gibiydi, ama titremelerim üşümekten değil korkumdandı. Eşim saçlarımı okşuyor, doktorum beni rahatlatmak için durmadan konuşuyordu. Ne mümkün?

Operasyon başlar başlamaz gözümü duvardaki kocaman saate sabitledim. Zaman o kadar ağır ilerliyordu ki, saniyeler dakika, dakikalar saat olmuştu sanki. Tek istediğim oğlumun sesini duyabilmekti. Nihayet öğle saatlerinde minicik bir bedenden kocaman bir ağlama sesi odayı doldurdu.

Kollarım iki yana açık ama bağlı olduğu için ona doğru uzanamadım, oysa onu göbek bağı kesilir kesilmez kucaklamak istiyordum. Oğlum ilk müdahaleler yapılırken de ağlamaya devam etti. Hemşire temizleyip sarmaladıktan sonra yanıma getirdi. Suratı suratıma deyince birden sustu.

Mis kokusunu içime çektim, pespembe melek suratına baktım ve o anda, yaşamadan tahayyül edilemeyecek, kalbe sığmaz, cennetten düşme bir his içimi kapladı. Ben 22 Ağustos 2002’de anne oldum.

Anne oldum;
Daha önce kimseyi sevmediğim kadar çok sevdim. Onun o küçücük ellerine, suratına, kokusuna tutuldum; adeta âşık oldum. Gecem, gündüzüm, dudağımdaki tebessümüm, gözümdeki yaşım hep o oldu, hayatıma can kattı, sevdim.

Her türlü hastalıktan, beladan, kötü havadan, onu incitecek, üzebilecek her koşuldan sakındım. Dualarla önce Allaha emanet ettim, sonra “ben onun siperiyim, önünde, arkasında, baktığı her yerdeyim” dedim, korudum.

Doğduğunda küçücüktü, o kadar ki kucağıma almaktan korkardım. Önce emzirdim, sonra yemekler yaptım yedirdim, üstünü örttüm uyuttum. Emekledi, yürüdü, koştu, konuştu çocuk oldu, okullara gitti, abi oldu büyüttüm.

Ayakta durmayı, yürümeyi, yemeyi, temiz olmayı; insanı, hayvanı, doğayı sevmeyi, herkese ve her şeye saygı ile yaklaşmayı, sevdiğine sarılmayı, ailede birey olmayı, kurallara uymayı, bazen içinden geleni yapmayı, paylaşmanın güzelliğini, vicdanlı olmayı, kendini korumayı, gerekliyse özür dilemenin erdemini öğrettim.

Bir insan yetiştirme sorumluluğunun ne kadar büyük ve önemli olduğunu, emeğin değerini, sabrın selametini, çocuk kalbinin temizliğini, karşılıksız sevginin anlamını, yönetmeden yöneltmeyi, en büyük mükâfatın anne olmak olduğunu, onunla birlikte başarabilmeyi, desteklemeyi, mücadele etmeyi, anlayış göstermeyi öğrendim.

İlk kez anne dediğinde, kollarını açıp bana koştuğunda, her hastalık sonrası iyileştiğinde, kendini ifade edebildiğinde, sevdiğinde, sevindiğinde, sevildiğinde sevindim

Düştüğünde, kazalar geçirip yaralandığında, ateşlenip yattığında, içini çekerek ağladığında, birkaç günlüğüne de olsa ondan ayrı kaldığımda üzüldüm.

“Küçük o, daha anlamaz” denilenlerin hepsini anladığını fark ettiğimde, boyundan büyük laflar ettiğinde, sevgi kadar saygı beklentisi de olduğunu gözlemlediğimde, yeri gelip beni “ben varım ya” diyerek teselli ettiğinde şaşırdım.

Tempolu hayata, düzenli olmaya, takip etmeye, uykusuzluğa, yaratıcı ve yardımcı olmaya, anlamak ve anlaşılmak için çaba göstermeye, iyi bir gözlemci olmaya alıştım.

Anneyim. Onun için sağlar, kurar, donatırım. Sağlığı, güvenliği ve iyiliği için son kuvvetime kadar çabalarım. Hissederim, bakışından ne istediğini anlayabilirim.

Anneyim; almadan verebilirim. Katı olamam, ona dokunmadan duramam, gözünün bir yaşına dayanamam. Sarılmak, öpmek, koklamak için bahane aramam. İşimi, ismimi, kariyerimi, hiçbir şey ve hiç kimseyi ondan önceye koyamam.

Ben anneyim. Çocuğumun mutluluğunu isterim. Bundan sonra da onu çok sevecek, koruyacak ve büyüteceğim. Öğreteceklerim daha bitmedi, öğreneceklerim de tabi. Sevinecek günlerim olacak, belki hüzünlerimde. Oğlum daha çok şaşırtır beni buna eminim. Hazırım, onunla her şeye alışırım. Ben anneyim, hayatın anlamı başka benim için.

Son Olarak; sadece doğurmakla anne olunmuyor. Bakan, büyüten, çocuklara emek veren, onları kalpten seven tüm kadınların anneler günü kutlu olsun.

*Bebeğim ve Biz dergisi Mayıs 2008 sayısında yayınlanmıştır.

2008-05-05
Bu yazı 1415 kere okunmuştur.

NazlimNazlim

Zümrüt, yazdıkların için, böyle yazdığın, bir bir yazdığın, böylesi yazdığın için çok teşekkürler...Heer şeyi, herşeyi demişsin. Öyle sevdim ve anladım ki yazdıklarını. Gecenin bir vakti çalışıyordum, okudum duygulandım, kalktım oğlumun yanına gittim ona bir sıkı sarıldım. Şimdi yerime geri oturdum ve, ben anneler günlerinde bir sebepten hep buruklukla dolarım, bu defakine daha farklı bakabilmeme yardımcı olduğun için ayrıca teşekkür ediyorum. Anneler Günümüz kutlu olsun. İyi ki doğurdun :^) doğurduk :^)

Etrafımda senin, sizin gibi anneler oldukça paylaşmak; çocuklarımızla da yaşamak daha güzel. Daha nice nice anneler günü kutlamak ve büyükanne de olabilmek dileğiyle :)

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin