Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Balyoz Kuvveti


Sürekli misafir gelen bir evde büyüdüm ben. Hem anne, hem baba tarafından bir dolu akrabalarımız vardı. Sonra aile kadar yakın arkadaşları vardı annemlerin. Hani şu yüzyıllık arkadaşlıklardan, hani hem iyi, hem zor günler paylaşılan. Onlar da çok sık gelirlerdi.

Bir de komşularımız vardı. Bir numara, beş numara ya da ne biliyim on numaradaki güzel insanlar. Hah işte onlar da gelirdi. Soframız çoğu zaman kalabalık, şenlikli ve bol sohbetliydi. Mutfak hep telaşlı, cezvelerdeki kahveler de bol köpüklüydü.

Misafir olmayan sıradan bir günse eğer akşam yemeğine oturmak için mutlaka babamın işten dönmesini beklerdik. Sofralarımız düzenli ve hoştu. Annemin özenerek hazırlandığı, ailemizin etrafına toplandığı... Dedemleri hatırlamıyorum ama anneanne ve babaannem hep baş köşedeydi, onların sözü dinlenirdi.

Babam son derece şefkatli, her daim mantıklı ama bir o kadar da duygusaldı. Bir kere bile sesini yükselttiğini hatırlamam. Çok çalışan, ama her zaman evine, ailesine koşarak dönen, iyi yürekli ve cömert bu adam biz çocukları için mükemmel bir baba figürü oldu her zaman. O kadar çok takdir edilesi özelliği vardı, hatta o kadar iyi bir örnekti ki, hayatta herkesin kendisi kadar mükemmel olduğunu yanılgısını yaşayıp, tökezlememize bile sebep oldu kendisi.

Şekerim annem ... O da bir melekti. Çok da güzeldi. Şu an sahip olduğum karakteristik özelliklerin birçoğunu teslim aldığım, onu her daim bakımlı ve az buçuk da otoriter hatırladığım... Tüm kaygılı ve telaşlı hallerine rağmen sevdikleri için gözü kara, yiğit bir anneydi o.
Dünya güzeli iki abla, dayımlar, yengemler, bir dolu kuzen, Zekuş, harika yemekler, oynamak için emniyetli bir sokak, o sokakta beni bekleyen arkadaşlar, patenlerim, yakan top, sokağın sonundaki muhteşem park, bayramlar, düğünler, kebapçı ritüellerimiz, Şakran’da ki yazlık evimiz, kavuşmalar, sohbetlerle geçen güzel bir çocukluk işte. Şanslıydım ben...

Rengarek parlak kağıtlara sarılı çikolatalarla tepeleme dolu bir çanak çocukluğumun geçtiği eve dair hatırladığım en tatlı detaylardan biridir mesela. Azaldıkça annemin sürekli takviye ettiği... Hep ortada duran. Annem onu sadece misafirlere ikram etmek için ortada tutmazdı. O çanak bizim evin ağız tatlılığı idi. Hani misafirden misafire ortaya çıkarılan, misafir gittikten sonra kimse ulaşamasın diye en imkansız yere tıkılanlardan değil. Bir de o evle ilgili temizlik kokusu düşündükçe burnuma vuran...

Yaşım ilerledikçe geçmişten gelen hatıraların ne kadar çok etkisinde kaldığımı fark ediyor, insan hayatında çocukluk döneminin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anlıyorum. Benim gibi balık hafızalı biri bile bu kadar çok şey hatırlıyorsa.. diye düşündüğüm de oluyor. İşin ilginç tarafı bu hatıralar enteresan zamanlarda gözümün önünde belirip, bazı kararlarıma etki de ediyor. Hayret ediyorum; bugün mevcut hayatımın, kendi ev ortamımın, anneliğimin, kişiliğimin altında hep o yılların imzası var. Zaman zaman o yılların güzelliğini, o ahengi, o ortamı birebir kopyalayamamış olmak beni rahatsız bile ediyor, ister istemez mukayese ediyorum.

Oğluma aynen benim yaşadıklarım gibi bir çocukluk yaşatmaya çalışıyorum. Biliyorum ki çocukluğunda yaşadığı her şey, evde olup bitenler, şahit olduğu akrabalık, arkadaşlık, komşuluk ilişkileri, yemek yediği sofralar, annesi ve babasının özellikleri, kişilikleri, sözleri, hatta bakışları ileride onun önüne çıkıp, onun birçok davranışına zemin teşkil edecek. Farkında olmasa da yaşantısı etkilenecek.

Çocukluktaki yaşanmışlıkların manevi kalitesinin hayata etkisinin balyoz kuvvetinde olacağını unutmuyorum. Umarım benim oğlum da çocukluğuna dönüp baktığında “ Çok sevildim, eğlendim, öğrendim, korundum, ne güzeldi benim çocukluğum” diyecek. Bana düşen onun çocukluk yılları bagajına bol bol sevgi, şefkat ve güven yüklemek.

Ve evet, benim evimde temizlik kokuyor, sofralar donanıyor, paylaştığım kahvelerim köpüklü, ailem, arkadaşlarım ve komşularımla aram iyi, annem gibi bir anne olmaya çalıştım her zaman, oğlumla ritüellerimiz çok, salonda çikolata kaplı çanağım da var azaldıkça takviye ettiğim.

“İnsanın kendi evinde karnı kadar, gözü ve ruhu da doymalı” o zamanlardan öğrenip, şimdiki zamanıma aktardığım bir aile felsefesi. Bana yaşatılanları, yaşattırmaya çalıştığımın farkındayım artık. Güven dolu yıllar, sıcacık sevgi dolu bir yuva için aileme ne kadar teşekkür etsem az... Bunun için çok çaba sarf ediyorum. Bugüne kadar eksik kalan birşey oldu gerçi...

Ama hayatta hiçbir şey mükemmel olamıyor değil mi?

Bir düşünün bakalım çocuğunuz geriye dönüp baktığında size, ailenize ve evinize ait neler hatırlayacak?



 

2012-09-26
Bu yazı 2153 kere okunmuştur.

adadogaarslan

gec kalmışım bu guzel yazıyı okumaya.cok guzel bir yazı olmuş.bizim zamanımızda çocuklugumuz hep dolu dolu gecti yaşadığımız olumsuzlukları bile kahkahalarla anıyoruz.arkadaşlıklarımız da farklıydı sokakta oynardık.çokça misafirlerimiz olurdu.ben de çocuklarıma sıcacık içi kek kokan bir ev yaratmak istiyorum.oğlum eve gelince kokudan yaptığım yemeği tahmin etmeye çalışıyor ve en çok benim yaptığım tencere yemeklerini seviyor.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin