Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Bademcik, Geniz eti ve Muzlu Ekmek

Çocuklarımın ikisi de küçüklüklerinden beri ağızdan nefes alıp verirler. Burunları, Türkiye’de olduğumuz zamanlar haricinde genelde tıkalıdır. Doğrusunu söylemek gerekirse yakın bir tarihe kadar konunun üzerinde çok fazla durmadım. Lakin öyle çok etkileniyorlar gibime gelmedi !

Sağlıklarını düşünmektense geceleri horlayan 5 yaşındaki oğlumun bu horlamasına ileride hangi eş dayanacak acaba diye düşünüp hayıflandığımı da itiraf ediyorum. Cahillik işte, bazı şeyleri yaşayarak öğrenmek gerekiyor....

Geçen yaz yine Türkiye’ye gittiğimizde çocuklarının nefeslerinin kokmadığını fark ettim. İçtikleri, yedikleri şeylerin farklılığına verdim. Oğlan geceleri horlamıyordu, yanında yatıyor olduğum için yastığını düzeltebiliyor olmama bağladım bunu. 10 yaşındaki kızım Lara ‘ben burada daha rahat nefes alıyorum’ dediğinde de “deniz suyu işe yarıyor” diye yorumladım.

Tatilimiz bitip Sydney’e geri dönünce Lara’nın burun kanamaları arttı. Evet eskiden de kanıyordu ama daha seyrekti, hava çok sıcak olduğunda veya airconditionlu ortamda çok kaldığında oluyordu. Ama Ağustos itibariyle burun kanamalarımız haftalık bir rutine bindi. Hava sıcak olsun, soğuk olsun, gece, gündüz olsun, okulda olsun, gece yarısı uyurken olsun fark etmeden haftada bir kanamaya başladı. Ve nihayet bende ‘kızım elden gidiyor’ çanları çalıp, kafamı zonklatmaya başladı.

İlk önce pratisyen doktora gidildi, hatta gitmişken Kayra’nın da horlamasına da bir bakılsın dedim. Doktor ikisinide derhal bir KBB uzmanına sevk etti ama gel gör ki burada uzman doktordan randevu alabilmek bir mucize, durum ne kadar acil olursa olsun bir 4 hafta bekleme süreniz oluyor!!

Neyse, nihayet randevu günümüz geldi çattı. Lara’yı kontrol etti, burnundan aşağıya bir tüp indirdi ve "geniz eti çok büyük, büyük olduğu içinde burunda biriken akıntı geri gidemiyor, dolayısıyla içeride kuruyor bundan dolayı kanama oluyor. Aynı zamanda burun dokusu kalın, bu da bir tür saman nezlesi olduğunu gösterir" dedi.

Eee ne yapacağız peki? diye sorduğumda içinde steroid olan bir burun spreyi verdi, altı veya yedi hafta sonra gelin bir gelişme var mı görelim dedi. Kayra’nın üzerinde daha çok durdu. Bademcikleri çok büyükmüş ve bu horlama yaparmış. Horlama da derin uykuya geçisi engellermiş, derin uyku özellikle çocuklarda büyümeyi sağlayan en önemli unsurlardan birisiymiş. Horlayan bir çocuk iyi bir gece uykusu alamadığı için doğru dürüst gelişemez, yine uykusunu alamadığı için okulda algılama ve anlama problemleri yaşar, okulda başarısız olur, geceleyin uyuyamadığı için gün içerisinde sızıp kalır ve daha agresif bir kişilik sergilermiş...

Doktor bir anda Kayra’yı tarif etmiş oldu. Buna nasıl bir çözüm bulacağiz diye sorduğumda ‘aynı spreyi o da kullansın, bir dahaki randevuya bana horlamasının bir videosunu çekip getirin ama sanırım bademciklerini almamız gerekecek’ dedi.

Son altı haftadır düzenli olarak spreylerimizi kullanıyoruz ve harıl harıl her fırsatta oğlumu korkmasın diye ‘bak bademciklerin çok büyükmüş ve doktor amca baban kadar uzun boylu olup güçlü olabilmen için onları almak istiyor. İki gün senle ben hastanede kalacağız ve yatağımızın yanında bir düğme olacak, ona her bastığımızda bize dondurma getirecekler diye anlatıp duruyordum. Yavrum tamam deyip ameliyatı kabullendi.

Dün yeniden randevumuz vardı, ameliyat günü karar verilecek, herhangi bir gelişme olup olmadığına bakılacaktı. Kontrol sonunda çok enteresan bir şey oldu. Kayra’da ciddi bir gelişme olmuş dolayısıyla ameliyata gerek kalmamıştı. Evet bademcikler hala büyüktü ama kaydettiğim videolarda horlama azalmıştı. Dolayısıyla doktor gereksiz bir ameliyat yapmak yerine 3 ay sonra tekrar görmek istediğini belirtti.

Ama Lara’da hiçbir gelişme olmamıştı. Dolayısıyla doktorumuz vücütta hiçbir fonksiyonu olmayan geniz etini almaya karar verdi. Hem bademcik ameliyatından çok daha kolay bir operasyonmuş hemde iyileşme süreci çok daha kısaymış. Kısaca kendimizi Kayra için hazırlarken bir anda Lara’nın ameliyatı söz konusu oldu. Bir gece hastanede yatıp çıkacak. İki gün okula gitmeyecek belki bir kaç gün akıntı olabilirmiş ama bir haftaya kalmaz normale dönermiş. Bakalım Şubat’ın ilk haftası yaşayıp göreceğiz.

Siz siz olun böyle uyku bozukluklarını veya ağızdan nefes alıp vermeyi hatta hatta horlamayı sakın küçümsemeyin, derhal doktora danışın. Bu ve bunun gibi küçük problemler çocuğunuzun gelişimini çok  etkileyebilirmiş!

Tabi şimdi maaile Lara’yı şımartma ve mutlu etme çabalarına girmiş durumdayız. İşe ilk olarak kahvaltıda olsun, akşamüstü olsun yemeye bayıldığı Banana Bread yani muzlu ekmek yapmakla başladım. Bunu Avustralyalılar genelde dilim dilim kesip ekmek gibi kızartıp üzerine tereyağ sürüp yemeyi tercih ediyorlar, ben daha hala o kadar Avustralyalaşamadığım için kek gibi yemeyi tercih ediyorum!

 

115 gr. tereyağ (dışarıda yumuşamış)
1 cup toz şeker
2 yumurta
3 olgun muz, püre haline getirilmiş
1.5 çay kaşığı tarçın
2 çorba kaşığı süt
1 çay kaşığı vanilya
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı nutmeg (nedir bunun Turkçesi)
1 çay kaşığı kabartma tozu
2 cup un

*Diktörtgen bir kek kalıbı yağlanır ve fırın 180 dereceye ayarlanır.

*İlk önce tereyağı ve şeker 3 dakika köpük köpük olana kadar mikserle çırpılır. İçine yumurtalar birer birer  ilave edilip çırpılmaya devam edilir.

*Bir başka kabın içinde püreleştirilmiş muzlar, süt, vanilya, tarçın ve nutmeg karıştırılır. Bu karışım tereyağlı karışım ile birleştirilir.

*En son kuru malzemeler teker teker ilave edilip çırpılmaya devam edilir. İstenirse bu aşamada öğütülmüş ceviz de konulabilinir.

*Kek kalıbına dökülüp 50- 55 dakika pişirilir.

Afiyetle ve sağlıkla kalın.
 

2012-01-19
Bu yazı 2889 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin