Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Aradaki Yer

Tarçınlı çörek tarifi arıyordum. Güzel bir tane. Evde sıcak tarçın kokusu dolaşsın istemiştim.
Aşağıdaki yazı karşıma çıktı. Okudum, içim ısındı. Siz de okuyun istedim.
Çevirdim sadece. İki taraf da pişsin diye ;)
Olsa olsa bir tutamcık da susam serpiştirmişimdir üzerine, haddim olmayarak.
Buyurmaz mısınız, sıcak sıcak.
__________________________________________________________________________________
ARADAKİ YER
~Bob Perks
“Bundan mükemmel olamaz. Sevdiğiniz sabah havası. Henüz pişmiş tarçınlı çöreklerin kokusuyla dolu oluşu da cabası. Bu evin busu, bu çörekleri yok mu…dillere destandır.

Pastane çöreklerinden değildirler. Onlara benzemezler. Daha doğrusu, onlar bu çöreklere benzemezler. Bunlar annemin, çocuklarımın da büyükannelerinin çörekleridir, o yapar bir tek. Önünüze gelmesi daha uzun zaman alır ona ne şüphe, ve ne zahmetler ne zahmetler. Ama başka çörek aramazdık, çörekten biz bunu anlıyoruz…

Ne zaman gelsek ziyarete buraya, biraz geç yatarız. Yol yorgunluğundan değil. Mahsus öyle.
Yoksa, topu topu birkaç saat uzakta evimiz, şuracıktan gelmesi, nedir ki.
Yatıya kalmamız da şart değil aslına bakarsanız. Günübirlik olabilirdi pekala. Ama kalırız her defasında, iyi sebeplerimiz vardır.

Burası “ev”. Tatlı ev. Evinizi ziyaret etmezsiniz. Olsa olsa, zaman zaman ona dönersiniz. Onu yeniden yaşarsınız. Dedim ya, çörekler. Sabahın erken saatlerinin o bildik, güzelim kokularını, kabaran kızaran hamur, yükselen tarçın kokularını, içinize çekersiniz. Belki de onlar sizi içlerine çekiyordur, bilebilir misiniz. Şimdi annenizin, çöreklerinin üzerinde gezdirmekte olduğuna bahse girebileceğiniz tatlı beyaz glazürün çok az sonra çenenizden çocuksu çocuksu damlıyor olacağı düşüncesi bile çocukça bir, yuvarlana yuvarlana aşağı inme isteği doğurur içte. Sevinçten. Yuvarlanmaz, biraz daha kalırsınız yatakta yine de. Maksat evin tanıdık, hatırınızdaki seslerini bir daha duymak. Bir zamandır kulağınız oradadır zaten, tıpkı burnunuz gibi. Merdanenin bir ileri bir geri hamarat hamarat gidişi gelişi, fırın kapağının kapanışı , tabaklardan gereken kadarının kalanlardan ayrılırken, masaya konurken çıkardıkları usul usul çıngırtılar. Fincan tıkırtıları. Ve nihayet, kapağın açılışı, tepsinin fırından dışarı kayarcasına çekilişi alınışı. Artık ayağa dikilmenin vakti gelmemiş midir. Geçiyordur bile, fırlar kalkarsınız.

Evdesiniz.
Çocukları kaldırırsınız. Bu kadar kolay olacağı kimin aklına gelirdi. Halbuki bunda bilemeyecek ne var, siz burada mutlu, istekli çocukluk günleri geçirdiyseniz eğer, onların da buradaki günleri öyle geçecektir. Merdivenlerin ortasına gelmişken bir an için durmak, taze kahve kokusunu içinize çekmek istersiniz, zira bu da, kimsenin bildiği gibi değil. Sıradan hiç olabilir mi, nasıl olsun ki, anneniz, babanızla evlendiklerinden bu yana kahveyi bu eski, bu güzel, işinin ehli makinada yapıyordur. “Şu yeni çıkan son model pek aynalı zamazingolardan çook iyi gene!” der hemen, sorsanız. Bir an için kalbinizin yerinde bir çörek varmış da yanıyor gibi hissedersiniz, babanız olmadan nasıl geçiyordur günleri.

Şimdi herkes kahvaltı sofrasının etrafında toplandı, yoksa “çöreklendi” mi demeliyim. Birbirimizle çevrelendik. Çörekler oradalar rulo rulo, ondan mı olsa gerek, biraz hipnotize olmuş gibiyiz halimize bakarsanız. Hepimizin gözü büyükannede. Dört çift göz, her bir tarçınlı çöreği spatulasıyla hafif titrekçe olsa bile ustaca hareketlerle alıp, her birimizin önündeki tabağa koyuşunu izliyor. Böylesi zamanlarda içinizden öylesi gelir gelmesine, ama öyle kurt gibi saldırmazsınız. Üzerlerinde gezdirilmiş, çok gezmiş çok bilen o tatlı beyaz glazür var ya o tatlı beyaz glazür, eriyip kenarlardan akışından gözünüzü almaz, biraz bunun tadını çıkarmayı, sabretme pahasına göze alırsınız. Öyledir bu çörekler, öyle böyle değildirler.

Akıldan işlem yapar gibi, kafanızda silip süpürmüşsünüzdür bile, lakin, karnınız zil çalıyor. “Daha fazla dayanamıyorum!”
“Cennetsi!” der eşiniz, lokmasını keyifle yuttuktan sonra. Gözlerinde “Ben böylesini , neredee, yapamam” diyen bir bakış.
Sizin ağzınızdan “Anne sen, bir meleksin” sözleri dökülür, ağzınız dolu dolu.

Sonra, en büyük soru, en küçük olandan gelir: “Büyükanne, cennete gittiğinde de ziyaretine gelebilecek miyiz?”
Büyükanne spatulasını servis tabağının kenarına bırakır, çatalını eline alır. Çöreğine batırırken der ki “O zaman ben sizde ziyarette olacağım”.
En küçük olana, ondan biraz büyük olan da katılır bu sefer, büyük merakla: “Büyükanne, nasıl?”

Çöreğinden ilk ısırığını alır, çatalını yerine bırakır, bakışları sizi atlar, torunlarına döner büyükanne. Gülümseyerek, işaret parmağını önce en küçük olanın, sonra ondan biraz büyük olanın kalplerinin üzerine koyar “İşte tam buranızda olacağım gittiğimde” der. “Ne orada, ne burada, ikisinin tam arasındaki, bu yerde. Ne zaman çağırsanız”.

Çok hoşlarına gider bu iş. Çörekler de, çok güzel.
Göz göze gelirsiniz. Bir kez daha, inanırsınız annenize. ”

Güzel bir tane tarçınlı çörek tarifi de buldum sonra. Onu da paylaşmak istiyorum gitmeden.
Bu miktarda yağ, şeker, un kalbe dokunmaz mı. Dokunur dokunmasına. Diğer taraftan, çocuklarımızın -ve çok ileride de torunlarımızın- kalplerine, yazıdaki büyükanneninki gibi dokunuşlar bırakacaksa...arada bir olmak kaydıyla:

Dörtte bir bardak su
Bir bardak süt
Yarım bardak eritilmiş tereyağı
Bir büyük, oda sıcaklığında, ve çırpılmış yumurta
1 çay kaşığı vanilya, yarım çay kaşığı tuz.
Yarım bardak şeker
Dört buçuk bardak un
Bir poşet kuru maya (iki buçuk çay kaşığı)

Tereyağ kısık ateşte eritilir, su ve süt de ona ilave edilir, Ilıklaşmaya bırakılır.
Diğer malzemeler, sırayla eklenir. Hamur karılır. Kısa bir süre dinlenmeye bırakılır..

Bu arada:
Bir bardak kahverengi şeker
Beş yemek kaşığı tarçın bir kasede birbirine yedirilir.
Yarım bardak tereyağı, oda sıcaklığına getirilir.

Hamur hafifçe unlanmış zeminde dikdörtgen biçiminde açılır. Bir spatulayla tereyağ hamurun üzerine sürülür, tarçın-şeker karışımı serpiştirilir. Rulo yapılır. Eşit dilimler halinde, şeklini bozmadan kesilir. Ne çok ince ne çok kalın. 15 rulo çıkar.

Fırın kağıdı serili tepsiye kenarlardan başlayarak biraz aralıklı aralıklı dizilirler. Bir saat gibi bir süre mayalanmaya bırakılırlar, Birbirlerine değecek kadar kabarmış olmalılar. 20-25 dakika kadar, fırının orta katında orta bir ısıda, güzel bir renk alana kadar pişerler. Fırından çıkarıldıklarında 10 dakika beklenip, istenirse üzerlerinde bir glazür gezdirilir.

(Glazür için de: yarım bardak krem peynir veya labne, bir bardak pudra şekeri, dörtte bir bardak eritilmiş tereyağ, yarım çay kaşığı vanilya özütü veya portakal yağı, akışkan bir kıvam alana kadar çırpılıyor).
 

2012-02-27
Bu yazı 2504 kere okunmuştur.

Sevinç Yılmaz

Bu akşam ilk iş bu çöreği yapacağım evimde. Mis gibi kokacak eminim. Bu arada annem hep iyiyim diyor ama biliyorum babamı 10 aydır çok özledi.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin