Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Anneler Rahat Etsin!

Benim yazılarımın çoğu Avustralya'da çocuk yetiştirmek ile ilgili olacak herhalde. Burada Lara'nın gittiği kreşlerde verilen eğitimleri, hocalardan aldığım tavsiyeleri, Türkiye'ye her gittiğimde gözlemlediğim farklılıkları aktaracağım.

Her yıl, Türkiye'de yaz burada kış iken 2-3 aylığına Türkiye'ye gitmeye çalışıyorum. Bir taşla iki kuş vurulup, hem aile, eş dost görülecek hem de doya doya köpekbalığı korkusu olmaksızın denizlerden istifade edilecek. Tabi bu seyahatlerin eşime söylenen mazereti "kızı burada kış havasına tabi tutmak istemiyorum, geçen sene ne çok hastalandık, hem babaannesi de özlemiştir şimdi"! Esas amacı ise; "o kadar güzel olaylar yaşamalıyım ki dönüşte anlatacak çok güzel hikayelerim olsun. Böylece eşimi temelli dönmeye daha rahat kandırabilirim"!

Doğal olarak anne olduktan sonra gözüme ilk çarpan şeyler her iki ülkedeki çocuklara yönelik durumlar, düzenler, sistemler ve yerler oluyor.
Benim yaşadıklarım aşağıdaki gibi traji komik olaylar.

Lara ile yalnız ilk uçak seyahatimizi kendisi 6 aylıkken yapmıştık. Önümüzde Sydney-Singapur-Dubai-Istanbul-Ankara gibi aşılacak korkunç bir yolumuz vardı. Kazasız, belasız, tatsızlık olmadan yaklaşık 24 saat uçarak İstanbul'a geldikten sonra problemler başladı. Seyahat eden anneler bilirler, pusetlerimiz uçağa en son alınır ve uçaktan indiğiniz anda sizin önünüze gelir, bunun amacı bebek, bebek çantası, normal çantanız ve daha bilumum yükünüzden sizi bir an evvel kurtarıp rahatlatmaktır! Ben İstanbul'a indiğimde elimde 2 çanta, bir çek çek ve bir bebekle yaklaşık 15 dakika bekledikten sonra orada çalışan görevlilerden biri "neyi bekliyordunuz siz?" diye sordu, bende "pusetimi" cevabını verdim, adam "buradan alamazsınız, onu diğer bagajlarınızla alacaksınız" diye cevap vermez mi? Öyle bir "ANLAMADIM!" demişim ki, birden başıma 2-3 görevli üşüşüvermişti. Ne yazık ki çok yorgundum dolayısıyla söz düellosuna girişmedim, sadece homurdana homurdana kucağımda kızım arkamdan yürüyen bir görevlinin elinde 2 çantamız ve çek çekimiz ile bagajlarımıza doğru yola koyulduk. Ve yine tahmin edilebileceği gibi pusetim en son uçaktan çıkan şeydi! Geçen sene ki Türkiye seyahatimde yine tam aynı olay yaşanacaktı ki, bu sefer tecrübelerimden yola çıkarak direk yabancıların önünde İngilizce bağırıp çağırmaya başladım ve iki dakika içinde pusetim önüme açılmıştı!

Bir diğer dikkatimi çeken unsur,( belki şimdi değişmiştir Türkiye'de ama bu yazdıklarım sadece 2 yıl evveline gidiyor) bebek/anne odaları ile ilgiliydi. Burada bütün alışveriş merkezlerinde (her katında, merkezin büyüklüğüne göre 1 veya 2 tane muhakkak vardır) ve büyük dükkanlarda "bebek/anne odaları" vardır. Bu odalar olabilecek en güzel pastel tonlarında boyanmış, annelerin rahatlıkla emzirebileceği bölmeler, bebeklerin altlarını değiştirebilecekleri masalar, lavabolar, kardeşlerini beklerken ağabeyler, ablalar sıkılmasınlar diye oyuncaklar, çocuk tuvaletleri, süt/yiyecek ısıtmak için mikrodalga fırınları içermektedir. Dediğim gibi bu standarttır, ister bebeğinin altını değiştir ister tuvalete götür, bir anne için çok büyük bir rahatlıktır. Doğal olarak zamanının çoğunu alıveriş merkezlerinde geçiren benim gibi anneler için de bulunmaz bir nimettir. Ve yine doğal olarak Türkiye gezilerimde de aynı tür servisi alacağımdan hiç şüphem olmaksızın annemlerle Ankara Bilkent Ankuva Alışveriş Merkezi'ne ilk gittiğimizde bazı ufak şeylerin kıymetini aslında hiç anlamadığımızı fark ettim. 7 aylık kızımın altını değiştirmem gerektiğinde oradaki görevlilere bebek odasının nerede olduğunu sormuş, alt katta cevabını alınca biraz duraksamış ama yine de kararlı bir anne olarak merdivenlere doğru yol almıştım. Görevlinin alt kat diye tanımladığı yere yaklaşık 30 basamakla iniliyordu, bir anne, hem puseti, hem bebeği, hem çantayı vs nasıl taşıyacaksa 30 basamak? Yapılacak şey yok, yapanlar utansın dercesine, ben de kızımın altını herkesin ortasında pusetinin içinde değiştirdim, etraftan ayıplayan cık cık gibi sesler çıkaranlara, da ne yapalım değiştirme yeri yapmamışlar dedim. Bir dahaki sefere kızsız Bilkent'e gittiğimde merakımdan dolayı aşağıya inip bebek odası diye tanımlanan odaya baktım, loş, sadece bir sedir/yatak bozuntusu olan bir odaydı.

Aynı olayı yine benim gibi burada yaşayıp ailesini İstanbul'da ziyarete giden bir arkadaşım Akmerkez'de yaşamış. Çok mu zor bir şey şu anneleri biraz olsun rahat ettirmek, hayatlarını biraz olsun kolaylaştırmak?

Daha çok fark var tabi ama yavaş yavaş yazacağım.

2006-07-06
Bu yazı 1055 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin