Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Anne Olmak

İlkim Öz Tan'ın "Anne Baba Olma Sanatı" adlı kitabından...

Anne Olmayı Nasıl Öğreniyoruz?
Davranış bilimcilere göre anne olmak duygusu bir içgüdü, ama aynı zamanda kendi annemizi model alarak öğrendiğimiz bir duygu ve davranış örüntüsü. Küçük kız çocuklarınınoyunlarını gözlemlediğimizde, kollarında oyuncak bir bebek ve onu yedirip içirdiğini, uyuttuğunu görürüz. Küçük kızlar evcilik oyunlarında hep anne olur, bebeklerine bakar ve onları korur. Burada hem içgüdüsel bir motivasyonun hem de model alma davranışının birlikte yaşandığını görüyoruz.

Ama annelik zorunda olarak öğrendiğimiz bir duygu ve davranış değil; anne olduktan sonra, anne olmayı ve anne olmanın getirdiği sorumlulukları unutmak gibi bir seçeneğimiz de yok. Anne olmak, Yaratan'a en yakın olmak; anne olmak, kendinden olan o parçaya ömür boyu göz kulak olmak; anne olmak, yaşamın en büyük sorumluluğunu almak; anne olmak, fedakarlıklara açık olmak; anne olmak, çocuğunun hem fiziksel hem de kişilik gelişimine en olumlu katkıları sağlamak için çabalamak; anne olmak, çocuğunu sınırlamadan gelişmesine olanak tanımak; anne olmak, çocuğuna hayatın kurallarını öğretmek, ama öğretirken de onu ürkütüp korkutmamak, iç dünyasını zedelememek; anne olmak, çocuğa istediklerine ulaşabilmesi için ihtiyacı olan güveni vermek, ama onu şımartmamak.

Yani anne olmak, çok hassas bir çizgide dikkatle yürümek gibi. Yapılan her hata size geri dönüyor. Hayatın bu kulvarında, geri dönüşü olup da kendi kendine düzelen bir hata ne yazık ki yok. Fatura hep kesilmekte!

Anne için Dün ya da Yarın Yoktur, Sadece Şimdi Vardır

Annenin "şimdi böyle oldu ama bir dahaki sefere yapmam" gibi bir şansı " yarın düzeltirim" gibi bir alternatifi yok. Anne olduğunuzda ne geçmiş ne de gelecek, sadece şu an önem kazanır. Çünkü yapılan ve yapılmakta olan her şey şu andadır. Şu anda çocuğunuza sevgi veriyorsunuz; "dün onu sevmiştim, bugün dursun, yarın yine severim" diyemezsiniz. "Sabah karnını doyurmuştum, şimdi geçsin, bir de akşama yediririm" diyemezsiniz. "Bugüne dek ona çok ilgi gösterdim, biraz dinleneyim, haftaya yine ilgilenirim" diyemezsiniz. "Dün onu gezdirmiştim, yeter, yarın yine gezdiririm" diyemezsiniz. "Dün derslerini kontrol etmiştim, iki gün sonra yine derslerini kontrol ederim" diye erteleyemezsiniz. "Dün ona disiplinli olmanın yollarını göstermiştim, nasılsa aklında kalır, birkaç ay sonra yine hatırlatırım" diyemezsiniz.

Anne için dün ya da yarın yoktur, sadece şimdi vardır. Çocukla şimdi ilgilenilmeli, karnı şimdi doyurulmalı, şimdi uyutulmalı, parka şimdi götürülmeli, dersi şimdi kontrol edilmeli, oyun şimdi oynanmalı, şimdi sevilmeli, sevgi sözcükleri şimdi söylenmeli, şefkat şimdi gösterilmeli, kısacası her şey ama her şey şimdi yapılmalı. Tırnağını yiyorsa, altına kaçırıyorsa, içine kapanıyorsa ya da hırçınlık yapıyorsa, yani sorunları varsa, çözüm şimdi bulunmalı, asla ve asla ertelenmemeli.

Çocuk şimdide yaşar. O halde anne de şimdide yaşamalı. Bu belki de, anne olmanın en zor yanı. Şimdiyi yakalamak ve çocukla o anda birlikte olmak. Zaten annelerden gelen yakınmalara baktığımızda bunu çok net görebiliyoruz.

Anne Olmayı öğrenme sürecine zamanın etkisi

Bebeğimiz henüz doğmamışken, ona tüm zamanımızı ayıracağımıza dair kendi kendimize söz veririz. Bir süreliğine bu sözümüzü yerine getiririz de. Ancak burada sözümüzü yerine getirten koşul bebeğimizin kendisidir. Çünkü hiç durmadan acıkır, uyur, ağlar, gazı vardır, altını kirletir, yani annesini zorunlu bir ilgiye iter. Bebek büyümeye başladığında, memeden kesildiğinde, kendi kendine yürümeyi başardığında ve isteklerini ifade etmeye başladığında anneye doğal olarak biraz daha geniş zaman kalır. Günümüz koşulları gereği anne eğer çalışmak zorunda bir anne ise, vicdan azabı, suçluluk duygularıyla dolu bir süreç başlar, çünkü aman artık annenin ve çocuğun aleyhine işlemeye başlamıştır. Burada daha çok, çalışan anneyi ve çocuğunu göz önüne alıyoruz, çünkü çalışmayan annelerde bu sorunu daha az gözlemliyoruz.

Anne olmayı öğrenirken zaman bu öğrenme sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Anne işine daha çok odaklandığı için, en azından buna zorunlu olduğu için çocuğa ayrılan zaman da doğal olarak azalıyor. Oysa, çocuğun annesine olan gereksinimi kaçınılmaz. Özellikle ilk üç sene çocuk annesinin ilgi ve sevgisine her zaman olduğundan daha çok muhtaçtır. Çocuk evden işe giden annesini kendisini terk etmiş gibi hisseder ve çeşitli duygu, düşünce ve davranış bozuklukları geliştirebilir. Anne yoksunluğu çeken çocuk annesinin arkasından feryat figan ağlar ve çok zor susup sakinleşir. Bu arada anne de elbette duygusal anlamda epeyce yıpranır.

Koşulları değiştiremiyorsak koşulları iyileştirme olanağımızı kullanmalıyız. Yapmak zorunda kaldığımız eylemlerden arta kalan zamanı nitelikli yani kaliteli biçimde geçirebiliriz. Çalışmak zorunda olan anneler işlerinden arta kalan zamanı çocuğu ile nitelikli ve verimli saatlere dönüştürebilir.

Her şeyden önce şunu bilmelisiniz ki, bu koşulları sadece siz yaşamıyorsunuz. Yalnızca ülkemizde değil, dünyann pek çok yerinde pek çok anne aynı koşullarda benzer duyguları ve suçlulukları yüreğinde taşımakta. İnsanın yaşadığı zorlukta tek başına olmadığını bilmesi biraz da olsa rahatlatıcı bir durum. En azından, "Bu bir tek benim başıma gelmiyor" demek bile annenin yüreğindeki sıkıntıyı az da olsa giderebiliyor. Eh, hem zamanla yarışmak hem de anne olmak kolay değil.

www.ilkimoztan.com

Yukarıdaki metin İlkim Öz Tan'ın "Anne Baba Olma Sanatı" adlı kitabından izin alınarak kullanılmıştır.

2006-09-18
Bu yazı 1802 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin