Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Anlatılacak Birşeyler...

Babamı kaybetmemizden sonraydı. Kaç kere içimden geçirmişimdir. Annem kedileri sever, yıllar önce bir kedisi varmış, bir kedicik götüreyim. Çünkü bana öyle geliyor ki evde bir can, atan bir kalp daha, yalnızsanız ve yarınızı, yarınınızı kaybetmiş gibiyseniz, neredeyse herşeydir. Kalkmak için, yerinizden kalkmak, sabah kalkmak için bir sebep; yıllar sonra, en tatlı tarafından, bir sorumluluktur. Hayatla bir yeni bağ.

Anlam katar. Anlatacak şeyinin olması demektir insanın. Evlatlar uzakta, kedicikse yanıbaşta. Bir demirbaş. Tatlı, değişik, birçok şey yapacak gün boyu. Bir ses, bir nefes. Çok istedim götüreyim. İstemedi, annem çok inatçıydı, anneler çok inatçı olabiliyorlar. Ne yakınımıza taşınmak, ne yanında bir yardımcı olsun, istemedi. "Yalnızlığı öğrenmeli, alışmalı, yapabilmem lazım" dedi. "Durun bakalım, başlarda tabii olmayacak. Kediye gelince, severim sevmesine, gençken kedim oldu, ama istemem sakın ha alıp gelme, başa çıkamam, kumu, tüyü zor olur bana. Sonra. Belki sonra."

Bir kedicik çok şey değiştirebilirdi halbuki. Fena mı olurdu kahverengi bir kedicik. Yorgunluk kahverengisi. Yorgun bir kalbe iyi gelirdi. Kalkmak için bir sebep. Bensiz yapamaz, ne yer ne içer duygusu. Kalkınca günaydın denilecek bir can; sıcaklık yayan, mutfakta çarpışabileceği. Ve anlatılacak şeyler.
Kalbine iyi gelecekti. Ayak bağı? Olurdu olmasına; olurdu ne güzel.

Ben bunları yazıyorum, üzgün hissediyorum tabii, Feyzo, -köpeğimiz, benim öbür oğlum, sanırım dönüp dolaşıp size sık sık anlatacak olduğum bu evdeki can, aileden.-, gelmesin mi, çenesini masama koymasın mı, bir patisini de dizime. Durabildiği kadar duracak öyle. Hissetmiştir de gelmiştir. İşte böyle anlardan bahsediyordum ben de tam...Sandalyemin altına yattı şimdi de. Yanındayım diyor cümle kullanmadan. Anlatacak o kadar şey var ki hakkında. Ne çok konuşuyoruz onunla, ve ondan. Evde birbirimize, değilken biz birilerine, başkalarına, ondan bahsetmek istiyoruz mütemadiyen. Nasıl bir şeyse. Aklımızı onunla bozmuş olabiliriz her an :) veya, kalbimizi onunla düzeltmiş, bilmiyorum. "Bugün parkta Bihter'e kozalağını verdi, kimselere vermez ona verdi. Sonra konuşmadan çimde uzandılar yanyana ikisi uzun uzun. Etraflarına bakındılar". "Bu mamasını çok sevmiyor, öncekini nasıl iştahla yerdi, havada uçuşurdu mamalar hatırlasanıza". "Sıcaklardandır, dokunuyor.". "Burnun kurumuş Feyzo, susadın mı sen oğlum". "Oktay Baba, Feyzo bugün camdan bakarken sizin arabanın arkasına parkeden nursuz adamı görünce bir havladı, nasıl havlamak, titreye titreye böyle!". "Hayır Feyzo sen yemeğini bitirdin, başka yok, şimdi anne baba abi yiyecek".
Böyle böyle, dolduruyor hayatı, boş olduğundan değil. Silmeyken tepeleme dolduruyor. Başlıbaşına bir karakter ve başlıbaşına bir karakteri anlamaya da, anlatmaya da nereden başlayacağınızı bilemezsiniz. Hergün yeni bilgiler eklenir onun hakkındaki dağarcığa. Onun hakkında en sevdiğim şey ne mi mesela, hangi birini söyleyebilirim ilk evvela. Galiba, bütünüyle gerçek oluşu. Yalan yok. Yok. Can Yücel'in "Hayatımızda ne kadar az yalan olsa o kadar iyi" sözünü bilir misiniz. Hiç olmadığını düşünün bir de. İşte öyle bir şey.

Zamanla, giderek çok, sevdi bizi, bağlandı, saydı. Bunu, sanki alt yazı geçiyormuş gibi okuduk anladık hallerinden. Ve hiç üzmemeye dikkat ediyor, özen gösteriyor, en etkileyen tarafı ise bu beni. İnanılmaz, yapabileceği ne yaramazlıklar var, yaptı da bebekken, yapmıyor, gördü ki üzüldük yorulduk, tercihini bu yönde kullandı, söyler misiniz nasıl etkilenmeyeyim. Kalbinizi kırıp kırmadığını umursamadan konuşan ve davranan onca insandan sonra, böylesi hissetmek cennetsi. Onunla herşey sanki günlerden Pazarmış, sabahmış, gün önümüzde uzanıyormuş gibi rahat. Rahat bir koltuktayız sanki hep, güneş de vurmuş, içimizdeki en iyi biz ortaya çıkmış. Neden, çünkü o dost. Biri sizi tanımaya uğraşıyor, buna vakit buna mesai harcıyorsa, üzüleceğinizi bildiği şeyleri yapmaktan kaçınıyorsa sevineceğinizi bildiği şeyleri yapmaya uğraşıyorsa, kıymıyorsa, kıyamıyorsa dostunuzdur. Olup olacak mesafe kızgın kumlardan serin sulara kadarki kadar, o kadar.

Saygımı, saygımızı nasıl kazandı peki, veya kızılderililerin tabiriyle ne gün bir tüy kazandı. Ameliyatından sonra. Birini en zor anlarındaki ve anlarınızdaki tepkilerinden tanıyabiliyorsunuz. Onun çok zor bir günüydü. Dimdik ayakta durmaya çalıştığını gördüm. Bu, gurur. Bize kırıldığını belli etti, ama sadece kısaca, uzatmadı. Bu, olgunluk. Yarasını korumak için iki seçenek vardı, çanak antene benzeyen yakalıklar vardır bilirsiniz, taktırmadı onu, tayt giymeyi kabullendi, iyiliği için madem, çok rahatsızdı onun içinde biliyorum, ama izin verdi, giydi, etrafını görememekten iyidir. Bu, uzlaşmacı yan. Sabah uyandığımızda taytın çok güçlü iki çıtçıtını nasılsa açmış, gece boyu uğraşmış, nasılsa o taytı çıkarmayı başarmıştı. Sessizce, ve kararlı. Adeta Houdini; çıkarmış, koymuş. Bir katlaması eksik. Bu, azim; bu, onun özgür ve burnunun dikine tarafı biraz da. Saygımızı o gün ve o gece kazandı işte. Üzerine çok kereler de, sağlamlaştırdı. Sen neymişsin be abi, o gün demiş olmalıyız, evet.

Sevgimize gelince, daha çok artamaz diyoruz, artıyor ama işte. Biz zaten sevecektik çok, o bir de üzerine kendini sevdirdi. Komiklikleri, tatlılıkları, sayısızdır, dakika başı. İyi ki var. İyi ki karşılaşmışız. İyi ki burada, herşeyin içinde, ben çekmeceleri yerleştirirken, bilgisayar başında çalışırken, film seyrederken, kitap okurken dibimde. Yamacımda. Oğlum ders çalışırken, sırtüstü yatmış ellerini başının altında kavuşturmuş müzik dinlerken onun yanıbaşında, yanıbaşında ne kelime, biliyor ki başının üstünde yeri var, o da başının üzerinde, bir kere olsun, kazara olsun, canını acıtmışlığı yoktur, şefkatle bakar Tunç'a, sanırsınız büyüğü, sanki abi olan o. Nasıl bir insan olmasını isterim büyüdüğünde, ona Feyzo bunu daha iyi anlatıyor, efendi gibi, güçlü, cesur, dürüst, sorumlu, sıcak. Eşimle, ayrılmaz bir ikililer. O maceradan bu maceraya.

"Bugün dolaşırken takkeli bir yaşlı amca bastonuyla Feyzo'yu dürtmeye kalktı, ne cür'et, büyüğüm olmasa..". "Şeytan görmüş gibi kaçtı bir grup kız suratları bembeyaz, artık neler öğretiyorlarsa köpekler hakkında". "Kuyruğunu biz kestik zannedip kızdı bir teyze, dedim hayır, onun doğuştan öyle lüle gibi birşey". "Yerde bulduğu birşeyi kaşla göz arasında yedi gene seninki bu akşam, yarın gör, karnı guruldayacak gurul gurul". "Siz yokken Tunç'un küçüklük palyaço burnunu yedi". "Gelmek bilmedi, onun için iki buçuk saattir yürüyüşteyiz, helak oldum!". "Bu sabah dayanamadım girdim odasına uyandırdım". :) Bu gözler bir gün sırtında Feyzo, bisikletle gittiklerini de görecek korkarım :)

Üçümüze de yetişiyor. Girmeseymiş hayatımıza, bir yanımız boş kalacakmış, hep bir türlü anlam veremediğimiz bir eksiklik, bilemeyecekmişiz ne. Önümüzdeki hafta bir yıl dolacak, onunla geçirdiğimiz ilk yıl. Daha çok gibiydi. Zaten, köpek yılıyla yedi eder. İlmini kaptık iyice birbirimizin, vallahi kaptık. Hiç bir dostla bu kadar uzun zaman geçirmedim. Hep beraberdik, hep öyle olalım. Sevdiğimiz şarkılar var, ona bestelediğim komik şarkılar, sever duymayı. Onlarca adı var. Efendi. Müdür. Güllaç. Muşmula. Buruşuk. Ütüsüz. Lokum. Hindistan cevizli, güllü lokum, pembe beyazdır çünkü. Marshmallow. "Pireler uçuşsun! Sabah görüşürüz!" denmeden ve öpülmeden sarılınmadan katiyen uyumaz.

Ona hiç numara öğretmedik. Bilerek. Sadece, bize göre, insan dostuna numara öğretir mi. Ondan öğretmedik. Ama, güvenliği için ve ortak düzenimiz için ne öğrettiysek anladı ki önemsiyoruz çünkü önemli, kırmadı öğrendi. Sağolsun. "Feyzo bekle" deyince bekler. "Benim, vermem!" dersek üstelemez. "Bizim değil!" dendiğinde durur, dokunmaz. "Elektrik!" dendiğinde bilir ki tehlike var. "Başka yok, bitti!" diyorsak başka yoktur, bitmiştir, yalvarmaz. "Korkma kötü birşey yok" dersek rahatlar, teyakkuz halinden çıkar. "Araba gezintisi Feyzo!", duymayı en sevdiği şey. Arabayla gezerken onu seyretmek eşittir hayatın bütün, o ana kadarki tüm sevimsiz yanlarından ve anlarından ve insanlarından sıyrılmak. Rüzgarın getirdiklerine bakmalı, gördüklerine, o renk, koku ve görüntü prizmasına bırakmalı belki insan da kendini.

Balık en sevdiği yiyecek. Balık yemekle sonuçlandıysa güzel bir araba gezintisi, fotoğrafını çekip sözlükteki mutlu sıfatının yanına pekala yapıştırabilirsiz. İyi vakit geçirmiş, ailesi yanında, karnı tok. Mutluluk başka ne. Her "Gel" denildiğinde gelmez öyle. Öyle. O da istiyorsa gelir ancak. Anlıyoruz. Onunla göz göze gelmek güzeldir. Gülmeden gülebilir. Yerleri viledalarken bir de bakarsınız, oturduğu koltuktan sizi izliyor. Telefonda biriyle mi konuşuyorsunuz hararetli hararetli, başını bir sağa bir sola eğip kocaman gözlerle anlamaya çalışıyor. O anlamaya çalışan hali yok mu. Al kalbimi Feyzo, senin olsun. Kapıya biri mi geldi, baba, abi, anne ve dedeyse bilir ne yapacağını, krallara layık karşılama, da yabancı biriyse, gözü sizde, ne yapmalıyım, kimin nesi kimin fesi müdahaleme gerek var mı, der gibi. Sevmeye gelin beni, ters çevirin göbeğimi kaşığın havlayışı başkadır, ben uyandım gelin alın odamdan havlayışı başka. Acıktım dolanışı, susadım tedirginliği, çıkalım müşkül durumdayım telaşı, gidelim sıkıldım bakışı, bana yok mu hayreti, yok bir şey bir havlayayım dedim, bunların hepsi başka başka. Ne nüanslar, ne nüanslar. Alem bu Feyzo. Alem.

Gördünüz mü, anlatacak ne çok şey var. Bitmez. Bunu istemiştim annem için. Anlatırdı telefonda.
Ayak bağı olurdu kedicik, ne güzel. Bir yere ayrılamazdı.
Bakalım, sonra, derken derken, olmadı gitti...

Her yaşta anlatılacak çok şeyimizin, anlatacak, dinleyecek, birilerimizin olmasını dilerim.

 


 

2013-05-28
Bu yazı 2448 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin