Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Amasra ve Kaynana

Temmuz ortasında kayınvalidem geldi Fransa'dan. Biricik oğlunu, can torununu ve pek bir sevdiği gelinini görmeye. Ne iyi etti, özlemiştik çok. Neredeyse bir seneden beri birbirimizi görmüyorduk. Gerçi kendisi aynı babam gibi altmış yaşından sonra internet kurdu haline gelenlerden olduğu için sık sık mail, msn, kamera bir şekilde haberleşiyorduk ancak insanın sevdikleriyle yakın mesafe beraber olması başka tabi.

Arlette hayatımda tanıdığım en zarif, en düşünceli insanlardan biridir. Akıllı ve kültürlüdür. Hem çok yakındır, hem de mesafesini korumayı bilir. On seneden beri aramızda daha ne bir tık ne bir çıt olmuştur (tahtaya vurunuz). Dikkatiniz çekerim bunları yazan bir gelin yani. Valla severim kendisini, hem de çok. Zaten bu yüzden o benim için kaynana değil, kayınvalidedir. Dolayısıyla kaynana- gelin çekişmesini sadece duyumlarım vasıtasıyla biliyorum. Benim hiç performans göstermek durumunda kalmadığım bu illet durumu yaşayan tüm gelinlere sabırlar ve çenelerine kuvvet diliyorum. Allah kolaylık versin, kocalarda annelerini değil karılarını tutsun inşallah!

Kadıncağız o kadar yoldan gelmiş, kalıp kalacağı 12 gün. Temmuzun sıcağında Ankara'da tutmak olmaz dedik. Gerçi o Ankara'yı sever, e bende iyi bir rehberim. Çarşıyı, pazarı, yemeyi, içmeyi burada iyice didikledikten sonra Amasra'ya götürmeye karar verdik. Ankara'nın arka bahçesi, Ankara'nın sayfiyesi şeklinde çok methini duymuş ama önceden bir türlü fırsat bulamamıştık. Daha doğrusu fırsat vermemiştik kendimize. Sanki atla deve. Keşke daha önce gitseymişiz.

Arada merak ediyorum şu internetle, cep telefonu yokken insanlar hayatlarını nasıl idame ettiriyorlardı diye. Canım tabi ettiriyorlardı ama bunlar büyük kolaylık gerçekten. Biz de seyahatimizden 2 gün önce Amasra.net'e girdik. Bilmemiz gerekenleri oradan öğrendik. Oteller, moteller, pansiyonlar, restoranlar, gezilecek yerler ve aklınıza daha ne gelirse herşeyi resim ekleriyle anlatmışlar, beldelerine çok büyük bir iyilik yapmışlar.

Amasra'da kalacak yerimizi netten seçtim. Resimlerinden çok beğendiğim Kuşkayası Pansiyon'dan rezervasyonu yaptırdım. Ancak son dakika ablam "Aaa Çakraz'da kalın, çok güzel, gezmeye Amasra'ya gidersiniz, zaten 15 dakika" dedi ve planlarımızı Çakraz'a göre değişttirtti. Daha önce gitmedik ya, bilen birini dinlemek lazım diye düşündük.

Kaan'a Karadeniz'e gideceğimizi ve denizde yüzeceğini bir gece önceden söyleme gafletinde bulununca, sonu bir türlü gelmeyen sorularına uykuya dalana kadar cevaplar yetiştirdik. Su ve suyla ilgili herşey oğlanı aşırı mutlu ettiği için bu haber onu çok heyecanlandırdı. Evde yerlerde debelenerek yüzme, masaların üzerinden de denize atlama provaları yaptı. Bizden de aynı harketleri yapmamızı istedi. Ev bir ara ruh ve sinir hastalıkları koğuşuna dönmüştü.

Sabah uyandığında rüyasında yolculuk sorularına çok sıkı bir şekilde hazırlandığının ilk sinyallerini verdi ve kahvaltıda başladı:
-Anneee, Karadeniz kara mı?
-Yok, adı öyle
-Nedeeeen?
-Şundan bundan...
-Hıı, ama adı neden Kara?
-....
Arabada da devam eden Karadeniz'in adıyla ilgili olarak sorduklarına ek olarak
-Geldik mi? -Yaklaştık mı? soruları; -Bu yol çok uzun şikayetleri; -Çişim geldi, -Meyve soy, -Masal anlat, -Kucağıma yat talepleri beni hallaç pamuğu gibi attı. Bir de araba tuttu, nefis oldu! Amasra'nın muhteşem manzarasını görene kadar "Hay 2 günlüğüne yola çıkanın ..." diye kendime iltifatlar ettim durdum.

Amasra'yı sonradan ziyaret etmek üzere Çakraz'a gittik. Otel yeni, temiz, ucuz. Çakraz küçük hem de çok. Plaj, deniz güzel ama kalabalık hem de çok. Odamıza eşyaları bıraktık. Kaan'ın deniz heyecanı kafasına vurmuş vaziyette olduğundan koştura koştura plaja indik. Babasıyla bol bol yüzdüler, Karadeniz'in kara olmadığını gördü, soruları bitti. Deniz keyfide bitince Çakraz bana bastı. Acele nette çok beğendiğim Kuşkayası Pansiyonu aradım. Amman biz oda lütfen diye rica ettim. Pansiyonun Ankaralı sahiplerinden Mehmey Bey sağ olsun tüm imkanları zorladı ve odamızı ayarladı. Amasra'da yerli turist kaynadığı için yer bulmak bu aylarda hakikaten mesele, haberiniz olsun!

Pansiyon tertemiz, resimlerindeki kadar sevimli. Sınırsız ve ücretsiz kablosuz internet hizmeti, beş yıldızlı otelleri aratmayacak kahvaltısı, Amasra'nın meşhur müzesinin karşısındaki konumuyla on üstünden onluk. Üstelik denize 15 mt. mesafede. Fiyatları da dikkate alındığında bütün özellikleriyle daha ne olsun dedirtiyor. Sahipleri Mehmet Bey ve Hasibe Hanım hem bize, hem diğer müşterilerine misafirperverliğin ve güleryüzün en alasını gösterdiler. İşlerini, mekanlarını sevdikleri belli, ne güzel!

Kaldığımız her akşam liman manzarasına karşı balık yedik. Amasra'nın içerisinde 29 çeşit malzeme olan meşhur salatasından tattık. Taşfırında yapılan çöven ekmeğiyle tanıştık. Öğlen Hanımeli adındaki mikro kafede Nuray Hanım'ın yaptığı mantıları yedik. Şiştik ama yine de plaja döndük. Oğlanı ve babasını deniz anaları çarptı. Amasra'nın eczane adreslerini de öğrendik. Ağrılarını unutturmak için parklara girdik, dondurma, mısır ne isterse aldık. Normal olarak çocuğun sindirim sistemi sapıttı ama programda sapma olmadı.

Ertesi gün, Amasra meyve sebze pazarına dalmadan edemedik. Civar köylerden gelen nur yüzlü teyzelerin ikramlarından hiçbirini geri çevirmedik. Kayınvalidem neredeyse tek yabancı turist olarak insanların, otların, sepetlerin resmini çekti. Kaan pazarın ortasında yere oturup dalından yeni kopmuş erikleri, dutları keyifle götürdü. Sindirimi Allah'a emanet ettik ve birşey demedik. Ağzının burnunun meyvelerden kıpkırmızı olmasını tınmadan, tahta ve el işlemeleriyle ünlü çarşıyı gezdik

Pansiyonda kendime 6 yaşında bir arkadaş edindim. Sevgili Naz, adımı öğrendiğinde "Tam da Zümrüt gibisin" dedi. Ne demek istedi tam bilmiyorum ama bana ihtiyacım olan bir avaz pozitif enerjiyi tam gününde teslim etti. Bu sene yeni yaşıma Amasra'da girdim. Umarım güzellikleri yeni seneme yansır. Naz'cığımın hediye ettiği halhalı halen takıyorum. O da benim gibi bıcır bıcır, hiç susmuyor. Beraber çok güzel muhabbet ettik. Yine görüşeceğiz hissediyorum :)

Kısa tatilimizin dönüş yolu gidişinden daha çabuk geçti. Bir yere, bir şeye ulaşması hep zordur ya zaten...Ne yalan söyleyeyim il sınırlarına girdiğimizde Ankara gözüme çok bedbaht göründü. Burada neden deniz yok ya?

Çoluğunuzu, çocuğunuzu, kayınvalidenizi hatta yedi sülalenizi alıp Amasra'ya gidin, çok memnun kalacaksınız.

Kuşkayası Pansiyon: 378-315 2576

Zümrüt

2006-08-08
Bu yazı 3572 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin