Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Merhabalar,

Ben Ege’nin Annesi ve www.egeninannesiyim.com blogunun yazarı Gaye Kızılcı.

2008 Ocak ayında oğlumu kucağıma aldığımda, hayatta hiç bir kimseyi böyle tarifsiz sevebileceğimi düşünmemiştim. Anneliğin bu kadar güzel bir duygu olduğunu tahmin bile edemezdim ve şimdi diyorum ki anne olmak başıma gelen en güzel şey oldu.

Anneliği öğrenme aşamasında zaman zaman blogları takip etsem de yeteri kadar ve oldukça başarılı anne-çocuk blogu olduğunu düşündüğümden ve zaten çalışan, çok az zamanı olan bir anne olarak blog yazmayı hiç düşünmemiştim. Hamileliğim süresince ve Ege aramıza katıldıktan sonra da anne-çocuk bloglarından edindiğim önerileri, yemek tariflerini hep kullandım; ama hep okuyucu olarak kaldım.www.egeninannesiyim.com nasıl ve nerden başladı anlatayım.

Aslında her şey Ege 3 yaşını doldurup bizim Allah Allah  bu çocuk neden bu kadar sık düşüyor, böyle sakar davranıyor, neden hala merdivenleri kendisi inip çıkarken zorlanıyor, n’oluyor gibi soruların kafamızı kurcalamasıyla "hadi bir nöroloğa gidelim" demekle başladı. Gittiğimizde hiçbir şey olmadığından oldukça emindim ya da emin olmak istiyordum. Çünkü Ege oldukça zeki, çabuk anlayan, kavrayan, uyumlu bir çocuk. Ama yapılan muayenede birşeylerin yanlış olduğu ortaya çıkıp da, beyin tomografisi, kan tahlilleri gibi testler istenince bir anda kalbimin üzerine bir ağırlık çöktü.

Evet ufak tefek sorunlar vardı, ama her çocukta olan şeyler değil miydi bunlar? Neler oluyordu? Bir türlü anlayamıyordum. Sonuç olarak tüm nörolojik testlerimiz normal olmasına karşın sadece kaba motor becerilerinde Ege yaşıtlarından 8 ay geride idi. Ama neden? Kimse sebep olarak birşey söylemiyordu, değişik nörolog ziyaretlerimize rağmen hiç kimseden yeterli cevap alamıyordum.

 

Bir şekilde duyu bütünlemesi bozukluğu ve duyu bütünleme terapisiyle tanıştım. Çocuğuma bir çözüm bulmalıydım, yoksa şimdi yaşanan küçük problemler sonra okula başladığında onun için ciddi psikolojik problemlere dönüşecekti. Ama ne yazık ki cevapları bulmakta, doğru kaynaklara ulaşmakta zorlanıyordum. Evet harika anne çocuk bloglarında bir sürü güzel şey vardı, ama koskoca internet denizinde bizim sorunlarımıza benzer hiç birşey bulamıyordum.

Sonra aramalarımı tesadüfen ingilizce yapmaya başladım ve herşey bir anda değişti. Konuya dair o kadar çok şey buldum ki, o kadar benzer hikayeye rastladım ki, dünya bir anda değişti, umutsuzluk umuda dönüştü. Konuya ilişkin ne yazık ki hiç Türkçe kitap bulamadığımdan, kitapları yurtdışından internet üzerinden, gidip gelen eş dost arcılığıyla aldım. Bir sürü güzel veri vardı elimde artık ve bir çok web sitesi, tartışma forumu, annelerin yazdıklarına ulaşmıştım sonunda. Artık, vestibüler sistem nedir? Oral motor nedir? Hipotonik çocuk nedir? gibi anne olmadan önce hiç duymadığım bir sürü terim hakkında oldukça bilgi sahibiydim. Ne yazık ki bunların hepsi İngilizceydi, var olan Türkçe kaynaklar da vardı ama yeterli ve tatmin edici değildi. Hemen her yerde birbirinin aynı olan yazılara ulaşıyordunuz.

Ege ile duyu bütünleme terapisine başladıktan tam bir yıl sonra ki kontrol testimizde, artık yaşıtlarından kaba motor becerilerinde Ege sadece 3 ay geride idi. Eşim, kardeşim, arkadaşlarım bu deneyimleri paylaşmam gerektiği konusunda beni teşvik ediyorlardı. İşte bu şekilde www.egeninannesiyim.com oluştu, ben de bir anda kendimi blog yazarı olarak buldum. Aslında bu hikayeyi blogun bizim hikayemiz kısmında oldukça detaylı anlattım.

 

Biz halen tüm sorunlarımızı 100% çözemedik, çalışmamız, uğraşmamız gerekiyor.

Ben bu sürecin başlarında kendimi oldukça yalnız hissetmiştim, belki birilerinin sorununa çözüm olamasam da en azından yalnız hissetmemesini sağlayabilirdim.

Fırsat buldukça yabancı kaynaklardan çeviriler, evdeki çalışmalarımızdan örnekler, kitap önerileri, terapist seçerkenki deneyim ve önerilerim gibi yaşadığımız süreç hakkında ki her konuda bilgi vermeye çalışıyorum. Bir anneden bile gelen güzel bir geri dönüş motive etmeye yetiyor.

Kimseyi yanlış yönlerdirmek istemem, her zaman ilk önce uzman doktorlara danışılmasından ve onların fikirlerinin uygulanmasından yanayım. Ama şuna da inanıyorum ki, hiç bir uzman çocuğunuzu sizin kadar iyi tanıyamaz. O yüzden insanın içinde en ufacık bir şüphe varsa peşini bırakmamalı. Ben bu konuyu Ege 1 yaşında iken çözebilmiş olsaydım, şimdi belki de hiçbir sıkıntımız kalmayacaktı. Bazı yabancı forumlarda 6 aylık bebeklerin bile terapiye gittiğini öğrendiğimde bazen çok üzülüyorum. Nasıl kaçırdım bunu diyorum, ama yaşamadan öğrenilmiyor.

Bu nokta da kısaca paylaşımın değerinden ve öneminden bahsetmek isterim. Her ne kadar bilimsel yazılara ulaşsanız da aslında en değerli olan tecrübeleri dinlemek. Hayatta yalnız olmadığınızı bilmek. Ne yazık ki çocuklarında buna benzer sıkıntılar yaşayan aileler kendi içlerine kapanıp, gizlenmeyi tercih ediyorlar. Hayır! Bu olmamalı, korkmamalı, konuşmalı, önermeli, öğrenmeli, paylaşmalıyız... Ki vakit kaybetmeden doğru çözüm yollarını bulabilelim. Bir anne çocuğu için her şeyi yapabilme gücüne sahiptir.



Hepimiz biliyoruz ki 0-7 yaş çocukların gelişiminde en önemli yıllar. Aynı zamanda bu tarz problemlere en iyi çözüm üreteceğimiz yıllar.
İnanıyorum ki ne kadar paylaşımcı olursak, o kadar farkındalık yaratırız. Ne kadar farkında olursak, o kadar fayda sağlarız. Dilerim, Türkiye olarak çok daha örgütlü, çok daha koordine, bilgiye, uzmana ulaşmanın kolay olduğu, denetimli organizasyonların olduğu zamanları görürüz. Bu biraz da bizim elimizde.

Beslenme konusuna gelince, Ege anneannesinin de katkılarıyla, doğduğu günden beri çok iyi beslendi, beslenmesi konusunda içim çok rahat Kendimi en iyi hissettiren şey ise, doğduğunda emme sorunu olan ve emmeyi beceremeyen bu dünya tatlısı bebeğe 1 ay sabırla uğraşarak anne sütü almayı öğrettim ve 11 ay anne sütü ile beslendi.

Aslında yemek konusunda zorluklarımız vardı, katı gıdalara geçmekte zorlandık, hala eline bir şey alarak yemeyi sevmez, meyveler doğranır , tabağa hazırlanır, çatalı elinde yer kendileri. Daha hiç bir elmayı ıssırarak yemişliği yoktur. Yapı işte, her çocuk kendine özgü.

Ben, www.yiyorumbuyuyorum.com annelerine, bizim bütün aile olarak çok severek yediğimiz kabak graten tarifimizi vermek istiyorum. Normalde asla kabak yemeyen babamızın bile en sevdiği yemekler listesinde.

Çalışan ve zaman sorunu olan bir anne olarak, zamandan tasarruf etmek için, kıymamı kavrulmuş, soğanımı doğranmış buzlukta tutuyorum. Hafta içi akşam yemek hazırlama süresini oldukça kısaltıyor.

Gelelim tarifimize:

4 orta boy kabak
300-350 gr kıyma
1 küçük soğan
Yarım kaşık salça
İsteğe bağlı dereotu (Dereotsuz kabak, kabak değildir! )

Beşamel sos için :
2 kaşık tereyağ
2 kaşık un
2 bardak süt  

Üzeri İçin:
Kaşar peynir rendesi

4 adet orta boy kabak yıkanıp fırın kabı içine halka halka doğranır.
Biraz zeytinyağ, tuz ve öğütülmüş karabiberle harmanlanıp 200 C fırına sürülür.

Onlar pişmeye devam ederken, kavrulmuş kıyma ve soğan biraz birlikte sotelenir, soğanlar yeteri kadar piştikten sonra çok az salça ve su eklenir. Bir kenara ayrılır.

Beşamel sos için:

Un ve tereyağ 3-4 dakika çiğ kalmayacak şekilde güzelce kavurulur. Üzerine 2 bardak soğuk süt, karıştırma teliyle karıştıra karıştıra eklenir. Buradaki püf nokta sütü eklerken ve sonrasında çok iyi karıştırmanız, Karıştırma teli kullanmadan çok başarılı olmuyor. Sonra sosumuz koyulaşıyor ve ocağın altı kapatılıyor.
Bu sırada yaklaşık 20 dakika geçmiş oluyor ve fırındaki kabakları çıkarıp üzerine önce kıymalı sosumuzu serip sonra beşamel sosumuzu yayıyoruz. En üstüne de rendelediğimiz kaşarı serpiştirip tekrar fırına veriyoruz. Kaşar peynir eriyip kızarmaya başlayınca alıyoruz. Biraz soğuduktan sonra servis yapıyoruz.
Toplamda her şey 30-35 dakikada tamamlanmış oluyor. Afiyet olsun...

Hayatınızdan baloncuklar,yüzünüzden gülücükler hiç eksik olmasın dileğiyle...

Sevgiler
www.egeninannesiyim.com

2012-12-01
Bu yazı 2159 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin