Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

İnsanın ülkesinden uzakta, hem de çok uzakta yaşaması zor. Hele oralarda çocuk yetiştirmesi... Bu hafta yaşamını Avustralya'da sürdüren, çocuklarını Türk adet, gelenek ve göreneklerine göre yetiştirmeye özen gösteren yürekli bir Türk anne konuğumuz. Aslında o ev sahibi sayılır! Yiyorumbuyuyorum.com'un yazarlarından Aslı ile Avustralya'da yaşamayı, çocuk yetiştirmeyi konuştuk. Candan dost ve çok iyi bir anne olan Aslı'ya mutlulukların en güzelini diliyoruz.

-Aslı nasıl bir anne?

Aslı yeri geldiğinde Lara’nın en iyi arkadaşı, yeri geldiğinde ise otoriter ama prensip olarak rahat bir anne. Lara ile (bana göre tabi) mükemmel bir anne kız ilişkimiz var. Daha doğrusu Kayra aramıza katılana kadar vardı. Şimdi artık anneyi paylaşmak zorunda olduğu için zaman zaman kıskançlık krizleri geçiriyor! Kucağımdan inmiyor, kimselerle konuşmama izin vermiyor. İşte böyle basit basit paylaşamama hadiseleri yaşıyoruz. Ben çocukların inanılmaz bir anlama kapasitelerine sahip olduğuna inananlardanım. Onun için her zaman Lara’yı karşıma alıp büyük adammış gibi konuşup olayları, doğruyu yanlışı anlatmışımdır. İyi bir şey yaptığında hep takdir ettiğimi belirtmiş, yanlış bir şey yaptığında ise niye yanlış olduğunu oturup izah etmişimdir. İşten eve geldiğimde ne kadar yorgun olursam olayım her gece yatma vakti olduğunda (ki otoriterliğim burada devreye girer hiç müdanam yoktur. Saat 8 oldu mu yatağa gidilir) onunla en az yarım saat baş başa kalır, ona vakit ayırırım. Bu ‘ana-kız vakti’nde kitap okur, ertesi gün neler yapacağımızı konuşuruz. Bu düzeni Kayra aramıza katıldığından beri özellikle devam ettirmeye çabalıyorum. Lara’ya hamile iken bir program seyretmiştim; onda bir çocuğun 5 yaşına kadar yeterli ilgi, alaka ve sevgi görmediği takdirde EMOTIONALLY RETARDED olacağı işleniyordu. Program bende çok yer etti. Bende mümkün olduğunca kızıma ve oğluma ilgi, alaka gösterip “seni seviyorum” deyip duruyorum. Geçenlerde düşünüyordum; annem beni acaba yatmadan evvel kaç defa sarılıp öpüp “ seni çok seviyorum” demiştir diye. Annemin sevgisinden hiçbir zaman şüphem olmadı ama sanırım bizim çocukluğumuzda sevgi çok fazla sözel olarak ifade edilmezdi. Çocuktur anlamaz diye bir sürü şey geçiştirilir, anlatılmazdı. Ben bunların tersini yapmayı doğru buluyorum. Hoş birde işin kötü tarafı var; mesela misafirliğe gittiğimiz annem beni kaşı gözüyle idare eder öyle mum gibi otururdum, ben Lara’ya bakıyorum bakıyorum yinede bildiğini okuyor.

-Annelik hayatına neler ekledi, hayatından neleri çıkardı?

Bana göre anneliğin benim hayatıma kattıkları çıkardıklarından çok daha fazla. Annelik benim hayatımdan bir kere tek çocuk olmamdan kaynaklanan bencilliği tamamıyla yok etti. Tarif edilemez bir sevgi olabileceğini öğrendim. Lara ile 150 defa Nemo, Cinderella Dora gibi filmleri seyredebilecek sabrımın olduğunu öğrendim. Arabada normal radyo kanalları yerine Barney, Sesame Street, Little People gibi CDleri dinleyip Lara ile avazımız çıktığı kadar bu şarkıları söylemenin esasında zevkli olabileceğini öğrendim. Her şeyden önce çocuklarımın rahatı ve mutluluğu geliyor. Onlar rahat olunca bir anne olarak ben zaten rahatlıyorum. Ne yapalım çocuklarım yanımdayken birkaç yıl cafeye gidip oturmayayım, lüks restoranlara gitmeyivereyim, kahvemi take away olarak alıp bir parka gidip içeyim veya bir pizzacıda yemek yiyeyim. Annelik bana özveri yapmayı öğretti. Yaklaşık 5 yıldır biz eşimle beraber bir sinemaya gitmedik (annemlerin bize ziyarete geldikleri zamanlar hariç). Bakıcıya bırakmaktan da çok fazla haz etmediğimizden, sinemaya bir gece Selim gider, diğer gece ben giderim veya DVD’si çıktığında oturur seyrederiz. Çocuklarımın yeme içme ve uyku düzenleri bozulmasın diye özellikle gece yaşantımızdan çok fedakârlık yaptık ama açıkçası annelik ve babalık zaten fedakârlık demek değil mi?

-Yurt dışında yaşamanın getirdiği en büyük zorluk neydi senin için?

Sanırım ailem ve arkadaş çevremden uzak olmamın dışında en çok içime oturan şey evde bir yardımcımın olmamasıydı.

-Tecrübelerine dayanarak yurt dışında çocuk yetiştirmenin avantaj ve dezavantajlarını nasıl sıralarsın?

Avantajları: Çocukları daha rahat büyütüyorsun. Bahçe, park gibi dışarı aktiviteleri çok fazla olduğundan çocuğunu, bebeğini dışarıda büyütüyorsun. Buradaki gibi içeri tıkmak zorunda değilsin. Acaba temiz midir diye endişe duymadan yiyecek alıp yedirebiliyorsun. Öyle yarış atı yetiştirir gibi çocuğunu nerdeyse ilkokul çağından itibaren özel dersler aldırmak zorunda da değilsin çünkü üniversite girişlerinde çoğu devlet okulu özel okullardan daha iyidir. Dezavantajları; Genelde çok erken yaşta kreş/eğitim ile tanışılıyor. Bizim gibi akrabalarınızın hepsi Türkiye’de yaşıyorlarsa o zaman aile olgusundan uzak büyüyüp, bir tek anne ve baba ile yetinmek zorunda kalıyorlar.

-Çocuklarını yetiştirirken Türk kültürel öğelerine, bizim geleneklerimize, değerlerimize ne gibi uygulamalarla yer veriyorsun?

Evimde genelde Türk yemekleri pişer. Lara ve Kayra’nın özellikle bizim yemeklerimize alışmasını çok istiyorum. Atatürk’e çok önem veriyorum. Ankara’ya geldiğimden beri Anıtkabir’e iki defa götürdüm Larayı. Atatürk’ün bu ülke için yaptıklarını en basit haline indirgeyerek anlatıyorum. Bir dolu kitap aldım Atatürk ile ilgili. Yavaş yavaş onları okuyacağım akşamları Lara’ya. Türkiye'de yaşayan akrabalarını unutmasın diye onların küçük küçük resimlerin oluşan bir kolaj hazırlayıp preslettim ve Amerikan servis haline getirdim. Böylece yemek yerken bir yandan da kuzenlerini, babaannesini, anneannesini, dedesini gösterip onlar hakkında konuşabiliyoruz. Sydney’de pek bayram kutlanmadığından Lara’da öyle bir olgu yerleşmemişti. Ancak bu sefer Türkiye’ye geldiğimizde ona bayramı anlatıp bayramlık almak üzere alışverişe çıkardım ve el öpmeyi öğrettim. Sydney’de daha çok Türklerin yaşadığı Auburn adındaki semtte Türk malları ile dolu bakkallar, tatlıcılar ve kebapçılar var. Bende her 15 günde bir oraya gider, beyaz peynir, zeytin, salça, turşu, yufka alışverişi yaparım. Oraya her gidişimde Lara “Türk yiyecekleri” alacağımı bilir.

-Türk ve Avustralyalı anne-babaları karşılaştırdığında en belirgin farklar nelerdir?

Avustralyalılarda çocuklarına çok düşkünler ama onlar genelde çocuklarını daha rahat bırakarak büyütürler. Mesela akşam yemek sofrasında çocuklar yemeklerini yediler yediler, yemezlerse kimse onların peşinde koşturup yedirmez.Açsa nasıl olsa yer diye düşünürler. Çocuklara küçüklüklerinden itibaren bir birey oldukları ve aldıkları kararlardan sorumlu olduklarını aşılanıyor. Disiplin ödül ve ceza (köşede tek başına oturma gibi) ile sağlanıyor. Hiçbir zaman baba “bak şimdi babana söylerim” gibi bir tehdit unsuru olarak kullanılmıyor. Ve bence en önemli fark onlarda çocuklarından sadece anne ve baba sorumludur. Bu iki kişi karar verir, bizlerde ise anne ve baba dışında hemen hemen her aile bireyi işe karışır.

- Avustralya’da yaşamanın en iyi tarafı nedir?

Sydney’de yaşıyor olduğum için bilhassa Sydney bence çocuk yetiştirmek için yaratılmış bir şehir. Bir kere yemyeşil, camdan dışarı baktığında insanin içi ferahlıyor. Nerdeyse her sokakta parklar, yeşil alanları mevcut. Pusetinize bebeğinizi oturttunuz mu çok rahat yürüyüşler yapabilirsiniz. Araba geçecek mi, kaldırım engebeli mi diye bir kaygınız olmaz. Bütün alışveriş merkezlerinin içlerinin her katında, alışveriş merkezinin büyüklüğüne göre 2 veya 3 bebek odası vardır. Buralarda anneler için özel emzirme bölmeleri, çocuk alt değiştirme yerleri, mama ve süt ısıtmak için mikrodalga fırınlar, çocuk tuvaletleri bulunur. Böyle büyük bir rahatlık sağlandığı içinde etraf çocuklu pusetli anneler ile doludur. İstediğiniz zaman istediğiniz yerde çocuğunuzu sokabilecek temizlikte, kokmayan akmayan tuvalet bulursunuz. Her restoranda çocuk menüsü muhakkak vardır. İnsanların gelirleri söz konusu olduğunda bu kadar bariz uçurumlar yoktur. Hasta olduğunuzda doğru dürüst tedavi görebilmek için illaki bilmem kimin tanıdığı olmak zorunda değilsinizdir. Kısaca insan gibi yaşarsınız.

-Peki zorlukları?

Malum uzak memleket, en yakın yere bir tatile gideyim dersen 8 saatlik uçak yolculuğuna mal oluyor o da Singapur, Malezya falan. İnsan ilişkileri buradan çok daha soğuk, öyle kapı komşuluğu falan yoktur. Evlerimizde buradaki gibi yardımcılarımız yoktur onun için hafta sonları bir taraftan ben bir taraftan Selim ev temizleriz!

-Biraz yemek kültürlerinden bahseder misin? Ne yer, ne içerler? Çocuklarına yemek yaparken Türk anneleri gibi özenir, bezenirler mi?

Hayat standardı yüksek olan her ülke gibi Avustralya’da da hemen hemen herkes iş güç sahibidir. Yani eşlerin her ikisi de çalışırlar. Dolayısıyla akşam eve gelince öyle uzun uzadıya yemek pişirmek gibi bir alışkanlıkları yoktur. Çok fazla et tüketimi vardır. Akşamları genelde bir et yanına buharda pişmiş karışık sebzeler veya patates kızartması en fazla yenilen yemektir. İşten eve dönerken bir pizza, bir kızarmış tavuk veya bir restorandan take away alınıp gelinir. Zaten çok fazla fast food’a dayalı bir yemek kültürü var dolayısıyla obezite oranı endişe verici oranda yükselmekte. Yine de bazı şeyler çok hoşuma gidiyor. Mesela sabahları herkesin kahvaltı gevrekleri (cereal) yeme alışkanlığı vardır, süt ve meyve tüketimi çok fazladır. Çocuklar sabah ve akşamları genelde süt içerler yemekle beraber. Okullarda öyle bizdeki gibi yemekhane kültürü yoktur. Genelde sabahları anneler hazırlar yemek çantalarını. Benim okul çağındaki çocukları olan arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla genelde bu çantalara yulaflı ekmek ile yapılmış sandviç, küp küp kesilmiş meyve, şeker içermeyen meyve suları, meyveli yoğurtlar falan konurmuş. Kimse bizim yaptığımız gibi tüm yemek düzenini çocuğun üzerine kurmaz.

-Avustralya’dan basit bir tarif verir misin?

Benim çok sevdiğim bir SHEPARDS PIE yani Çoban Payı vardır. Kavrulmuş kıyma, soğan, sarımsak, küp küp kesilmiş domates, salça, bezelye, istenirse havuç rendesi ile birlikte yoğun bir bolonez sos hazırlanır. Bu sos borcamın en altına eşit düzeyde yayılır. Üzerine patates püresi hazırlanıp o yayılır, en üste kaşar peyniri rendesi serpiştirilir ve 30 dakika kadar (veya üzeri iyice kızarana kadar) fırında pişirilir.

-Orada çok takdir edip Türkiye’de de olmasını dilediğin şey nedir?

Bu yukarıda da bahsettiğim bebek odaları hariç birde EARLY CHILDHOOD CENTRE, Türkçe tercümesi ile Erken Çocukluk Merkezleri vardır. Bunlar eyalet tarafından sponsor edilen, her semtte bulunan ve doğan her bebeğin gelişimini takip eden merkezlerdir. Doğumdan sonra hastaneden çıkarken size bir mavi kitapçık verilir. Buna bebeğinizin okul çağına kadarki gelişimleri gerek çocuk doktorunuz gerekse bu merkezlerde çalışan ebeler tarafından kaydedilir. Doğan bebeğinizin bilgileri aynı anda bağlı olduğunuz semtin Erken Çocukluk Merkezine de bildirilir. Siz aramayı unutsanız da bebeğiniz 4 haftalık olduğunda merkezdeki ebelerden biri sizi arar ve sizi evde ziyaret eder. Gelen ebeye bebeğiniz ile ilgili her şeyi sorabilirsiniz, emzirme problemlerinizden tutunda, bebeğinizi uykuya alıştırmaya, yıkamaya kadar. Ebe bu ilk ziyaretinde bebeği tartar ölçer ve kitaba kaydeder. Bundan sonraki ziyaretleriniz belli aralıklarla Merkezde olacaktır yine aynı şekilde bebeğiniz ölçülüp tartılacak gelişimi kaydedilecektir. Bebeğinizin aşıları da bu kitaba işlenir ve aşıları tamam değilse okula kaydolamaz. Bu merkezlere bağlı olarak telefonla 24 saat hizmet veren danışma hatları vardır. Doğrusunu söylemek gerekirse Kayra (yani 5 aylık bebeğim) ilk iki ayını uyanık ve ağlayarak geçirdi. Tabi benim sinirlerim çok yıprandı bu dönemde. Bu danışma hatlarının doğum sonrası psikolojimi atlatmamda ve Kayra’yı yatıştırmayı öğrenmemde çok faydası oldu.

-Avustralya farklı diller, farklı inançların olduğu 5,5 milyon göçmen kabul etmiş dünyanın çok kültürlü ülkelerinden biri. Bu çok kültürlülük sizin yaşantınızı nasıl etkiliyor?

Doğal olarak en çok arkadaşlıklarımızı ve yeme kültürümüzü etkiliyor. Görüştüğümüz, gidip geldiğimiz bir sürü İtalyan, İsrailli, Kanadalı veya Asyalı arkadaşlarımız var. Lara’nın bile kreşindeki erkek arkadaşı (aman babası duymasın!) Hong Kong asıllı ve bazı hafta sonlarında çocuklar oynasın diye birbirimizin evlerine gidip geliyoruz. Bu çok kültürlülük Sydney’in en çok yemek kültürüne yansımış durumda; yapılan araştırmalara göre dünyanın insan nüfusuna göre en fazla restoran oranına sahip şehridir Sydney. Cuma ve Cumartesi günleri ben evde pek yemek yapmam onun yerine dışarıda yok İtalyan, yok Yunan, yok Hint veya favorimiz Thai restoranlarına gider karnımızı doyururuz.

-Yiyorumbuyuyorum.com'un ziyaretçilerine bir mesaj versen

 Çocuklarınıza vereceğiniz sevgi en büyük besindir.

2006-11-20
Bu yazı 1622 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin