Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Ruhunun zerafetini kitaplarının sayfalarına aktarmış çok değerli bir yazar konuğumuz var bu hafta. Edebi çalışmalarına çocuk öyküleri ile başlayan Ulviye Alpay özgürlük ve kimlik savaşı veren kadınları anlattığı "Mavi Bir Merhaba" adındaki kitabı ile 53. Yunus Nadi öykü ödülünü kucaklamış. 2005 yılında yayımlanan "Çalkantı adlı sürükleyici romanında denizi ve denizcileri yalın ve akıcı anlatımıyla okuyucularla buluşturan Alpay "Ben Sevilmeye Değerim" adlı gençlik romanında ise genç olmanın özellikleri ve değerleri üzerinde durarak gençlere "sıcacık, eğlenceli ve hayata dair" bir kitap hediye etmiş. Çocuk kitaplarında aile, ulus sevgisi, toplumsal değerler, tarih bilinci ve kahramanlık duygusunu işlemeye özen gösteren yazar arkadaşlık, dostluk, paylaşım, insan sevgisi, çevreye saygı, toplumsal ilişkiler gibi konuların önemini de vurgulamayı ihmal etmiyor. Söyleşimizde anne babalara çocuk ve kitap konusunda çok önemli ipuçları veren Sevgili Ulviye Alpay’ın yeni eserlerini heyecanla bekliyor, mutluluklar diliyoruz.

-Edebiyat çalışmalarınıza çocuk öyküleri ile başlamışsınız. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı anlatabilir misiniz?

Sevgili Zümrüt, öncelikle sizi tanımaktan çok memnun oldum. Yazmak, yaşamın bir aktarımı. Çocuklara yazmaksa özel bir uğraş. Bilinçli ya da bilinçsiz daha çocuk yaşımda günlük tutmaya başlamıştım… Bu uzun yıllar sürdü. Sanırım, duygu ve düşüncelerimi daha yoğun hissettiğim an yazmak eylemimi paylaşmaya karar verdim. Bu doğru olduğu kadar da anlamlı bir karardı benim için. Çünkü paylaşım dünyanın en anlamlı işlevlerinden biri. Yapılan bir kekin, pişirilen bir yemeğin ev halkı ya da dostlarla paylaşılmasıyla asıl lezzeti ortaya çıkar, yazı da öyle… okundukça, eleştirildikçe anlam kazanır, varsıllaşır. Çocukken, annemin anlattığı düş gücümü devindiren, renklendiren masalları, öyküleri dinleyerek büyüdüm ve çocukluğum doğayla iç içe geçti, kitaplarla vakit geçirmesini bilen bir çocuktum. Tüm bunların bugünümü hazırlayan nedenler olduğunu düşünüyorum.

-Kitaplarınız hangi yaş gruplarındaki çocuklara hitap ediyor?

Çocuk için yazmak da öbür yazın alanları gibi titizlik isteyen bir iş. Türkçe’nin sağlıklı öğrenilmesinde; çocuğun, edebiyatla çok küçük yaşta tanışması gerekir. Masal, hikâye, şiir çocuğun dünyasına girmelidir. Aslında şöyle bir düşünecek olursak eğer; çocuk doğumuyla birlikte annenin söylediği ninnilerle, ezgilerle halk edebiyatıyla da tanışmış olur. Bunların çocuğun dil gelişimine önemli katkıları olacaktır. Çocuk edebiyatı çocuğun ruhsal gelişimindeki yapı taşlarını oluşturur. Çocuğun eğitimi düş gücüyle gelişir. Bu doğrultuda çocuğun okuyacağı kitaplar doğru seçilmeli, yaşına uygun olmalıdır. Bu benim çok önemsediğim bir konu, bu yüzden de çocuk yazınında çocuğun yaşını göz önünde tutarak yazıyorum, o yaştaki bir çocuğun neler duyumsayacağı neler algılayacağı benim birincil amacım. Çocuğun kitaptan yoksun büyütülmesiyle, çocuğun yaşam sevincine engel olunur. Çocuk kitaplarım İlköğretim ağırlıklı ve gençlere yönelik.

-Çocuklar için kitapları kaleme alırken nelere dikkat ediyorsunuz?

Çocukların toplumun temelini oluşturduğunu düşünürsek eğer; gıdasal beslenmesinde göstereceğimiz titizlik bu bağlamda da gösterilmelidir. Çocuğa doğru seçilen kitap, çocukta özgüven oluşmasını ve çevresini iyi tanıyıp algılamasını sağlar. Bu yüzden hazırlanan kitapların çocukların görüş ve düşüncelerini aydınlatıcı olmasına özen göstermek gerekir. Özellikle dil çocuğun anlayacağı biçimde yalın olmalıdır. Gereksiz, karmaşık sözlerin yerine anlaşılabilir, çocuğu sıkmayacak kısa tümceler kurulmalıdır. Anlatılan öyküler çocukların güldürü duygusunu geliştirici, çocukları eğlendirici, eğlendirirken de eğitici olmalıdır. Ayrıca çocuklarda güven duygusunu arttırmalı ve çocuğu dinlendirmelidir. Konu seçiminde çocuğun yaşı göz önüne alınmalı, çocuk kitaplarında az sayıda kahraman bulunmalı, kahramanların anlatımları gerçeğe yakın olmalı ve abartıdan kaçınmalıdır. Tüm bu özellikleri göz önünde bulundurarak yazılmalıdır çocuk yazını. -Çocuk kitaplarınızda hangi konuları işliyor, neleri ön plana çıkarıyorsunuz?

Eğer aydınlık bir Türkiye istiyorsak çocuklarımızın bedensel olduğu kadar ruhsal gelişimine de önem vermeliyiz. Bu yüzden kitaplarımda aile ilişkisindeki duyarlılık ve aile sevgisi, toplumsal değerler ve ulus sevgisinin yanı sıra, tarih bilinci ve kahramanlık duygusunu işliyorum. Bunun yanı sıra arkadaşlık, dostluk, paylaşım, insan sevgisi, çevreye saygı, toplumsal ilişkilerin önemini vurguluyorum. Özellikle okul öncesi öykülerde, kavramlar üstünde durulması gerektiğini düşünüyorum; örneğin: doğru yanlış, güzel çirkin, soğuk sıcak, dar geniş, itmek çekmek, tavan taban gibi somut ve soyut kavramlar işlenmelidir. Tüm bu anlatım çocuğun yaşına ve seviyesine uygun olmalıdır ki çocuk bundan tat alsın, sıkılmadan öğrenme ve eğlenme bilinci oluşsun. Ayrıca da çocuğun değerli bir varlık olduğu duyumsatılmalıdır. Kitaplarımı yazarken tüm bunları göz önünde tutuyorum. Gençlik kitaplarımda bu konuların dışında gençlik heyecanından da söz ediyorum elbet. Çünkü sevmesini bilen toplum, çevresine karşı daha duyarlı ve saygılı olur. Her güzelliğin özünde sevgi, saygı, paylaşım, aşk ve duyarlılık yatar. Eğer yaşamımızdaki bu olguların ayrımına varmışsak orada zorbalıktan, bağnazlıktan vurdumduymazlıktan söz edilemeyeceğini düşünüyorum. Bizler çocuklarımızı topluma ve çevreye karşı duyarlı, yurt sevgisi ve tarih bilinciyle yetiştirebilmişsek, onlar da çocuklarını aynı duygularla yetiştireceklerdir. Sağlıklı toplum, çocukları sağlıklı yetiştirmekten geçer. Çocuğun duygu alışverişi çok önemlidir ve doğru yapılmalıdır.

-Kitap okumanın çocuk gelişimine katkılarını nasıl özetlersiniz?

Okumak çocukta merak ve öğrenme duygusunu pekiştirirken, eğlenmesini de sağlayan bir eylemdir. Aynı zamanda okuyarak dil gelişimini hızlandıracaktır. Çocuk edebiyatı, içinde barındırdığı özelliklerle çocuğu ilerideki yaşama hazırlayıcıdır. İçinde yaratıcı ve teşvik edici öğeler taşıdığı için çocukta araştırma ve bilgilenme işlevlerini devindirir. Bu arada içinde bulunduğu ülkenin kültürel yapısını okuyarak öğrenir.

-Sizce çocuklara kitap okumak nasıl sevdirilebilir? Anne babalar teşvik için neler yapabilir?

Çocuğun aynası anne ve babasıdır, bu söz çok hoşuma gider. Taklit etmek çocuğun gelişimleri arasındadır. Çocuk model olarak anne ve babayı alacaktır. Çocuk, gazete, dergi ya da kitap okuyan annenin babanın yerine; günde on sekiz saat televizyon izleyen bir anne baba görürse burada çocuğum okumuyor diye yakınmak yanlış olur. Çocuk yaşına göre kitap seçiminde bilinçlendirilmelidir ancak kitap seçiminde özgür bırakılmasından yanayım. Çocuk kitaba dokunmalı, sayfalarını aralamalı ve resimleri incelemelidir. Resim ve yazı birbirini tamamlar. Doğru resimlenmiş kitapların çocuğun düşünce ve hayal gücünü devindireceği, derinlik kazandıracağına inanıyorum. Kitap fuarlarını bu bakımdan çok anlamlı bulurum. Çünkü fuarlarda çocukların yüzünde hep bir mutluluk ve heyecan gözlemledim. Bu kendi kitabını seçme özgürlüğünün yansıması ve pırıltısıdır. Anne ve babaların çocuklarının okumasını arzu ettikleri kitabı armağan etme gibi açık bir kapıları var. Onlar çocuklarına istedikleri kitabı alıp üstelik de bir doğum günü, bayram ve yılbaşı beklemeden armağan edebilirler. Bu onları mutlu ettiği kadar çocuklarını da sevindirecektir. Ancak şunu üzülerek söylüyorum kitap fuarlarında, kitapevlerinde anne ve babaların çocuğu kolundan çekiştirip ‘zaten sen onu okumazsın, o sana göre değil’ diye karşı çıkılması çocuğu kitaptan soğutur, hele kendi yaşıtları arasında, yazarın önünde böyle bir gelişim çocuğun duygularını fazlasıyla incitir. Bence çocuk kitapevlerini sıklıkla gezmeli, kütüphaneleri görmeli, olanağı varsa kütüphanelerden kitap edinmeli okuyup yenisini almalıdır. Bu çocuğun kendisini önemsemesini sağlar. Acaba kaç anne baba çocuğuna harçlık verirken; çocuğun kendini özel hissetmesi için, Bu da istediğin bir kitabı alman için, deyip para veriyorlar? Ya da çocuk harçlığını nasıl harcaması konusunda bilinçlendiriliyor? Eğer bir anne televizyon kumandası yerine eline kitap alıp okuyorsa, okuduklarını çocuğuyla paylaşıyorsa, çocuğunun okuduğu kitapla ilgili düşüncelerini paylaşmaya zaman ayırabiliyorsa, çocuğuna özen gösterebiliyorsa ben okumayacak bir çocuk düşünemiyorum. Üstelik de bu iletişim, çocuk ve anne babalar arasındaki çok anlamlı bir bilgi alışverişidir. Paylaşımdır. Dolayısıyla çoğalmaktır.

-Ülkemizde çocuk edebiyatı hangi noktada?

Benim gözlemlediğim, ülkemizde çocuk edebiyatının göz ardı edildiğidir. ‘Nasıl olsa çocuk’ sözü bu alanda oldukça geçerli. Oysa okumak bir alışkanlıktır ve çocuk yaşta kazanılır. Çocuk güzel ve doğru çizilmiş resimli kitaplarla edebiyata adım atar, resim ve yazının birleştiği yolda ilerler… ve gerçek bir okur olma yolunda ilerler. Ancak, yine de karamsar değilim. Çünkü çocuk edebiyatının çocuk yazarlarımızın yapıtlarıyla her geçen gün daha çok renklendiğini düşüyorum. Umarım bu daha da çeşitlenip, renklenerek çocukların beğenisine geniş bir yelpaze olarak sunulur. Ancak önce çocuğu önemsemeliyiz, onun değerli bir varlık olduğunu sıklıkla ona hissettirmeliyiz.

-Anne babalar çocukları için kitap seçerken nelere dikkat etmeli?

Öncelikle çocuğun duygu, düşünce ve hayal gücünü geliştirici öğeler taşıdığı kadar yaşamın gerçekleriyle de ilişkili olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğa içinde yaşadığı çevreyi, ülkeyi tanıtmalı, çocuğun kişiliğini geliştirmenin yanı sıra dilsel becerilerini arttırmalıdır. Kitabın içeriği kesinlikle şiddet öğeleri içermemelidir. Ayrıca da her türlü ön yargıdan arındırılmalıdır. Elbetteki çocuğun yaşına uygun, çocukta estetik bir duyarlılık sağlayan ve eğlenceli kitaplar seçilmelidir.

-Diğer eserlerinizde hangi konuları işlediniz ve nasıl bir yazım dili kullandınız?

Yapıtlarımda arı ve yalın bir dil kullanmaya özen gösteriyorum. Romanım Çalkantı uzun ve bilinmeyen bir yolculuğun ilginç öyküsüdür. Roman, gemi adamlarıyla geminin ve denizin gerçekçi ve düşsel birlikteliklerini, giz dolu bir aşk serüveninin trajik sonunu ve albatroslarla gemi kaptanının örtüşen yazgısını anlatır. "Çalkantı" adı, romanın gerçek yönüne ışık tutan bir ad. Denizin çalkantısıyla, geminin özdeksel ve devinimsel çalkantısı, denizcilerin bedensel ve tinsel çalkantıları özdeş ortam içerisinde gelişiyor ve kaynaşıyor. Kahramanlarımın her biri, kimi zaman yüreğindeki çalkantıyla okyanusun dev dalgalarının arasında devinirken bir adım ötede kara ve sevgilinin kucağı olduğunu düşünerek yaşarlar. Bazen de yanılsamalar, örümcek ağı gibi sarıp bırakır onları okyanusun üşüten karanlık yalnızlığına. Çalkantı, mitolojik ve söylencesel Rüzgârlar Kralı Aiolos’un kızı Alkyone ve Sabah Yıldızı’nın oğlu Keyks’in sonsuz aşkına da tanıklık etmektedir. Mavi bir Merhaba, adlı öykü kitabım kadınlara dair bir kitap. Sevilmeyi bekleyip karşılık bulamayan, aşkı içinde büyütürken ayrılığın yıkımına katlanmak zorunda kalan, özgürlük ve kimliğini koruma adına incinen, acı çeken kadınların öyküleri yer alıyor. Kısacası erkek egemen dünyanın göz ardı ettiği kadınları işliyorum.

-Okuyuculara yeni sürprizleriniz var mı?

Evet. Yeni bir roman, yayınevinde basılmak için sırasını bekliyor. Yakında okurlarımla buluşacak. Çalkantı’dan zevk alan okurlarımı bu kez Urfa, Bozcaada ve İstanbul’un gizemli koylarında gezdirirken Güneydoğu’nun yazgısıyla yüzleştireceğim. Çocuklar içinse bir tiyatro oyunum Şehir tiyatrolarında gösterime gireceği günü iple çekiyor. Adı: Tren Gelir Hoş gelir… Umarım çocuklar bu müzikli oyunda çok eğleneceklerdir. Ve tabi bugünlerde çocuklar için çıkacak olan yeni kitaplarım var. Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim Zümrüt O. Anjuere.

www.ulviyealpay.com

2006-12-15
Bu yazı 1832 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin