Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

1-Kitap çevirileri, reklam yazarlığı ve annelik… Doğru anlamak, doğru anlatmak; birinde dili, diğerinde mesajı, sonuncusunda hayatı... Şeyda kimdi, anne olduktan sonra neler oldu?

Evet, 9 yıllık bir süreçte paralel giden çevirmenlik ve reklam yazarlığından sonra anne olup bambaşka bir evrene ışınlanmak... Tuhaftı. İlk önceleri oldukça zor geldi, ama zamanla alıştım. Annelik benzeri olmayan bir deneyim. Hem çok zor, hem çok sürprizli, güzel anlarla dolu, maceralı bir yolculuk. Şeyda anne olduktan sonra daha sabırlı, daha vicdanlı oldu. Ve daha sulugöz. Annelik iki kalbin olması demek. Sürekli bir vicdan muhasebesiyle yaşamak demek.

 

2-Annelikle birlikte kalp kocaman oldu ve Şeyda ruhunu besleyecek bir iş yapmak istedi... O iş fotoğrafçılıktı... Sanırım bundan sonrası çok hızlı gelişti değil mi?

Kızım hayatıma gelişiyle birlikte bana aşık olduğum mesleğimi de hediye etti aslında. Anneliğin en zor dönemlerinde bunaldıkça bilgisayar başına oturup fotoğraflarla -o dönem daha çok Lara'nın fotoğraflarıyla- oynamaya başladım. Renklerle, duygusuyla... Oynadıkça oynadım; bana rehabilitasyon gibi geldi fotoğraf düzenlemek. Sonra fotoğraf eğitimine gitmeye ve bir daha asla kendimi bir türlü ait hissedemediğim kurumsal hayata dönmemeye karar verdim. Giderken doğum fotoğrafçılığı alanında ilerleme kararını zaten almıştım. Hatta eğitimin bitimnden kısa süre sonra ilk kez bir doğuma bile girecektim. İlk çekimi yaptıktan sonra her şey çok hızlı gelişti evet. Tarzıma karar vermem, siteyi kurmam, blogdaki yazı dilimin tarzına karar vermem, logo, slogan... derken 17 Mart'ta siteyi insanlarla paylaştım ve "ben artık fotoğrafçıyım" dedim. Bütün bu sürecin hızlı ilerlemesinde eski mesleğim reklamcılığın çok büyük katkısı olduğunu inkar edemem. Daha önce başka markalar için düşünüp yaptığım şeyleri kendi markam için yaptım. Geri dönüşler hızlı ve olumlu olunca yola devam edebileceğimi anladım.

3-Anne olmanın eminim işine çok olumlu yansımaları vardır?

Elbette, anne olmak karşınızdaki anne adayıyla yüzde yüz empati kurabilmeyi sağlıyor. Hassasiyetlerini biliyorsunuz. Doğum sonrası süreçte neler hissedip yaşayacağını biliyorsunuz. Hem duygusal, hem teknik bazı konularda tavsiyelerim oluyor onlara. Bebek çok ağlıyor mesela, haliyle panik oluyorlar ben işin püf noktalarını bildiğim için hem bebeği hem de anneyi sakinleştirebiliyorum. Bazen hemşireyi çağırmayın, gelin birlikte altını değiştirelim hem öğrenirsiniz diyorum, ürkek babalara bebeği nasıl tutmaları gerektiğini öğretiyorum vesaire. Anlatmakla bitmez :)

 

4-Mutlu anları mutlu anılara dönüştüren olmak nasıl bir duygu peki... İşinin en keyifli ve en zor tarafları neler...

Çok keyifli. Düşünsenize, bir bebeğe gelecekteki en değerli anılarını veriyorsunuz. Fotoğraf zamanla değeri artan bir şey ve bu yönü beni o kadar mutlu ediyor ki. Günümüzde her şeyin çok çabuk tüketildiği ve hepimizin bundan muzdarip yarı-depresif ruhlar olarak oradan oraya salındığı düşünülürse, ortaya kalıcılığı olan bir şeyler çıkarmak, bununla insanları mutlu edebilmek bence başlı başına şans.

İşimin zor tarafları elbette var, fakat bunlar bir şekilde tatlı dille, iyi iletişimle, pozitif yaklaşımla aşılabiliyor. Benim için en zor tarafı plan yapamamak diyebilirim. Bebeklerin ne zaman geleceği belli olmuyor. Zorluk bu olsun! :)

Keyifli taraflarını ise sayfalarca sayabilirim. Bir kere, farklı insanlarla tanışıyorum, tebdili mekan çalışıyorum, bu karşılaşmalardan çok güzel dostluklar çıkabiliyor. Çok tuhaf bir yanı var mesleğin; aileye hem çok uzak hem çok yakın olmak. En özel anlarına tanık oluyorsunuz, bir yandan da varlığınızı çok hissettirmeden, onları rahatsız etmeden işinizi yapmanız gerekiyor. En basitinden mesela bir an fotoğrafçı oluyorum, bir an bebeğin ilk kez altını değiştiren kişi olarak tarihe geçen Şeyda teyzesi. Bu tuhaflıklar bana çok zevk veriyor.

Bir de, adrenalin. Bir adrenalin bağımlısı olarak sürekli eli kulağında bir heyecanla yaşamak tam bana göre. Gece üçte telefon geldiğinde hastaneye sırıtarak gidiyorum. Yol boyunca "ne tuhaf mesleğim var, ama ben tuhaflık seviyorum zaten" dediğim çok oluyor :)

 

5-Yiyorum Buyuyorum takipçilerinin “Lara’nın Mamaları” bloğunu mutlaka öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum... Ek gıda dönemine geçmiş ve tarif arayan anneler için ne kadar güzel bir arşiv oluşturmuşsun, tebrik ederim. Tabi, nasıl meydana geldi, nasıl gelişti bilmek isteriz.

Çok teşekkür ederim. "Lara'nın Mamaları" tamamen benim balık hafıza ve dalgının teki oluşumdan ve doktorumuzun tavsiyelerini unuturum, bir yere yazsam kaybederim korkumdan ortaya çıktı. Acemi anne paniğinden yani :) Ben ayrıca mutfağa hiç ama hiç meraklı biri değilim. Ek gıdaya geçiş macerasının ilk zorlu dönemini atlattıktan sonra aynı şeyleri yapmaktan sıkılıp püreler uydurmaya başladım, hangi sebze hangisiyle yakışıyor filan, o tarifleri de girdim. Yanlarına da minik fotoğraflar çekip koyuyordum biraz daha zevkli hale getirmek için. Macera bittikten sonra bir de baktım ki, benden sonra bir sürü annenin faydalanabileceği bir ek gıdaya geçiş rehberi gibi olmuş. Öte yandan, kahvaltıya nasıl başlanır, yoğurt nasıl yapılır vs. teknik şeylerin yanı sıra, dönüp tekrar okuduğumda acemi bir annenin çelişkilerini, monologlarını da şirin bir dille aktardığımı fark ettim. Bu da hoşuma gitti sonradan.

Bir de, belki de en önemlisi, Lara'ya anı olacak işte ileride. Okuyup güler.

6-Şahsen ben tarifleri çok beğendim. Lara’nın favorileri nelerdi? Bebek beslenmesi konusunda tecrübelerine istinaden annelere hangi mesajları vermek istersin.

Teşekkürler. Benim gibi bir mutfak acemisinin tariflerini Zümrüt Özkan'ın beğenmesi? Kendimden bu performası beklemezdim gerçekten :) Lara sebzelerden özellikle yer elması, enginar ve semizotunu çok severdi. Ben o pürelerde tüm mevsim sebzelerini kullandım ve şimdi de sebze seven ve zorlanmadan yiyen bir çocuk Lara. Annelere tavsiyem, sebzeleri buharda pişirmeleri; bu çok daha sağlıklı. Ve bebeği asla zorlamamaları. İlk birkaç denemede yemeyebilir, pes etmeyip gün be gün denemeye devam etsinler. Bebeğe alışması için zaman tanısınlar.

 

7-Defter tutmak yerine blog açtığını ve en çok tıklayanın yine kendin olacağını yazmışsın. Hakikaten “ya bir gireyim şu bloğa hangi tarifleri eklemişim” dediğin oldu mu? Ve eminim birçok anne çok faydalanmıştır. Ne gibi tepkiler aldın?

Evet, girip tariflerime baktığım oldu. Ne uydurmuşum bakalım, bugün seçeyim birini yapayım dediğim çok oldu. Biz ek gıda defterini kapattıktan sonra uzun süre yüzüne bakmadım blogun. O arada fotoğrafçı oldum işte; siteyle, mesleğin incelikleriyle, sistemimi oturtmakla filan uğraşıyordum. Sonra bir gün aklıma geldi "ya ben blogu öyle havada bıraktım, ne oldu acaba, ne durumda?" deyip googleladım. Ne göreyim? Sebze püresi yazınca ilk sayfada, hatta ikinci sırada! "Oo dedim ne yapmışım ben yahu!" :) Ardından oturup bir yazı yazdım; takipçilerime neden bu siteye artık yazmadığımı, zaman ayıramadığımı söyledim. Fotoğrafçı olduğumu, artık işlerin yoğunlaştığını anlattım. Kapanış yazısı gibi oldu bir nevi. Zaten, dediğim gibi, devam etmeyecektim, çünkü mutfak sevmiyorum. Kırk yılda bir yaptığım kurabiye tarifini girmek olmazdı zaten. Blog da başlı başına ek gıdaya geçiş blogu olarak kaldı.

Doğumuna girdiğim annelere söylüyorum. Bebekleri büyüyenler mesaj atıp bloga baktıklarını, çok faydalandıklarını söylüyorlar. Hatta bir tanesi çıkış almıp mutfağın her yerine asmış tarifleri. Çok sevindirici benim adıma.

 

8-Mama sandalyesinde oyalanması için pratik çözümlere bayıldım. Anlatır mısın

Lara bir ara eline aldığı her şeyi yere atıyordu. Hani şu yerçekiminin keşfi dönemi! Ben de klasik yöntemleri denedim önce; şu vantuzlu mama sandalyesi oyuncaklarından aldım, yok onu da çıkarıp atmayı başardı. Zaten kısa sürede aynı oyuncaktan sıkılan bir çocuktu. Derken aklıma kabartmalı stickerlardan alıp yapıştırmak geldi. Çeşit çeşit ya onlar; birkaç set aldım. Kedili, mikili vs. Gerçekten işe yaradı. Hem birden fazla olmaları, renkli olmaları hem kabartmalı, bakıyor, dokunuyor... Ve ta taaaa! Çıkaramıyor! O onlarla haşır neşirken de hoop bir kaşık, bir kaşık daha, püre bitiyor.

9-Lara artık büyüdü... Mamalarına bu kadar özen gösterip, çeşitliliğe erkenden alıştıran annesi sayesinde seçici olmayan bir çocuk olduğunu düşünüyorum. Haksız mıyım.... Bebek/çocuk yemeklerine zaman, emek ayırmak bir anlamda onların geleceğine sağlık yatırımı bence... değil mi?

Evet, seçici bir çocuk değil. Bir ara yavaş yeme, ağzında uzun tutma problemi dışında yemekle ilgili problemimiz olmadı. Elbette ki, özellikle ilk iki yıl çok çok önemli bence. Pişirme biçiminden hijyene, kullanılan malzemelerin doğallığından vitamin çeşitliliğine kadar, özenli davranmak şart. Sonraki yaşlar da önemli tabii ki, ama anne için o kadar zor olmuyor çünkü kendimize pişirdiğimiz yemeklerden yiyebiliyorlar. Ek gıdaya geçiş ve sonrasındaki süreç başlı başına ayrı bir uzmanlık konusu bence.

10-Fotoğrafçılığa dönelim... Zorluklarına rağmen özellikle bayanlar için popüler bir meslek oldu değil mi? Neye bağlıyorsun son yıllardaki bu gelişimi.

Popülerleşmesini dışarıdan kolay gözükmesine bağlıyorum. Bu işi "denklanşöre basarım, parayı alırım" sananlar var. İnce noktalarını bilmeden -ki bu ince noktalar iyi bir eğitim, insanlarla iletişim becerisi, teknik yeterlik (iyi bir göz, yeterli photoshop bilgisi, yetenek), hastane hijyen kuralları, hastane personeliyle uyum içerisinde çalışabilmek ve daha bir sürü şey, bu mesleğe giriyorlar. Ve eminim girdikten sonra sandıkları kadar kolay olmadığını da görüyorlardır. Doğum fotoğrafçılığı son derece hassas ve birden fazla konuda hakimiyet gerektiren, büyüleyici olduğu kadar da zor bir meslek. Hakkıyla yapamazsanız çuvallamanız kaçınılmaz. Hakkıyla yaparsanız verdiği mutluluksa benzersiz.

11- Son soru klasiği... Bu söyleşiyi okuyan annelere çocuklar için besleyici, sağlıklı hangi tarifini vermek istersin.

Lara'nın favorilerinden birini vereyim:

Dana Etli Enginarlı Püre (7. aydan itibaren)

Yarım patates
Yarım havuç
Yarım enginar
Küçük bir avuç bezelye
Yarım soğan (arpacık soğanlardan)
İki üç sap dereotu
50 gr. yağsız dana eti
1 çorba kaşığı pirinç
1 çorba kaşığı zeytinyağı

Önce pirinci buharda veya kaynatarak pişirelim. Bu ara ayrı bir kapta eti haşlayalım. Sebzeleri minik minik doğradıktan sonra haşladığımız et ile birlikte buharda pişirelim (et iki kez pişmiş oluyor; böylesi daha güvenli). Son olarak her şeyi birlikte zeytinyağını da ekleyerek rondolayalım.

Miniklere afiyet olsun!

Bizimle birlikte olduğun için çok teşekkürler.

Asıl ben teşekkür ederim ilginize. Çok keyifli sorular olmuş :)

www.seydaodabas.com
www.facebook.com/ŞeydaOdabaşPhotography
www.laraninmamalari.blogspot.com

2013-11-13
Bu yazı 1979 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin