Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Benim takip ve takdir ettiğim, sevdiğim ve önemsediğim her kadını sizde tanıyın istiyorum. Hepsinin hayatında, işlerinde, başarılarında veya geçmişlerinde bir misyon saklı olduğuna inanıyorum. Papatya'nın bu sitede yer alması gerektiğini, sizlere iletecek olumlu mesajları olduğunu biliyordum. Onun misyonu "hayata sıkı sıkıya tutunun ve onu sevin" demek bence.  O çok kuvvetli, başarılı ve hayat dolu bir anne...Dilerim tüm güzellikler hep onunla ve ailesiyle birlikte olsun. 

....................
Sevgili Zümrüt, benden yazmamı istediğinde, çok heyecanlandım. Doğrusu biraz şaşırdığımı da saklayamam. Özenle hazırlanmış sitesinde çok başarılı olup kendini kanıtlamış sanatçılara ve önemli konularda bizi aydınlatan uzmanlara yer veriyordu. Ben sanatçı da değilim, belli bir konunun uzmanı da değilim. Ben sadece anneyim.

Alınan eğitimin, kazanılan tecrübenin hayatımızda bir yere kadar etkisi oluyor. İnsan kendini en çok nasıl hissediyorsa, dönüp dolaşıp o oluyor sonunda. Annelik de her karaktere aynı derecede uymuyor bence. Çok büyük bir sorumluluk; hayatınızda büyük bir değişiklik. Anne olunca bunun sırtınızda fazladan bir yük daha olduğunu da hissedebilirsiniz, benim gibi bunun için yaratılmış olduğunuzu da. Bana ne iş yaptığımı soranlara, "ben anneyim" diyorum gururla, mutlulukla. Bir iş değil ama bir gönül verme meselesi bu.

 



2004 yılında doğan kızımın, 2008 yılında doğan minik oğlumun annesiyim. Galiba biraz sıradaşı bir anneyim. Benim için çocuklarımla geçireceğim zaman o gün yapılacaklar listesinde herşeyden önce gelir. Onlarla muhakkak ki birlikte vakit geçiririm. Yemeğimizi pişirmenin ötesinde çamaşır, bulaşık, ütü; bence bunların hepsi sıralarını bekleyebilir. Çünkü bunların hepsini birden yapmaya kalkan yorgun ve stresli annenin -eğer kalırsa- geri kalan zamanında çocuklarıyla oynamayı hayal etmesi imkansızdır.

Onlarla geçirmediğimiz zaman akıp gider; geri gelmez. Birşeyleri birlikte yapmak, onlara kendi doğaçladığım masalları anlatmak, bazen gülüşmek, bazen müzikle coşup dans etmek beni benden alıp götürür. Onlarla yaşadığımın farkında olurum. Bazen ev işleriyle uğraşmaktan da çok yorulurum. Ama gece yatağıma yattığımda bugün çocuklarımla hep mutlulukla hatırlayacağımız bir gün geçirdik, diyebilirim. Çocuklarımı "kıştır, soğuktur" diye aylarca eve hapsetmem. Soğukta, sıcakta, mevsimine göre günün uygun bir saatinde mutlaka dışarı çıkarırım. Her mevsim açık ve temiz havaya çıkan çocuklarım çoğu eve kapanan çocuktan daha az hastalanır.

Mutfak ve Çocuk
Bence mutfak evin en canlı köşesidir ve kesinlikle yalnızca anneye ait değildir. Ailenin her ferdinin bulaşması gerekir. Çocuklara yemeği sevmeyi, el emeğine değer vermeyi, kendi işini görmeyi öğreten bir atölyedir. Koklayacak, karıştıracak, dokunacak, boşaltıp dolduracak, keşfedecek ne çok şey vardır mutfakta. Sebzeleri, meyveleri sanki ağaçlardan gelmiyormuş gibi paketlerden çıkan hazır malzemeler olarak değil de, doğanın bize sunduğu nimetler olarak görmemizi sağlayan tek yerdir.

Hafta sonunda fastfood'a gitmeyi bir eğlence olarak öğreneceklerine; çocuklarım sebzeleri, meyveleri önlerine ayıklanıp gelmeden tanısınlar; bir kekin un-şeker- yumurtayken karışıp da nasıl bir kek ya da ekmek olarak kabardığını görsünler isterim. Her şeyin gitgide kolaylaştığı günümüzde doğayla gitgide incelen bağımızı koparmamamız gerektiğine inananırım. Çocuklarıma marulun içinden çıkan tırtılı gösterir, muhallebiye tad katan tarçını koklatır, kakulenin tadına baktırırım. Yemeklerde çok acı olmadıkça çeşit çeşit baharatlar kullanırım. Ne kadar çok çeşitli şeyin tadına bakarlarsa o kadar zengin bir damak kültürüne sahip olacaklarına inanırım.

İki Tekerlek Üstünde Özgürlük
Çok kadın duymuşumdur; ehliyet alınca, araba sahibi olunca kendilerini çok daha bağımsız hisseden. Bense bu özgürlüğü bisiklet üstünde yaşıyorum.Her fırsatta çocuklarımla bisiklete atlayıp dolaşırız. Kızım kendi bisikletiyle yanımda, ufaklık da arkamda kendi koltuğunda şehirde düzenlenen her bisiklet turuna katılırız. Soluduğumuz havayı kirletmeye; tv, bilgisayar karşısında tembelleşmeye, çok yiyip az hareket etmeye, gitgide anti- sosyalleşmeye bir son vermek için bir umuttur bisiklet. Hayatımızın hep içinde olması için, çocuklarımıza küçük yaştan bisiklet ruhunu aşılamaya çaba gösteririm. Bu dünyanın bir yedeği varmış gibi çevresini umursamayanlara sinir olurum. Her olumsuzluğa rağmen dünyamız için yapılabilecek çok şey olduğuna inanırım.

 



Komşuda Pişenler
12 yıldır Girit adasında yaşıyorum. Buraya evlendikten 4 sene sonra geldim ve pek yadırgadığımı da söyleyemem. İklim açısından, doğup büyüdüğüm İzmir'e o kadar çok benziyor ki mutfakta alıştığım, sevdiğim malzemeleri bulmakta hiç zorlanmadım. Pazar yerlerinin benzerlikleri beni hep şaşırttı. Buna rağmen buraya özgü pek çok yeni lezzetle tanıştım. Kapari, bergamot, dağ sümbülü, hatta keçi sütünden ev yapımı peynir bunlardan yalnızca birkaçı. Zaten blogumu da daha çok bu özgün lezzetleri paylaşmak için açtım.

Zamanla çocuklarım hayatımı öyle çok doldurdu ki onlardan söz etmeden, birlikte yaptıklarımızı anlatmadan geçemez oldum. Bu yüzden bloğum artık yalnızca tarifler paylaştığım bir blog olmaktan çıktı; zaman zaman kızımla el işlerimizi, keyfine doyamadığımız bisiklet turlarımızı, gezdiğim yerleri anlattığım ve oralardan bir fotoğraf karesine sığdırdığım "o an"ları sakladığım bir anne günlüğüne dönüştü.

Ölüm Ciddi Anlamda Yüz yüze Gelmeden Pek Aklımıza Gelen Birşey Değil
Ben hayatı hep dolu dolu yaşamayı tercih ederdim. Ama bazen yaşanan olaylar hayata başka bir gözle bakmamızı sağlıyor. Başka türlü aklımızın ucundan bile geçmeyecek ihtimalleri de hesaba katmamız gerektiğini öğretiyor. Asla saklamadığım; konuşmaktan korkmadığım; belki bir kaç kişinin gözünü açarım, yüreğine su serperim diye paylaşmak için can attığım bir tecrübem oldu benim. İkinci bebeğime hamileliğim sırasında göğüs kanseri teşhisi konmasıyla bütün doğum senaryosu alt üst oldu. Herkesin şaşkına döndüğü o zor dönemde, ben belki de karnımdaki bebeğin bana verdiği güçle hiçbir zaman umudumu yitirmedim. O zaman 4,5 yaşında olan minik kızımın ve daha yeni doğacak olan bebeğimin bana ne kadar çok ihtiyaçları olduğunu aklımdan bir an bile çıkarmadan hayatta kalmak için elimden geleni yaptım.

"Neden ben? Ne kadar kadersizim!" diye düşünmedim. Aksine "Neden ben?" diye isyan etmenin ne kadar bencilce olduğunu düşündürmüştü bu olay bana. Ölümün insan hayatına herhangi bir aşamada girme ihtimalinin hep olduğunu ilk kez idrak etmiştim. Sanki böylesi hastalıklar hep başkalarının başına geliyordu da biz hikayelerini masal gibi dinliyor, çok geçmeden de unutuyorduk. "Bugüne kadar nasıl bir mücadele verdiklerinden bile haberdar olmadığım bu insanlardan biri de neden ben olmayayım?" diye daha önce hiç düşünmemiş olduğum için kendimden utandım. Halbuki böyle bir ihtimal her zaman vardı, herkes için vardı.
 



Ölüm, arkamı dönsem burun buruna gelecek kadar yakındı bana. Ama kaçmadım ondan. Ona sanki vahşi bir hayvanla karşılaşmış muamelesi yaptım. Onun farkındaydım ama eğer koşar adım kaçsaydım beni ensemden yakalayacağını biliyorum. Aksine orada öylece kaldım. O benim bir an boş bulunup adım atmamı beklerken, ben orada dimdik duruyor ve ondan korkmadığımı ilan ediyordum. Sonunda anladı; bu dünyadan ayrılmaya, çocuklarımı bırakmaya hiç de niyetimin olmadığını ve beni bırakıp gitti. İşte kısaca hikayem bu.

Cesur muyum? Belki. Ama kahraman filan değilim. Hayatta kalmayı, sevdiklerimle birlikte olmayı her türlü zorluğuna rağmen herşeyden çok istediğim için başarabildim ve bunu herkesin yapabileceğinden de eminim. Yeter ki içinizdeki yaşama sevinci yok olmasın.

Papatya Papadopoulos

http://www.greekturkish.com/turkish/
 

2011-05-11
Bu yazı 3892 kere okunmuştur.

papatya68papatya68

Sevgili Damla, bisikletimi buradan Girit'ten aldım. Aynı markayı Türkiyeden bulabilir misiniz bilemiyorum ama eminim orada da benzerleri vardır. Sevgili Aysel, çocuklarınıza ayırdığınız zaman muhakkak ki size mutluluk olarak, sevgi ve gülücük olarak geri dönecektir. Hiç endişelenmeyin!

damlaaslandamlaaslan

bisikletinize bayıldım rica etsem nerden aldığınızı yazabilirmisiniz?

Aysel6167 Aysel6167

Merhabalar papatya öncelikle çok geçmiş olsun....çocuk büyütmek okadar önemliki eğer doğurduysak bakmasını bilmeliyiz.benimde 6 yaşında oğlum 4 aşında kızım var peşpeşe zor olsada kendını onların güzelliklerine adapte edersek okadar zevkli hale gelıyorkı...ama ne yazıkkı her anne bu fıkırde değil.bende çok kez evimi dağınık halde bırakıp çocuklarımla oyun oynamayı tercih ediyorum.bazen çok abarttıgımı düşünsemde onların bır guluusu herşeye bedel....size çocuklarınızla bol oyunlu günler dilerim....

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin