Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Onun tasarladıklarını beğeniyorum, onun diktiklerine bayılıyorum. Ben onun yaptıklarını neredeyse görmeden sevip, gönülden görüyorum... Ürünlerini sahibine teslim ederken “güzel günlerde, sevgiyle kullan” diyen, hayat felsefesinde iyilik olan, insana ait tüm olumlu meziyetlere sahip bir arkadaş o benim için. Hayır, henüz yüz yüze gelmedik ama biz yazışarak anlaştık, birbirimizi pek güzel anladık. Evine gitsem, kendime bir kahve yapar, dönüp “sen de ister misin Sibel?” diye sorarım. Biz bu kadar arkadaş olduk işte. "Sevgi, saygı ve güven biz gibileri birbirine çeken" diye özetlenebilecek bir dostluğumuz var. Ne mutlu değil mi?

Sibel’i tanıtmak istedim çünkü yetenekleri olup da onları nasıl kullanacağını bilemeyen kadınlara harika bir örnek olacağını düşündüm. Eğer kendisini ve bloğunu halen tanımıyorsanız bu söyleşiyi okuduktan sonra acilen www.sesiber.com’a tıklamanızı öneririm. Ayakları yere basan, hem de çok sıkı basan iyi bir dost bulacaksınız karşınızda…

-Sibel oldu Sesiber…Ne zaman, neden, n
asıl?
2003’te internete aktif olarak girip, forumlara yorum yazmaya başlarken bir nick edinmem gerekiyordu. O an aklıma geldi SeSiBer. Sırasıyla eşimin, benim ve oğlumun isimlerinin ilk hecelerini aldım. (Şener-Sibel-Berkehan) O zamandan beri hep aynı nicki kullanıyorum. Sonra arkadaşlarım kısaltıp “Sesi” demeye başladılar. Öyle bir yerleşti ki; onlarla sanaldan gerçeğe dönüştürdüğümüz görüşmelerimizde bile çoğu “Sesi” diye hitap eder bana.


-Aslında bir Sesiber var, bir de Sesideco... Anlatır mısın.
Etsy’de ilk olarak Sesiber’i açtım. Sesiber’de giyilebilir aksesuarlar ve aplikelerim mevcut. Ev dekorasyonuna da el atınca, dükkan çok karıştı, kategorilere sığamaz oldum. Sesideco’yu özel gün aksesuarlarım ve ev aksesuarlarım için açtım.

 

-Polimer kil, keçe, tel, kumaş, boncuk, örgü, dikiş, nakış... Kaçırdığım başka bir şey var mı :) Bu kadar marifet, yetenek, ilgi nereden, kimden geliyor...
Küçüklüğümden beri derler ya, kalsik olacak ama öyle. Kumaşını kullanmak için annemden gizli çok giysiyi kestim, diktim, kendimce birşeyler yaptım. Annem iş bitince görür, o aşamadan sonra da ses çıkarmazdı. Ortaokul yıllarında edebiyata çok merakım vardı. Ortaokula kaydım yapıldığı sırada değişik yabancı dillere talebi arttırmak amacıyla yabancı dil seçimi kurayla yapılıyordu. Bana Fransızca çıktı. Annem babam İngilizce öğrenmemi daha mantıklı buldular. Fakat okul yönetimi ne yaptıysak dil sınıfımı değiştirmediler. Babam da inatla o okuldan alıp kız lisesine kaydımı yaptırdı. Yarım dönem gidip diğer okulun İng. sınıfına kayıt olacaktım. Fakat okulumu çok sevdim, ayrılmak istemedim. Kader ağlarını örüyormuş meğer. Bu vesileyle giyim bölümünden mezun olup, moda tasarımı öğretmenliği okudum. Bir yıl denedim, öğretmenliği sevmedim, saatlerle, müfredatla, teknikle sınırlı ölçülerde çalışmak bana göre değildi. Dikiş dikmeyi hala çok seviyorum, tasarlıyorum,dikiyorum, giyiyorum. Fakat sadece kendime. Başkalarına dikmek çok sıkıcı geliyor. Tasarımın, güzel sanatların her alanı hep ilgimi çekiyordu ve hala da çekiyor. İmkanlarım dahilinde denemediğim bir dal kalmadı sanırım. Mutfak dolaplarını boyamışlığım da vardır. Evde tamirat işleri yapmayı da severim. Ömrüm yeterse hala yapmak istediklerim var. Goethe’nin dediği gibi “sanat ne kadar uzun, hayat ne kadar kısa”...

-İnsan isterse her şeyi yapabilir... Kadınlara kendi işlerini kurmaya karar verme ve bununla ilgili girişimlerde bulunma ile ilgili neler söylemek istersin?
Sadece güzel birşeyler üretmek günümüzde yetmiyor. Bulunduğu yer ve konum dolayısıyla keşfedilmemiş çok yetenekli kadınlarımız var. Tanıtımları olmadığı için pazarlama sıkıntısı yaşıyorlar. Bu kadınlarımız interneti chat yapmak, okey vs. oynamak, Facebook’ta laflamak için kullanabiliyorlar. Ürettiklerinin fotoğrafını çekip, nette tanıtabilirsin deyince internet cahili oluyorlar. Teknolojiyi, özellikle de interneti lehine kullanacak ilgiye ve bilgiye sahip olmak artık ulaşılmaz değil. Tanıtımın önemini kavramak ve bunun için sosyal medyayı kullanmak lazım.
 

 

 

-Emeksensin.com, Pasaj.com gibi adreslerde ürünlerin yer alıyor. Bu gibi yaratıcı üretim platformlarının kadın emeğini teşvik ettiğini düşünüyor musun. Sistem işleyişi hakkında yorumların nelerdir.
Bu tür satış sitelerinin birçok kadının ufkunu açtığını, sadece maddi değil, özgüven açısından da kadınlara çok büyük destek olduğunu düşünüyorum. İşleyiş alıcı ve satıcıyı mağdur etmeyecek şekilde düzenlenmiş, güvenilir. Satış politikalarınızı (kargo ücreti, üretim ve ulaşım süresi vs...) akıllıca ve istikrarla belirleyip profilinizde belirttiğiniz ve ürünlerinizin arkasında durabildiğiniz zaman başınız ağrımıyor. Listeleme ücreti yok. Satış üzerinden çok cüzi bir komisyon alınıyor. 3 yıl gerçek bir dükkan işlettikten sonra internet satışını denedim. İnanın çok daha güzel geri dönüşleri var. Tavsiye ederim.


-Etsy.com’da bizim ülkemizden el emeklerini görmek çok hoşuma gidiyor. Hele bunlar yaratıcı ve şık tasarımlarsa insan gerçekten gurur duyuyor. Senin mağazan da son derece başarılı. Yabancıların ürünlerine olan ilgisinden ve burada dükkan sahibi olmaktan bahser misin. Etsy’ de ürünleri ile yer almak isteyen kişilere neler önerirsin.
Etsy’de dükkan açtığım ilk hafta Avustralya’ya satışım oldu. Bu müthiş motive edici bir olay. Ardından 3 kez yine aynı ülkeye satışım oldu. Avustralyalılar beni sevdi diye düşünürken sonrasında Amerika’ya satışlarım oldu. Şu sıra çoğunlukla Amerika’dan müşteri geliyor. Özellikle Amerika’da el yapımı ürünlere verilen değer ve ilgi Türkiye’dekiyle kıyaslanamaz. İngilizceniz orta düzeydeyse Etsy’de yeralmak kolay ama yer edinmek gerçekten zor. Bir kere çok güzel, net, değişik yönlerden çekilmiş, ürün fotoğrafları olmazsa olmaz, düzgünce yazılmış ürün açıklamaları, etiketler ve materyal bilgileri gerekli. Etsy devasa bir okyanus. Tüm bunlardan sonra, tamam, deyip oturmuyorsunuz. Belli aralıklarla ürünleri “renew” denilen yeniden listeleme işlemini yapmak, ön sıralarda yeralmak için gerekli. Uygun gruplara üye olunabilir. Bol bol forum takip etmek.,trendleri, özel günleri, promosyon günlerini kaçırmamak adına faydalı. Etsy’de satış komisyonu haricinde listeleme ve renew ücreti olarak ürün başına 0.20 $ dolarlık bir kesinti yapılıyor. Bu masrafları ürün fiyatına baştan dahil etmek şart. http://isotladies.blogspot.com/ blogunda Nilüfer’le birlikte Etsy ile ilgili yardımcı konulara değiniyoruz. Buradan faydalanabilirler.
 

 

 

-Farklı materyallerle çalıştığın dekoratif, fonksiyonel bir çok tasarımın var. Peki en sevdiğin tasarımın hangisi? Neden?
Ben biraz ukalalık derecesinde yaptıklarımı fazlaca seviyorum. Önce ben çok seviyorum ki, alanlar da sevsin. Bu sevgi sanıyorum ki, işime yansıyor. İlk aşkım tel tasarımıydı, sonrasında polimer kil, şimdi keçe. Özellikle keçe kuşlarımı ekstra seviyorum. Yaparken bile mutlu ediyorlar beni. Bittiği zaman onları seyretmek en büyük keyfim. İşimi çok seviyorum, renkleri çok seviyorum. Tüm bunların yanında geri dönüşüm çalışmalarını çok seviyorum. Eskiyi yenilemeyi, yeni birşey almaktan daha çok seviyorum.


-Taklitin şiddetle karşısında olduğunu biliyorum. Sanal alemde kontrolü gerçekten güç bir mesele. Bu konuda neler söylemek istersin.
Hem de çok. Tasarlarken o kadar çok düşünüyorum ki, koskoca 2-3 günde çıka çıka bir kuş çıkıyor mesela. Sonra o kuşu nerelerde kullanırım diye bir o kadar daha deneme ve yanılma, karar verme. süreci....ve sonra birisi gelsin ve senin bu kadar düşünmenin, tasarlamanın üstüne “ben yaptım” hatta “tasarladım” gibi büyük laflar etsin. Çok canımı sıkıyor. Sadece kendimin değil, tanıdığım tanımadığım tüm tasarımcıların bu konuda destekçisiyim. Taklit ürün gördüğümde tasarım sahibine mutlaka haber veriyorum. Bir kişi bir kişidir. İnsanların bu işin edebini öğrenmesi gerek. “Emeğe saygı” hayatın her alanında uygulanmalı...


-Blogun gerçekten çok popüler, yüzlerce takipçin var. Eminim birçok dostluklar edinmişsindir. Sesiber’i blog alemine eklediğinde bu noktaya geleceğini düşünmüş müydün... Peki neler yaptın bu başarı için.
Blog öncesi bir Takı Kulübü geçmişim var. Takı Kulübü’nü 2005 te kurdum. Sesiber orada tanındı zaten. Sitem varken blog olayına hiç sıcak bakmıyordum. Takı yapmayı bırakıp başka alanlara yönelince paylaşacak bir platform ihtiyacı hissettim. Bu düşünceyle blogu deneyeyim, dedim. Bu kadar seveceğimi, bağlanacağımı ve takip edileceğimi ben de tahmin etmiyordum. Düzenli ve seviyeli paylaşımlarımın etkisi olmuştur sanırım. Bunun yanında özgün çalışmak tek hedefim. Blog başarısını yorum ve izleyici sayısıyla ölçenlerden değilim. Çok güzel dostluklar edindim. Bana göre başarı bu.


-Sibel oğluna en çok hangi cümleleri kurar, en çok neler sorar. Anlatır mısın anne Sibel’i.
Mutlu musun? (Genelde mutlu olduğundan %100 emin olduğum durumlarda sorarım) Ne yedin? Doydun mu? Neden onu yedin? Okul nasıldı? Ellerini yıkadın mı? Bıdık’ı gezdirdin mi? Güzel oğlum, Berkuşum, iyi ki varsın...

Anne Sibel eskiden çok disiplinliydi. Temizlik ve düzen takıntım vardı. Zamanla törpüledim kendimi. Her canlıya yavrusu iyi, güzel görünür ama yaşıtlarıyla kıyasladığımda sosyal, temiz, efendi, esprili, oturup kalkmayı bilen, tüm canlılara ve doğaya saygıyı, sevgiyi, görgüyü bilen ve uygulayan, gündemi takip eden, duyarlı bir çocuk yetiştirdiğimizi düşünüyorum. Bunda aile yaşantımızın katkısı büyük. Sürekli konuşup kafa ütülemek, bıktırmak yerine örnek olmayı, ondan beklediğimiz gibi davranmayı, her konuda onun fikirlerini de almayı tercih ettik. Sanırım en etkili yöntem bu.


-Tabi ki yemek tarifi isteyeceğim
Sabah ya da ikindi kahvaltısına, hatta akşam yemeğine ek olarak yapılabilecek kolay ve çok lezzetli bir tarif. Biz yemeğe doyamıyoruz. Adı yok aslında, “Marullu tava” diyelim :)

4 kişilik malzemeler

4-5 marul yaprağı
3-4 taze soğan
2 yumurta
2 kaşık un
tuz,baharat (karabiber,kırmızı biber)

Yapılışı

Marul ve soğanları iyice yıkayıp suyunu sıkıyoruz. İnce ince doğruyoruz. Geniş bir kasede yumurta, un, tuz ve baharatı çatalla çırpıyoruz. Kasenin içine doğramış yeşillikleri ekleyip iyice karıştırıyoruz. Teflon ya da seramik tavaya çok az (1-2 kaşık) zeytinyağı döküp karışımı üzerine bastırarak yayıyoruz. Kapağını kapatıp kısık ateşte her iki yüzünü de kızarana kadar pişiriyoruz. Pişmiş marul çok lzeetli oluyor. Mutlaka deneyin, vazgeçilmez yemeğiniz olacak, eminim.


Afiyet olsun...

*Bu arada oğlum büyüdüğü halde ben senin yazılarını okumayı, tariflerini denemeyi çok seviyorum. Anne olan herkesin keyifle okuyabileceği, bazen ben düşünmüşüm Zümrüt yazmış diyeceğim kadar “biz” den konulara değiniyorsun. Tarifler hem besleyici, hem lezzetli hem de kolay uygulanabilir cinsten. Yiyorum Büyüyorum içeriğiyle çok zengin bir site. Her açtığımda mutlaka kendime göre birşeyler buluyorum. Burada yeralmaktan dolayı çok mutluyum, çok teşekkür ederim...

www.sesiber.com 

2011-05-03
Bu yazı 3049 kere okunmuştur.

nihanislernihanisler

Ayrıca da çok yol gösterici, bir soru sorduğunuzda özveriyle yardımcı olduğunu da ben eklemek isterim.İyi ki benimde bir şekilde sizlerle yolum kesişti.İçten sevgilerimi kabul edin lütfen

asortikasortik

yaptıklarını hayranlıkla izliyorum. güzel günlerde, sevgiyle kalın hoşçakalın...

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin