Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Senelerden beri keyifle takip ettiğim, yazılarını tebessümle okuduğum, gerçekten iyi bir baba ve iyi bir insan olduğunu düşündüğüm sevgili  Özgür'ü sitemde konuk etmeyi uzun zamandan beri istiyordum. Sadece kimdir, nedir, ne iş yapar değil ama bir baba çocuğunun yaşamında bakın ne kadar yer alabiliri okutmak istedim. Evet, çocuk yaşamına anneler kadar dahil, ilgili, araştırmacı ve eğlenceli babalar çoğalıyor; ama toplumun geneline bakıldığında ne kadar  az hepimiz biliyoruz. Takdir ediyorum, alkışlıyorum ve  baba olmayı evin paşası olmakla aynı şey zanneden erkeklere aloooo diye seslenmek istiyorum. Uyanın!

Paylaşımcı ebeveynliği anlatan, üstelik bir de güzel  sütlaç tarifi veren Özgür baba, nam-ı diğer Fikirbaz efendim... İyi okumalar

1-Baba olmanın anlatıldığı bir blog ... Ne şahane! Daha önce ziyaret etmemişler için nasıl tanıtırdın babaolmak.com’u

Babaolmak.com kişisel bir blog olarak başlayıp, kişisel olarak “loglamak” istediklerimin babalık ve ebeveynlik süzgecinden geçirdikten sonra kalanlardan oluşuyor. Özetle, ilk gününden bu yana “baba olmak” maceramın logunu, yani kaydını tuttuğum bir online günlük.

2-Tabi böyle bir blog oluşturma fikrinin ne zaman, nasıl, neden geliştiğini de öğrenmek isteriz.

Eşimin hamile olduğunu öğrendiğim gece başlamıştım... İlk refleks, kocaman bir deftere bir mektup yazdım. Sonra bilgisayar başına geçtiğimde, zaten gün boyu yaptığım iş internet yayıncılığı olduğundan ve aslında pek çok ayrı alanda zaten blogculuk yaptığımdan elim otomatikman bir blog açmaya gitti. Alan adını aldım, hosting, kurulum derken bir saat sonunda her şey hazırdı, kağıda yazdığım ilk mektubu siteye geçirerek başladım.

Kayıt tutmayı seven biriyim. Yazı yazmayı da internet yayıncılığını da. Bağımsız kişisel yayıncılığa inanıyorum, böyle bir kayıt altına alma fırsatı da önemli. Bu sefer sadece kendim için değil kızım için de kayıt tutuyorum esasen. Keşke her zaman istediğim yoğunlukta ve disiplinde yapabilsem.

 

3- Baba olmadan önce Özgür, baba olduktan sonra Özgür?

Zor bir soru bu; baba olmadan öncesini hatırlamıyorum desem yeridir. İnsan içinde olduğu duruma uyum sağlıyor ve bu kadar yoğun yaşadığında ve her gün yepyeni ve yoğun bir şeylerle karşılaştığında geçmiş flulaşmaya başlıyor. İşte geri bakıp da durumun fluluğunu gördüğümde iyi ki yazmışım, iyi ki fotoğraflamışım diyorum.

Ebeveynlik büyük bir sorumluluk. Her zaman sorumluluk sahibi biriydim, çok uçarı biri olmadığımdan benim için adapte olması çok zor bir durum olmadı. Ancak bugün baktığımda ebeveynliğin ilk 2-3 yılının çiftler açısından büyük bir sınav olduğunu görüyorum.

4-Babalığın en büyüleyici ve en çetin tarafları desem?

Açıkçası babalığın; hep diyorum ya, bence farkı yok, dolaysısıyla ebeveynlik diye kullanmaya çalışıyorum; her anı, her tarafı son derece büyüleyici. Bana kalırsa bir insanın doğması ve büyümesi mucizenin tanımı. Her gün bu mucizeye tanık oluyorsun işte bu çok büyüleyici.

Öte yandan elinden dehşet bir potansiyele sahip çok büyük ve boş bir tuval var ve onun neye dönüşeceği tamamen senin çabana ve performansına bağlı. İşte bu da en çetin yanı olsa gerek ebeveynliğin.

Gerçekten büyük bir imtihan layıkıyla bir insan yetiştirmek. Her bir adıının son derece kontrollü, bilinçli, dikkatli, özeni olması gerekiyor. Ve bu gerçekten de çok zor ve iddialı bir görev. Kulağa geldiği kadar kolay asla olmuyor.

 

5-Solo ebeveynlik konusunda neler paylaşmak istersin?

Solo bir ebeveyn değilim. Böyle olduğumu iddia etmek, bu işi layıkıyla (ve elbette büyük zorluklarla) yapan pek çok ebeveyne büyük haksızlık etmek olur. Eski eşimle kızımızı “paylaşımcı ebeveynlik” (shared parenting diyor yabancılar) denen şekilde büyütüyoruz. Haftayı çok eşit bir biçimde bölüşmüş olduğumuz bir takvimle yürütüyoruz bu süreci.

Sadece kızımızın anne babası değil iki arkadaş olarak da sürdürüyoruz hayatımızı dolayısıyla pek çok “solo ebeveyne”e göre çok şanslı ve konforlu durumdayız.

Solo ebeveynliğe gelince günümüzde çekirdek aile kavramının iyice minimalize olduğunu ve “anne-çocuk” ve “baba-çocuk” haline geldiğini düşünüyorum.

Eskiden hiç olmadığı kadar birebir ve kaliteli zaman geçiriyorum kızımla ve bunun için de açıkçası ayrılığımıza minnettarım. Elbette ki pek çok zor ve yorucu yanı olsa da günün sonunda çok keyifli ve kaliteli bir birlikteliğin yolunu yarattığımızı düşünüyorum.

Bekar ebeveynliğin pek çok “taraf”ı var ve her geçen yıl pek çok yeni gelişmeye gebe o yüzden bu kadar kısa sürede çok fazla tecrübe edindiğimizi düşünmüyorum. Ama şimdilik kesinlikle çok iyi gidiyor. Kızımız büyüdükçe gelişmeleri göreceğiz.

Bu süreçle ilgili en büyük pişmanlığım sanırım her şeyi fazlaca kendime saklayıp bloğuma yansıtmayı beceremedim. Çünkü o süreci ayrıştırarak içinden sadece çocuk ve ebeveyn tecrübelerini filtrelemeyi becerebileceğime inanmadım sanıyorum. Üzerinden zaman geçince de hiçbir şey ilk andaki netliğinde olmadığından çok anlamlı olmamaya başlıyor paylaşmak.

6-Özgür internet yayıncılığı alanında çok şey yapıyor. Filmlerim.com, Hayhuy.com, Sinemaseans.com, Tedarik.com, Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com, Dakick.com vs. gibi birçok çocuğu var… Bunların içinden anne-baba-çocuk alanında faaliyet gösterip bu üçgenin keyifle faydalanabilecekleri hakkında bilgi verir misin.

Özgür’ün işi internet yayıncılığı, dijital içerik ve proje üretimi; online prodüksiyonlar yapmak. Anne-baba-çocuk üçgeninde Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com var en önemlisi ve en büyüğü. Üstelik 2013 yazı itibariyle artık bir yayınevi de olduk ve hayalimizdeki çocuk kitaplarının yanı sıra anne-baba eğitimi kitapları da yayımlamayı planlıyoruz. Kitap basmak, maddi getirisi nerdeyse sıfıra yakın olsa da çok tatmin edici ve keyifli bir süreç. Büyük bir heyecan ve hayal kaynağı.

 

7-Bir bloğun çok tık alıp, sadık izleyicilerinin oluşması için...

Samimiyet çok önemli, devamlılık çok önemli, sonra gerisi geliyor aslında. Önemli olan bloğu kimin için ve ne için tuttuğunu düzenli hatırlatmak kendine. Kendi tecrübem özelinde ben bloglarımı en başta hep kendim için tuttum, bunun faydasını ve geri dönüşünü de gördüğüme inanıyorum.

Zaman zaman “sadece blogculuk yaparak hayatımı sürdürebilsem keşke” dediğim olmuştur. Hiç o noktaya taşıyamadım elbette ama her zaman güzel bir hayal bu.

8-Peki sen hangi blog ve siteleri takip ediyorsun... Ebeveynlere “mutlaka takip” diyebileceğin adresler?

İtiraf etmek gerekirse eskisi kadar çok blog takip edemiyorum. Kendime ayırdığım öylesi konsantre bir zamanım olmuyor pek. Özellikle Facebook ve Twitter ile birlikte ciddi bir sürenin kaliteli içerikten hızlı takip edilen “akan bir içeriğe” kaydığını düşünüyorum. Hele de sektörün içinde biri olarak kaçınılmaz olarak ben de bu akan içeriğe kapılmak durumunda kalıyorum pek çok zaman.

Ebeveynlik, kitaplar, eğitim, teknoloji, mobil dünya ve girişim konularında bloglara düzenli göz atmakla beraber kesintisiz, hiçbir şey atlamadan takip ettiğimi söyleyebileceğim çok fazla blog yok maalesef. Sürekli takip ettiğim blogların yazarları artık hep arkadaşım ve onları da Facebook, Twitter, Instagram gibi alanlarda takip ediyorum.

İlla isimler vermem gerekirse Blogcu Anne, Diğer bir baba Cesur ve yaptığı işler; Ayça ve Alpay Oğuş’un yaptıklarını keyifle ve imrenerek takip ediyorum. Fotoğrafçı Latife Tunç var çok severek takip ettiğim. Taze Anne diye bir blog var, zaman zaman keyifle göz attığım. Bir Dolap Kitap olmazsa olmazlardan. TamamenAtıyorum.com da dehşet yazıların yayımlandığı takibimdeki bloglardan. UzunCorap.com’un da çizgisi hoşuma gidiyor ve zaman zaman uğruyorum.


9-Babalar, blog açın, defter açın, not tutun, uzun olsun, kısa olsun ama mutlaka yazın! Çünkü...

Zaman çok hızlı akıyor ve yazılan her satır, her kelime tarihe şahitlik ediyor. Sadece sizin için değil, çocuğunuz için de. Bu yazılan kelimelerin, çekilen fotoğraf ve videoların ilerde çok büyük bir değer, çok özel bir hediye olacağına inanıyorum çocuklarımız hatta torunlarımız için.

10-Yeni baba olmuş ve şaşkın ördek durumu yaşayan hemcinslerine neler önerirdin?

Hastaneden çıkmadan önce hemşireler bize bebeği yıkamayı göstermişlerdi. Yıkama aşamasından daha önce de doğumun hemen ardından ilk giydirilme vb. Sürecini camın ardından izlemiştim. Her ikisi de önemli tecrübelerdi. Her şeyden önce bebeğin o kadar ufacık olmasına rağmen ne kadar esnek ve aslında güçlü olduğunu görmek açısından önemliydi. Hemşireler büyük bir alışkanlıkla oldukça hoyrat ve rahat davranıyorlardı daha bir iki günlük bebeğe. Bu açıkçası beni oldukça rahatlatmıştı o ilk günlerde.

Onun dışında öğrenmeye açık olmak lazım. Denemeye. Şöyle bir baştan sona düşündüğümde hiçbir şey o kadar da zor değil.

 

11-Peki çocuk beslenmesi konusunda bir baba neler düşünür. Özgür baba nasıl yemek yapar, Zeynep yemek seçer mi, neleri sever. Birazcık da mutfağını ve o mutfakta pişirdiklerini anlatsana.

On soru geçtik; ne zaman yemek konusuna geleceğiz diye bekliyordum. Zeynep yemek seçmiyor. Öyle ki asıl ben yemediğim pek çok sebzeyi Zeynep’ten sonra yemeye başladım. Bazılarını ona pişirirken sever oldum. Bazılarını seveceğim, seveceğimiz şekilde pişirmeye başladım.

Yemek yemeyi seviyorum; dolayısıyla yapmayı da. Şöyle bir düşündüğümde; Zeynep’e sorulduğunda en favori yemeği kıymalı pırasa. Et sever bir kişi olarak yemeklerimin neredeyse tamamında et ya da kıyma oluyor. Kıymalı bezelye, kıymalı fasulye, kıymalı mercimek vb... Çok acil durumlarda kıymalı patates. Yine acil durumlar ve az zamanlarda, tembel günlerde pilav ve makarna hep imdada yetişiyor. Değişik soslarla elbette. Wokta tavuk yine pilavın yanındaki tercihlerimizden. Şimdi düşündüğümde balık oldukça az yapılıyor. Cacık ikimiz de çok seviyoruz. Cacık ve salata, Zeynep’in yapımına katkıda bulunduğu yiyeceklerimiz. Öte yandan kıyma kavurmak da yine Zeynep’in favorisi)

Arada sırada da kek ve kurabiye yapıyoruz birlikte.

12- Ve son sorumuz hep bize hatıra bırakılacak tarif üzerine. Özgür baba bize çocukların seveceği, lezzetli, besleyici tarifi verecek?

Valla bak bu da zor bir soru oldu. Benim en büyük avantajım Zeynep’in her şeyi yemesi ve yemekleri birlikte yaparken de ortak bir zevk geliştirmiş olmamız. Şimdi kıymalı mercimek desem biz ikimiz de çok seviyoruz ama başka çocukların seveceği yemek kategorisine girer mi bilmiyorum. Aynı şekilde ıspanak da öyle...

Biraz kolaya kaçıp sütlaç tarifi vereyim...

- Pirinç... Büyük bir çay bardağı... (Hani “Ajda” denenlerden...)
- Süt... Büyük bir şişe kadar... Şaka yahu, o kadar da değil... Bir litre süt işte... Bir litre artı bir de çeyrek olabilir... Süt sütlacın koyuluğuna etki ettiğinden biraz keyfe bağlı miktarı, aynen şeker gibi...
- Şeker... Büyük bir su bardağı... Demin dediğim gibi daha tatlı olması tercih edilirse miktarı artırılabilir. Birkaç denemede kendi ölçülerinizi bulursunuz bence... ;)
- Pirinç unu... Bir tahta kaşık dolusu (tepeleme yani)... Çorba kaşığıyla ölçecek olsam, "iki çorba kaşığı" derdim...
-Tamamen opsiyonel, biraz rendelenmiş portakal kabuğu ya da limon kabuğu... Hatta dövülmüş damla sakızı da olabilir...Opsiyonel malzemeler anlamında; benim kızım limonlu ya da portakallı sütlaçtan hoşlanmadı mesela... Sadeyi tercih ediyor... Dolayısıyla tamamen keyfe ve tercihlere bağlı bir şey...

Birinci aksiyon, pirinçler sudan geçirilip, tozundan arındırılıp (halk arasında 'yıkamak' da denir) haşlanacaklar. Atalım bir tencereye, üstünü iki parmak kadar geçecek şekilde de su ekleyelim, haşlansın... Yaklaşık 20 dakika. (Pirinçlerin diriliği de belki bir tercih meselesi olabilir.) Unutulmaması gereken nokta, tencereyi çok başıboş bırakmamak; haşlanırken çabuk taşıyor meret.

Suyu pirinçlere çektirdikten sonra (Bir nevi hasta pilavı - olabildiğince sade) üstüne sütü ekliyoruz ve 15 dakika kadar kısık ateş üstünde birlikte pişiyorlar. Bu sırada bir kasede sakin sakin beklemekte olan pirinç ununu bir-iki çorba kaşığı sütle (ya da suyla) karıştırarak eritip, ezip, topaksız hale getiriyoruz. Bu hazırladığımız “solüsyon”!!! (kendim de inanamadım şu anda solüsyon dediğime)...

Pirinç ununu da pirinçli sütümüze kattıktan sonra yavaş yavaş beş dakika karıştırdığımızda sütlacımız neredeyse hazır. Tencereyi ateşten indirmek üzereyken limon kabuğu; portakal kabuğu ya da dövülmüş damla sakızı karıştırıp az bir şey daha karıştırabiliriz.

Hepi topu bu. Kaselere bölüştürünüz. Soğuyana kadar dışarıda tutup, soğuyunca da buzdolabına atınız. Tercihan tarçınla servis ediniz.

www.babaolmak.com

2013-07-31
Bu yazı 2499 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin