Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Organik ve Konvansiyonel Gıdaların Besinsel Değerlerinin Kıyaslaması
Araştırmalar ne diyor?
90’lı yılların sonlarından günümüze kadar olan araştırmaları şöyle bir derleyip toparlayınca konvansiyonel tarım ile organik tarım mahsullerinin arasında belirgin farklar görmek ne yazık ki kolay değil. Medya sürekli bu iki tarım ürünleri arasında pek fark olmadığını bizlere duyuruyor. Eğer yazımızın organik tarımın ne olduğunu açıklayan kısımlarını okuduysanız bu istatistiklere şaşırmamak elde değil. Gerçekten de günümüze kadar ulaşan en büyük 5 literatür teftiş raporu arasında organik gıdalardan yana en olumlu sonuçları yakalayan Dr. Virginia Worthington dahi belirgin bir üstünlükten bahsedememektedir.

Öyle ki tamı tamına yayımlanmış 1,230 karşılaştırma raporunu inceleyen Dr. Worthington, bunların sadece %56’sının besin değeri açısından organik gıdaları daha üstün bulduğunu göstermiştir.

Bu demektir ki araştırmaların neredeyse yarıya yakını ya hiç fark bulamamış, ya da konvansiyonel gıdaları daha üstün göstermiştir. Her ne kadar bu oran bazıları için yeterli olsa dahi, birçok insanın organik gıdaları seçmesi için yeterli bir sebep değildir. Organik tarım ürünlerinin çevre, hayvanlar ve insanlar üzerindeki birçok pozitif etkisini bilen çevreci ve organik tarım destekleyicisi dernekler bu durum üzerine besin değerlerini kıyaslayan araştırmaları ince eleyip sık dokuyan bir tetkik uygulaması başlatmışlardır. (1) Bu derneklerden British Soil Association (İngiliz Toprak Derneği) tam 109 araştırmayı yeniden incelemiş ve beklenildiği gibi sadece ve sadece 27 tanesinin sağlam karşılaştırmalar olduğunu fark etmiştir.

Peki diğer 82 araştırmadaki problemler nelerdi? Göze çarpan en büyük eksiklik, organik tarım ürünü olduğunu beyan eden çiftçilerin yazımızın başlarında bahsettiğimiz 3 senelik gebelik süresini doldurduklarına dair hiçbir belgelerinin olmamasıydı.(60’a yakın araştırma) Bu durumda tarlalarında hala eski uygulamalardan kalan kimyasalların bulunma olasılığı ve toprak mikrobiyolojisinin bozuk olma olasılığı bulunuyordu. Bununla birlikte organik tarım ürünlerinin çoğu test bölgelerinden çok daha uzaktaydı, uçaklarla ulaştırılıyor ve test gününde doğal olarak konvansiyonel tarım mahsullerine göre çok daha fazla beklemiş oluyorlardı. İngiltere gibi kocaman bir adanın bütün tarım arazilerinin %98’inin konvansiyonel tarıma ayrıldığını, sadece %2’sinin sertifikalı organik olduğunu düşünürsek bu duruma şaşmamak gerek.

Bir diğer problem de testlerin bazılarının mahsullerin kuru ağırlığı göz önüne alınarak yapılıyor olmasıydı. (20’ye yakın araştırma) Bilindiği gibi organik tarım ürünlerinin genel olarak sıvı ağırlığı daha düşüktür. Bunun anlamı, aynı miktar yaş ağırlıktaki organik mahsullerde konvansiyonel mahsullere göre daha fazla katı besin öğesi olması demektir. Bunun bilincinde olan bazı akıllı uzmanlar, organik gıdaların bu avantajını ortadan kaldırmak için mahsulleri kurutarak karşılaştırmaktadır. Bu durumda tabii ki birim organik kuru mahsule oranla daha fazla konvansiyonel kuru mahsul teste alınmış olacak ve gıda öğelerinin miktarları artmış olacaktır. (Yani 3 kilo organik armudun 5 kilo konvansiyonel armutla karşılaştırılması gibi) Bütün bu problemlere, az da olsa bir kısım araştırmanın birden fazla dergide yayımlanarak eleştirmenleri yanılttığı durumları (toplam 6 araştırma) da eklediğimiz zaman sözü geçen 82 sahte karşılaştırma raporu su yüzüne çıkmakta. Eldeki bir avuç sağlam karşılaştırma raporu göz önüne alındığında ise bakın besin değerleri neler gösteriyor…

Sekonder Metabolitler
Elzem yani vücudun dışarıdan alması gereken besin öğeleri olarak bilinen su, lif, karbonhidrat, protein, yağ asitleri, vitamin ve mineraller dışında bitkilerde sayıları 5 bin ila 10 bin arası değişen sekonder metabolit dediğimiz yapılar bulunmaktadır. Genellikle Fenolikler, Terpenesler, Alkaloitler ve Sülfür içeren bileşikler olmak üzere 4 ana kategoride incelenirler. Her ne kadar bu yapılar elzem olmayan besin gurupları altında incelense dahi çok sayıda araştırma bu yapıların insan sağlığına olan birçok faydasından bahsetmektedir. İngiliz Toprak Derneği’nin “Organik Tarım, Gıda Kalitesi ve İnsan Sağlığı” raporunda tamı tamına 57 referans araştırması bu yapıların önemine ve faydalarına ayrılmıştır. (1)

Bazı araştırmacılar sekonder metabolitlerin yüksek oranda olmasının pek de iyi olmadığı ve toksitlik ihtimalini arttıracağı yolunda uyarılarda da bulunmaktadır. (1,10) Sekonder metabolitlerin yüksek konsantrasyonlarda vücuda alınmasında toksitlik ihtimalinin arttığı doğrudur, ancak diyetinde çeşitlilik yaratarak mevsimine göre beslenen ve bir gündeki her üç öğününde de A’dan Z’ye aynı gıdaları tüketmeyen bireyler için böyle bir ihtimal çok azdır. Üstelik modern Batılı ülkelerde sebze ve meyve tüketiminin artması en büyük üç ana ölüm nedeni olarak gösterilen kanser, diyabet ve kalp hastalıklarının oranlarını indirmektedir. Eğer sekonder metabolitler vücuttaki toksitlik oranını arttırıyor olsalardı, daha fazla taze sebze meyve tüketen toplulukların kronik hastalıkları azalmaz tersine yükselirdi. (1)

Peki, bu sekonder metabolitler insan sağlığını nasıl olumlu yönde etkileyebiliyor? Bu konuda Kopenhag Üniversitesi araştırmacıları bazı önemli ipuçları yakalamışlar. (11) Bitkilerdeki sekonder metabolitlerden Fenolik bileşiklerinin vücudu kanser yapıcı serbest radikallerden diğer antioksidanlara göre (C ve E vitamini gibi) 10 kez daha etkili temizleyebileceklerini bulmuşlardır. Merak eden okurlar için hemen belirtelim, Fenolik bileşiklerinin en çok bulunduğu besinler çay üzümü, çilek, kırmızı şarap ve yeşil çaydır. Ayrıca sekonder metabolitler kanser hücre bölünmesini durdurucu (anti-proliferatif), hastalığın başka organlara sıçrayışını engelleyici (anti-metastaz) ve tümör kan damarı oluşumunu engelleyici özelliklere sahiptir. Bu özelliklerin bilincinde olan birçok doğal tedavi uzmanı (natüropat) ve bütüncül medikal doktorlar kliniklerinde hastalarına organik gıdalarla beslenmeyi önermektedirler.

Organik gıdalar gerçekten de sekonder metabolitler bakımından konvansiyonel gıdalara göre daha zengindir. Brandt ve Molgaard’ın şimdiye kadar elimize ulaşan bütün karşılaştırma araştırmalarını ele alarak yaptıkları tetkikler sonucunda vardıkları sonuç, organik gıdalarda konvansiyonel gıdalara göre %10-50 arası daha fazla sekonder metabolit olduğu sonucudur. (1) Nasıl oluyor da aynı tür bitkide nerdeyse yüzde elliye varan yapısal farklılıklar olabiliyor? Bunun hipotezi de şöyledir; yukarıda da bahsettiğimiz gibi sekonder metabolitler insan vücudunda kanseri önleyici ve kanserle savaşan etkilere sahip. Bitki gövdesinde de bu yapılar benzer özellikteler, yani bitki gövdesinin dışarıdan gelen olası bakteri ve haşere saldırılarına karşı korunmasını sağlıyorlar. Eğer organik tarımda olduğu gibi kimyasal böcek öldürücü ve yabani ot öldürücüleri kısıtlanırsa, doğal olarak bitkiler kendi savunma sistemlerini, yani bu sekonder metabolitleri çoğaltmak durumunda olacaklardır. Hâlbuki konvansiyonel tarımda bu görevi pestisidler ve herbisitler devralmıştır.

Vitaminler, Mineraller, Elzem Yağ Asitleri ve Diğer Besin Öğeleri
2001 senesinde yürütülen bir bağımsız araştırma raporuna göre incelemeye alınan 21 vitamin ve mineral öğesinin hemen hepsi organik tarım ürünlerinde daha bol bulunmaktaydı. Bunlar arasında demir (%21 daha fazla), magnezyum (%29 daha fazla), fosfor (%14 daha fazla) ve C vitamini (%27 daha fazla) göze çarpmaktaydı. (1) Toksik olarak bilinen nitrat oranları da organik gıdalarda çok daha düşüktü. Organik ıspanak, organik marul, organik lahana ve organik patates ürünlerinin hepside genel olarak daha fazla mineral içeriyordu. Aşağıda bu rapordaki sonuçları doğrulayan diğer araştırmalardan örnekler bulunuyor:

1993’te Chicago’da iki sene süren ve elma, patates, armut, buğday ve mısır besinlerinin kullanıldığı bir karşılaştırma araştırması yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda organik yetişen besinlerde konvansiyonel olanlarına göre ortalama %63 daha fazla kalsiyum (sağlam kemikler için gereklidir), %78 daha fazla krom (yetişkin diyabetiyle savaşır, damar sertliklerini önler), %390 daha fazla selenyum (çevresel toksinlerden korur), %118 daha fazla magnezyum (kalp krizleriyle savaşır, kas kramplarını azaltır ve adet öncesi sendromlarını ferahlatır) , %178 daha fazla molibden (büyüme ve protein sentezi için gereklidir), %118 daha fazla lityum (bazı depresyon vakalarını tedavide gereklidir), %125 daha fazla potasyum (beyin ve sinir sistemi fonksiyonları için gereklidir) ve %60 daha fazla çinko (prostat bezi fonksiyonlarını düzenler ve üreme organlarının gelişimi için gereklidir) bulunmuştur. (12)

Kaliforniya Davis Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada organik kivi konvansiyonel kiviye oranla %14 daha fazla C vitamini içeriyordu. (1)

Polonya’da yapılan iki araştırma, organik domateslerin konvansiyonel olanlara kıyasla daha fazla C vitamini, A vitamini, B-karoten ve likopen içerdiğini gösteriyordu. (1)

Haziran 2001’de Amerikan Kimyasal Maddeler Derneği’nden bir profesör, organik portakalların konvansiyonel portakallara göre yarı yarıya küçük olmasına rağmen %30 daha fazla C vitamini içerdiğini rapor ediyordu. (1)

Liverpul Üniversitesi’nden 14 araştırmacı raporlarında organik sütlerin %68 daha fazla omega-3 elzem asidi içerdiğini belirtiyorlardı. (1)

Benbrook tarafından yürütülen ve 2005’te sonuçlanan araştırma raporlarına göre organik sebze ve meyvelerde diğerlerine göre ortalama %30 daha fazla antioksidan içerdiği bulunmuştu. (1)

Yine organik sütleri ilgilendiren ve Hollanda’da yapılan bir araştırmada organik mandıra ürünleriyle beslenen annelerin bebeklerinde egzama denilen bir çeşit alerjik deri hastalığının görülme sıklığı %36 düşme gösteriyordu. (1)

2002’de İtalya’da yürütülen bir araştırmada uzmanlar organik tavukların konvansiyonel beslenen tavuklara göre %38 daha fazla omega-3 elzem yağ asidi içerdiğini gösteriyorlardı. Araştırma ayrıca organik tavukların kafes dışı yaşam tarzları nedeniyle %65 daha az karın yağları olduğunu kanıtlıyordu. (1)

İskoçya’da yapılan bir araştırmada organik sebzelerle yapılan çorbada, konvansiyonel çorbaya göre 6 kez daha fazla salisilik asidi bulunduğu keşfediliyordu. Salisilik asidi aspirindeki ana maddedir ve damarların sertleşmesini önleyen, bağırsak kanserine karşı savunma oluşturan özellikleri bulunmaktadır. (1)

Okurların bu karşılaştırma raporlarının sonuçlarını değerlendirirken dikkat etmelerini istediğim iki önemli konu var. Bunlardan ilki, rakamlara bakıp hemen organik besinlerin bir takım süper güçlü besinler olduğu kabulünün çıkartılmaması gerektiği. Çünkü son 50 yıl içerisinde tarım bitkilerimizdeki besin öğelerinin neredeyse %76’lar gibi büyük oranlarda eksildiğini göz önüne alırsak; organik gıdaların aslında normalde olması gereken besin miktarlarını içerdiği anlaşılır. Problem, konvansiyonel tarımın genel standartları azaltmasında… (1) Diğer önemli husus, şiddetle kaliteli ve yeni araştırmalara ihtiyaç duyulduğu konusu. Çünkü birçok bilim adamına göre eldeki araştırma sayısıyla organik/konvansiyonel gıda kıyaslamasında belirgin bir beyanatta bulunmak çok zor. Yalnız şu üç kategoride organik gıdaların başı çektiğini hemen hemen bütün bilim adamları kabul ediyor: 1. C vitamini oranları, 2. Düşük nitrat içerikleri ve 3. Protein kaliteleri. Bunlardan sonuncusunu yani protein kalitesini şimdi ayrı bir başlık altında inceleyeceğiz.

Protein Kalitesi
1960’lı yıllardan bu yana tarım alanlarında yapılan araştırmalar, toprak gübreleme yöntemlerinin mahsul proteinlerinin miktar ve kalitesini etkilediğini göstermektedir. (13) Konvansiyonel tarım yöntemlerinde bilindiği gibi yapay ve kimyasal gübreler kullanılmaktadır. Bu tür gübrelerin Nitrojen içerikleri organik tarım gübrelerine göre çok daha yükseltir. Yüksek miktarlardaki Nitrojen bitkilerin bunu daha sık ve daha çabuk kullanmalarına neden olur ve onların genel protein içeriklerini organik bitkilere kıyasla arttırır.

Ancak araştırmalar, artan protein oranlarının protein kalitesiyle ters orantıda olduğunu göstermektedir. (13) Nitekim gözlemciler yükselen proteinin aslında “tamamlanmamış” protein olduğunu ve bitkilerin bazı elzem (vücudun üretemediği ve dışarıdan alınması gereken) aminoasitlerden yoksun kaldığını fark etmişlerdir. Bu araştırmalardan bir tanesi ıspanak ve buğday mahsullerini incelemiş ve lizin ile metiyonin elzem aminoasitlerinin eksik olduğunu raporlarına eklemişlerdir. Macera filmlerinin dikkatli izleyicileri, dinozorları konu alan Jurassic Park filminde lizin aminoasidinin kullanıldığını belki hatırlarlar. Bilim adamları dinozorların lizin aminoasidine olan ihtiyaçlarını dizginleyebilmek için onların DNA kodlarını değiştirmişler, ancak buna rağmen hepimizin bildiği gibi başarılı olamamışlardır.

Eğer herhangi bir beslenme kitabı açıp lizin ve metiyonin aminoasitlerinin görevlerini okuyacak olursak, kalsiyum emiliminden tutun damar içi tıkanıklarının önlenmesine kadar birçok önemli fonksiyonları olduğunu görmek mümkün. O nedenle herhangi bir gıdanın toplam protein oranından önce, o proteinin tamamlanmış olup olmadığı yani kalitesi daha önemlidir. Organik tarım mahsullerindeki protein türleri tamamlanmıştır çünkü organik gübreler daha düşük Nitrojen içerikleri sebebiyle bitkiye azar azar ve daha yavaş ulaşırlar. Bu da bitkinin aminoasit zincirlerini daha uzun zamana yayarak oluşturmasına ve eksik ya da hata yapmadan bitirmesine olanak verir.

Organik besinlerle beslenen hayvanların araştırıldığı deneyler bu görüşü doğrulamaktadır. (14) Örneğin kuşlarda, farelerde ve tavuklarda daha az kilo kayıpları, daha uzun süre hayatı idame edebilme yetenekleri ve herhangi bir hastalıktan daha çabuk toparlanabilme kabiliyetleri gibi… Bütün bu özellikler, proteinin temel görevi olan büyüme ve koruyucu bakım maddesi altında incelenen özelliklerdir. Ayrıca Haughley Deneyi adıyla kayıtlara geçen ve organik gıdalarla ilgili şimdiye kadar yapılmış en büyük deneyler arasında gösterilen bir araştırmada organik bitkilerle beslenen inekler daha az yemesine rağmen sürekli olarak daha fazla süt üretmişlerdir. (11) Birçok bilim adamına göre bunun nedeni organik yeşilliklerdeki proteinin kalitesinin yüksekliğinden olmaktadır. Konvansiyonel tarım uygulayıcılarının çoğunun Monsanto’nun süt üretimini arttıran rbGH hormonuna yönelmelerinin nedeni kim bilir belki de bundandır!

Organik Gıda ve Fiyat Meselesi
Gerek gıda güvenliği gerekse gıda besin değerleri göz önüne alındığında organik besinlerin üstünlüğü hiç şüphesiz ortada. Organik besinlerin belki de tek dezavantajı fiyatları. Ancak gerçekten pahalı olan organik gıdalar mı, yoksa konvansiyonel gıdalar mı çok ucuz? Yazımızın bu bölümünde bu farkı irdelemeye çalışacak ve dünyadan bazı örnekler vererek ülkemiz şartlarında organik beslenmenin nasıl mümkün olabileceği konusunu ele alacağız.

Dünya genelinde konuşacak olursak organik gıdalar ortalama %20-%50 oranında daha pahalı. Tüketici mutfağındaki ürünlerin çoğunu toprağa yakın seçtiği durumlarda (hazır gıdalar yerine tazelerini almak gibi) bu oran daha da düşebiliyor çünkü tahmin edebileceğiniz gibi herhangi bir besin maddesinin her işlenme adımında organik standartlarına uygun olma zorunluluğu var. Doğal olarak bu durum işlenmiş organik gıdaların fiyatlarını daha da arttırıyor. Buna rağmen haklı olarak birçok tüketici arada hiçbir fark olmaması gerektiğini düşünüyor ve organik besinleri yüksek fiyatları nedeniyle suçluyor. Ancak hiç akla getirilmeyen bir konu, gerçekten organik besinlerin mi pahalı olduğu, yoksa bazı gizli nedenlerle konvansiyonel gıdaların fiyat etiketlerinin mi düşük gösterildiği?

İngiliz Toprak Derneği’ne göre tüketici konvansiyonel gıda fiyatlarına bakarak aslında aldanıyor. Alışveriş fişimizde görünmeyen bazı gizli maliyetler eninde sonunda bizlerin cebinden çıkıyor. (1) Bunlardan bir tanesi er ya da geç vergiler şeklinde tüketicilere geri dönecek olan konvansiyonel tarım sübvansiyonları, yani devlet kredi yardımları. Avrupa Birliği bünyesindeki birçok devletin tarım alanlarının neredeyse %98’inin konvansiyonel tarıma ayrıldığını öngörecek olursak aslan payının nereye gittiği anlaşılabilir. Avrupa Birliği’ndeki ortalama dört kişilik bir aileye düşen sübvansiyon payı haftada yaklaşık 25 dolar, bütün sübvansiyon vergilerinin yıllık toplamı ise nerdeyse 5 milyar Amerikan doları.

Bir diğer çok önemli husus da konvansiyonel tarım uygulamalarının doğada ve hayvanlarda yarattığı felaketlerin temizlenme maliyetleri. (1) Çiftçinin tarlasında kullandığı her kilogram zirai ilaç için yaklaşık 12 dolar temizleme masrafı var, bunun İngiliz Devlet su işlerine yıllık masrafı ise 175 milyon dolar civarında. Uzmanlar bu ederlerin er ya da geç biz tüketicilerin su faturalarında görüleceğini belirtiyorlar. Aynı şekilde İngiltere’de 1980’li yıllarda deli dana hastalığı şeklinde patlak veren bovine spongiform encephalopathy-kısa adıyla BSE hastalığı zavallı vergi mükelleflerine 6 milyar dolara mal olmuştur. Ortalama bir ev halkına düşen vergi ise 300 doların üzerindedir. İngiliz Toprak Derneği organik olarak dünyaya getirilen ve organik olarak büyüyen sığırlarda ise şimdiye kadar tek bir kayıtlı BSE vakası dahi bulamamıştır.

Konvansiyonel gıdalarla ilgili olarak ay sonu giderleri hanesine eklenebilecek belki de en önemli masraf bizlerin sağlık giderleri. Konvansiyonel tarımın en yaygın kullanıldığı ülkelerden birisi olan Amerika’da sağlık sektörü içler acısı durumda. Dakikada on dört milyon dolar toplam sağlık harcaması bulunan, ortalama bir vatandaşının senede 11 farklı reçeteli ilaç kullandığı ve her iki iflas nedeninden birisinin sağlık giderleri olduğu Amerika bütün bu harcamalara rağmen dünya ulusları arasında sağlık kalitesi sıralamasında ilk 35’e bile giremiyor. (7) Bir de boğazlarına harcadıkları rakamlara bakıyorsunuz, bütün Avrupa devletlerinin gerisinde kalıyorlar; İngilizler, Almanlar, Fransızlar ve İtalyanların hepsi harcanabilir gelirlerinin çok daha büyük yüzdelerini harcıyorlar gıdaları için. Bu da bize boğazdan kısıp i-pod’a vermenin hem sağlığımızdan hem de cebimizden götüreceği yolunda az çok bir fikir vermiyor mu?

Peki, bu bölümün başlarında bahsettiğimiz ortalama ve kabul edilebilir %20-%50 organik gıda pahalılığı nerden geliyor? Bu konuda sohbet ettiğim Kaliforniyalı organik tarım çiftçisi en büyük faktörün iş gücü olduğunu söylüyor. Bunu söylerken kendisi hemen tezgâhın arkasından bir kasa kara üzüm çıkartıyor ve benim üzümler üzerinde zorlukla seçebileceğim grimsi benekleri göstererek söyle açıklıyor: (19) “Örneğin bunlar bir tür üzüm böceğinin eseri. Organik tarım uyguladığımız için biz kimyevi ilaç kullanmıyoruz, sadece bazı organik sabunlu bileşiklerle haşereleri uzak tutmaya çalışıyoruz. Doğal olarak bazı güçsüz üzüm mahsulleri etkileniyor ve bizzat kendimiz tarım sahasına inip bunları tek tek elimizle ayıklıyoruz.” Üzümlere baka baka kararırken içimden şu düşünceler geçiyordu… Benim bir karış uzaktan bile seçemeyeceğim kusurları bulmak için hektarlarca alanı tarayıp tek tek elle toplamak… İşte dedim kendi kendime, gerçek çiftçilik bu. Böyle bir iş hem dikkat, hem tecrübe hem de çok daha fazla saat iş gücü gerektirir. Bir neden daha çıktı organik beslenmek için, asırlardır babadan oğla geçen öğretilerin unutulmaması…

On senenin üzerinde organik tarım geçmişi olan ve 2500 dönümlük bir arazi üzerinde kurulu Gürsel Tonbul çiftliği uzmanlarından Yıldız Saatçi de Kaliforniyalı çiftçi ile aynı fikirde. (20) Kendisiyle telefonda yaptığımız sohbette konvansiyonel tarım ile aradaki en büyük farkın kalifiye eleman ve iş gücü olduğunu belirtiyor. Yıldız hanıma sorduğumda elinde kesin araştırma raporları olmadığını ancak ortalama bir rakam vermek gerekirse organik tarım topraklarında konvansiyonel tarım uygulamalarına göre beş sefer daha fazla iş gücüne ihtiyaç olduğunu açıklıyor. Türkiye gibi bir yerdeki işsizlik oranlarına bakıp insanın derin derin içini çekmemesi nerdeyse imkânsız. Jonilerden aldığımız her bir modern tarım teçhizatının 4 çiftçiyi tarlalarından sürdüğünü bilen tüketiciler acaba ucuz gıda satın alırken bir kez daha düşünmez miydi?

Organik gıdaların değerini yükselten bir başka neden de yazımızın başında açıkladığımız 3 senelik gebelik süreci. Bu süre esnasında hiçbir mahsul satılmadığı için çiftçinin geliri muhakkak etkileniyor. Tıpkı gebelik süresinde olduğu gibi yine toprak bereketini arttırmak için herhangi bir mahsul yılında bir organik çiftçi ortalama tarım sahasının dörtte birini satış olmayan ekime ayırıyor. Konvansiyonel hayvancılık antibiyotikleri seçerken, organik tarım sahipleri hayvanlarının sıhhat ve refahını arttırmak için pahalı organik gıdalar kullanıyor, sığır başına düşen havadar oda yüzölçümünü geniş tutuyor ve sık sık güneşe çıkış imkânı tanıyor. Doğal olarak gıda kalitesi yükselirken sürüm azalıyor. Bütün bu uygulamalara bir de senelik yüksek sertifikasyon giderlerini etkileyecek olursak organik tarımın neden daha fazla maliyetli olduğunu görmek zor değil. Tarım hayvanlarına sağlanan yüksek yaşam standartları, ekolojik denge ve toprak bereketinin korunması, kimyasal maddeler yerine çiftçilerin el emeği ve alın terleri… Sizce bu ayrıcalıklar için yiyeceklerimize biraz daha fazla ödemeye değmez mi?

Organik beslenmenin ülkemizdeki durumundan da biraz bahsetmek istiyorum. Hayatının üçte birinden fazlasını ekolojik tarımı geliştirmeye adamış bir iş adamı, Ekolojik Tarım Organizasyonları Derneği (ETO) yönetim kurulu başkanı, Rapunzel firmasının genel müdürü, ama her şeyden önce bir ziraat mühendisi olan Atila Ertem aslında üretimin değil tüketimin sorun olduğunu söylüyor. (21,22) Kendisinin verdiği rakamlar gerçekten düşündürücü; bir zamanlar dünyada 5. sırada iken şimdi Türkiye organik ürün pazarında 37. sıraya düşmüş durumda. Organik ürün ihracatımız 100 milyon dolar civarında olmasına rağmen iç tüketimimiz sadece 2 milyon dolar civarlarında. Bu demek oluyor ki çiftçilerimizin o kadar emekle ürettiği organik gıdaların sefasını başka devletler sürüyor. Çok önemli bir nokta da Türkiye’deki organik ürünlerin çoğunlukla kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir ve fındık gibi tüketicilerin her gün sık tüketmeyeceği gıdalardan oluşuyor olması.
Fiyatların yeri gelip bazı mağazalarda %100’ler ve üzerine dahi çıkabildiğini söylüyor ve bu durumdan ne tüketiciyi ne de devleti suçluyor Ertem. Ona göre devlet zaten yeterince yardım yapıyor kredi açısından, mesela Ziraat Bankası iki yıl ödemesiz, düşük faizli kredi desteği yapıyor organik çiftçilere. Ancak bu yardımın %85’i yerine ulaşamıyor çünkü düşük talep nedeniyle üretici ürünlerinin sadece %15’ini ekolojik olarak üretmeyi tercih ediyor. Tüketiciyi de suçlayamazsınız bu durumda çünkü boğazına şu anda harcadığının iki katından fazla vermeye pek çok kişinin durumu müsait değil ülkemizde. Peki, sorun nerede? Atilla Ertem’e göre en büyük faktör manevi desteğin yetersizliği. Aydınlarımız, eğitimcilerimiz, doktorlarımız ve uzmanlar futbola, Irak Savaşı’na ya da filanca kolesterol ilacına ayırdıkları zamanlarının bir kısmını organik tarımı araştırmaya ayırsalardı durum eminim daha farkı olurdu. Talep arttıkça arzın da yükselmesi ve doğal olarak organik gıdaların fiyatlarının düşmesi kaçınılmaz.

Yıldız Saatçi de bu konuda Atila Ertem ile aynı fikirde. Mesela diyor Yıldız Hanım okullarda sürekli sigaranın zararları anlatılıyor. İşte bu tür programlardan birisi de organik/ekolojik tarımı anlatmak için uygulanabilir. Ağaç yaşken eğilir atasözü gerçekten çok doğru. Daha o yaşlarda bir organik tarım çiftliğine sınıfça geziye gönderilen, çeşit çeşit hayvan habitatlarını izleyen, bitkilerin nasıl yetiştiğini gören (domatesin aslında paket içinden gelmediğini görüp şaşıran) ve arı gibi çalışan çiftçilerle sohbet eden çocuklar ve gençler acaba bu serüveni kolay kolay unutabilirler mi? Kendilerine ikram edilen sebze ve meyvelerin tatlarını ve kokularını acaba o koca alışveriş merkezlerinde satılan ikizlerinde bulabilirler mi?

Organik gıdaların özellikle yaş sebze ve meyvelerin Türkiye’de artık daha da ucuza alınabildiğini savunuyor Yıldız Saatçi. Organik hareketlerin yavaş yavaş sonuç verdiğini ve Şişli-Feriköy’de, Samsun’da, Antalya’da ve Bursa’da ekolojik halk pazarlarının açıldığını belirtiyor. Buğday derneğinin çabalarıyla kurulan Şişli-Feriköy ekolojik halk pazarında Gökçeada’dan Malatya’ya kadar Türkiye’nin bir çok bölgesinden gelen üreticilerin mahsullerini bulmak mümkün. Beslenme Bülteni’nde de yayımlanan habere göre 100’e yakın ekolojik ürün arada aracı olmadığı için daha uygun fiyatlara satılıyor. Hatta bir fiyat kıyaslaması dahi yapılmış yazıda, pazardaki hemen hemen bütün ürünler organik mağazalarından daha ucuz, üstelik bazı sebze ve meyveler semt pazarları ile aynı fiyatta. Haber röportajında bilgi veren Buğday Derneği kurucu üyesi Batur Şehirlioğlu tüketicileri “doğal” ya da “hormonsuz” gibi bilimsel değeri olmayan ibarelere karşı uyarıyor ve organik ürünlerinin hem yetkili firmaların sertifikasını taşıdığını hem de Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın ekolojik ürün logosu bulundurduğunu sözlerine ekliyor. (23)

Tüketicilere
Konuyla ilgili bilimsel kanıtların da gösterdiği gibi organik olarak yetişen ürünler besinsel değerleri ve gıda güvenlikleri açısından belirgin ölçülerde daha farklı. Yazımızda gösterilen en önemli ayrıcalıklar; organik gıdaların yüksek mineral, C vitamini ve antioksidan oranları, protein kaliteleri, düşük zirai ilaç ve nitrat kalıntılarıyla genetiği değiştirilmiş organizmaları (GDO) içermemeleri olmaktadır. Organik gıdaların tek dezavantajı fiyatlarıdır.

Hiç şüphesiz bir gerçek şu ki sağlıklı bir yaşam için en önemli alışkanlıklardan birisi, organik olsun olmasın diyetimizdeki taze sebze ve meyve miktarının artmasıdır. Bu yazının referanslarındaki hiçbir uzman, konvansiyonel (yoğun) tarım metotları bahane edilerek organik gıdalar alınamadığı durumlarda sebze meyve yemekten vazgeçmeyi salık vermemektedirler. Organik gıdalara yönelmesine en çok teşvik edilen popülasyonlar, hamile hanımlar, çocuklar ve kanser riski ya da hastalığı bulunan kişilerdir. Bunların yanı sıra organik beslenmeye meraklı ancak maddi durumu göz önünde bulundurmak isteyen tüketiciler, özel organik mağazalar yerine ekolojik pazar yerlerini tercih edebilirler. Hiç değilse yazımızın ilgili bölümlerinde bahsettiğimiz yüksek zirai ilaç kalıntı riski ve GDO riski taşıyan gıdalar organik seçilebilir. Eğer konvansiyonel gıdalar tüketiliyorsa onların sirkeli suda yıkanması ve çocuklara verirken kabuklarının soyulması bu riskleri az da olsa düşürmektedir.

Uzmanlar ve Araştırmacılara
Ekolojik tarımın dünya açlığı ile başa çıkamayacağı görüşüne körü körüne bağlanmadan önce uzmanların ve araştırmacıların çok yönlü incelemeler ve tetkiklerle literatürü iyice gözden geçirmeleri gerekmektedir. Her ne kadar ilk başta sürümü düşük görünse de özellikle ileriye dönük tarımda organik ve sürdürülebilir tarım uygulamaları çok olumlu sonuçlar vermektedir. Prof. Dr. F. H. King’in de kitabında belgelediği gibi bugünkü sertifikalı organik tarım uygulamalarının atası olarak bilinen Çin’deki iyi tarım uygulamaları nesillerdir Çin gibi çok kalabalık bir nüfusu dahi sorunsuz besleyebilmektedir. (7) Birçok uzmanın da belirttiği gibi sorun üretim değildir, ürünlerin dağılımı ve ulaştırılmasındadır. Atila Ertem’in de belirttiği gibi bugün dünyadaki üretim iki katına dahi çıkarılsa Zimbabwe’deki insan açlıktan ölecektir çünkü üretilen adaletli paylaştırılamamaktadır. (21)

Bir diğer çok önemli konu, tarım yöntemleriyle besin kalitesi arasındaki ilişkiyi inceleyen tarafsız araştırmalara şiddetle ihtiyaç duyulduğudur. Besin kalitesi ile ilgili olarak güvenlik, makro-besinler, istenmeyen besin öğeleri, sekonder metabolitler ve bunların sağlık üzerine etkileri ayrıntılı olarak incelenmelidir. Uzun süreli çiftlik testleri, ikili çiftlik karşılaştırmaları, alışveriş sepeti gözlemleri ve çoklu nesil hayvan insan incelemeleri; gerek organik gerekse konvansiyonel tarım uygulamalarının harfi harfine uygulandığı şekliyle dikkate alınmalıdır. Birden fazla pestisid çözeltisinin etkileşim yoluyla oluşturabileceği daha yüksek toksisite durumları iyice açıklığa çıkartılmalıdır. Organik tarımı geliştirmeye yönelik araştırmalara da çok ihtiyaç vardır. Özellikle toprak mikrobiyolojisi ve mahsullerle mikro-organizmalar arası simbiyotik ilişkiler konuları ekolojik tarımın henüz tamamen ışık tutulmamış ve gelecek vadeden alanlardır.



ORGANİK TARIMLA İLGİLİ WEB SİTELERİ

• Buğday Derneği: http://www.bugday.org/
• Tarım ve Köyişleri Bakanlığı: http://www.tarim.gov.tr/arayuz/10/icerik.asp?fl=uretim/organiktarim/organik_tarim.htm
• Orgüder: http://www.orguder.org.tr/
• Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği: http://www.eto.org.tr/turkce.asp


REFERANSLAR

1. http://www.soilassociation.org/
2. http://epa.gov/etop/forum/problem/progressreports/Action%20Team%20-%20Pesticide%20Spray%20Drift%20- %20Report%20-%209-16-06.pdf
3. Why Our Health & Vitality are Being Damaged by Our Present Food Supply, yazan JP Sears
4. http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&task=view&id=161&Itemid=73
5. http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&task=view&id=127&Itemid=73
6. http://www.organicconsumers.org/organic/pesticide-residues.cfm
7. Doğru Beslenmeyle İlgili Yanlış Bildiklerimiz, Serkan Osman Yimsel, Hayy Yayınları, 2007
8. http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&task=view&id=186&Itemid=73
9. Life Running Out of Control, “Yaşam Kontrolden Çıkıyor” , Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili bir belgesel film, Yönetmen Bertram Verhaag
10. http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=990
11. How to Eat, Move and Be Healthy! Yazan Paul Chek
12. 1993, Journal of Applied Nutrition Vol 45 # 1 Sayfa 35-39
13. http://eap.mcgill.ca/Publications/EAP38.htm
14. http://www.organicconsumers.org/Organic/healthier101101.cfm
15. http://www.gosanangelo.com/news/2008/jul/02/organic-farming-benefits-about-bottom-line/
16. http://www.sizinti.com.tr/konular.php? KONUID=4044
17. http://www.turkcemiz.net/cevre-kirliliginin-tanimlanmasi-t2532.html
18. http://www.bugday.org/article.php?ID=227
19. Kaliforniya organik pazar çiftçisi Andrew ile yaptığım sohbet
20. Yıldız Saatçi ile yaptığım telefon görüşmesi
21. Türkiye Organik Ürün Tüketimini Arttırmazsa Biyo Sömürge Olur, Atila Ertem ile yapılan röportaj
22. Atila Ertem ile yaptığım telefon görüşmesi
23. http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&task=view&id=123&Itemid=73

2009-01-27
Bu yazı 4886 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin