Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sevgili Mutlu’yu uzun zamandan beri siteye konuk etmek istiyordum. Çünkü o hem çok değerli bir kişilik, hem de çok başarılı bir tasarımcı. Bloğu benim için sanal bir sanat galerisi gibi. Seçtiği muhteşem kumaşların, onun elinden hangi formlara girip, nasıl bir fonksiyonelliğe büründüklerini izlemek çok keyifli. Yaratıcılığının yanı sıra ne kadar zevkli olduğunu ürünleri zaten yeterince anlatıyor. Leyya’nın mutlu bloğuna illa ki uğramalı; bu edebiyatçı anne ile tanışmalı, el emeğinin akıl gücü ve içten gelen bir sevgiyle ne kadar yükseklere ulaşabileceğini görmelisiniz.

Önce Mutlu’yu tanıyalım. Sonra Leyya’yı...
Mutlu, 1971 yılında Elazığ’ın Keban ilçesinde, 4 çocuklu bir ailenin en küçük ferdi olarak dünyaya gözlerini açmış,evin en küçüğü olması hasebiyle bolca sevilmiş ve şımartılmış ,bununla birlikte üretkenlik noktasında fazlaca desteklenmiş ,adı gibi mutlu bir çocukluğun ardından,radikal bir gençlik devresi yaşamış,şimdilerde ise 40 yaşına gelmiş, ayakları daha bir yere basmış ve her nasılsa taşıdığı haşarı ve üretken ruhunu ayakta tutmasını becermiş bir kadın…tipik bir yay burcu insanı.öğrenmeye karşı muhteris,öğrendiklerini uygulama noktasında her daim yayından fırlamaya hazır ok gibi bir tip :)hayata ve olaylara bakışı son derece iyimser . olayları karikatürize etmeye bayılır…buna bağlı olarak üzüntüleri de, kızgınlıkları da ,kırgınlıkları da kısa bir süre içinde gülümseten anılara dönüşür gider..aklına düşeni bir çırpıda yapmayı sever. kimi zaman hesapsızlığın bedelini fena halde öder ödemesine ama bu bedeller yeni atılımlar konusunda onu pek caydırmaz☺

Leyya ise tasarlamaktan ve üretmekten son derece keyif alan,renklere ,desenlere, figürlere hayran,minik bir bez parçasından etkilenerek muhayyilesinde bin bir türlü hikaye yazabilen bir kadın.

Aslında Mutlu ile Leyya için birbirine destek olan, birbirini motive eden ,aynı bedende birbiriyle tepişmeden yaşayabilen, son derce girift bir ilişkinin tarafları diyebiliriz.bu nedenle her ikisini birbirinden ayrı düşünmek zor.sanırım Leyya, küçüklüğümden bu yana içimde beslediğim üretken ve azıcıkta haşarı kadının, Mutlu ise dış dünyayla iletişim kuran,gündelik işleri yürüten,biraz daha derin düşünen ,biraz daha sorumluluk sahibi tarafımın adı hepsi o…ben her ikisini de seviyorum:)

-Bloğunda kendini anne, eş, hobi delisi, natüralist olarak tanımlıyorsun. Hobi delisini ve natüralisti anlatır mısın biraz daha. Hangi hobiler, kimden, neden, ne zamandan beri... Ve nasıl bir natüralistsin?

Naturalist yönümden başlayayım ilk olarak.aslında naturalizm daha çok doğaya bakan yönüyle mevcut hayatımda .mesela ‘’doğalcılık’’ deyince bizde akla ilk gelen doğal ,yani fıtrata uygun yaşam şekillerini benimsemek,efendime söyleyeyim dalından henüz kopmuş organik zerzevat tüketmeye gayret etmek ilh…filandır değil mi?ben de öyle düşündüğümden ve yaşamaya gayret ettiğimden ötürü kendimi naturalist olarak tanımladım.yoksa bir akım olarak naturalist felsefeyle herhangi bir yakınlığım yok.

Hobilerime gelirsek…kendimi bildim bileli hobisiz günüm geçmedi desem yeridir☺önce annemin önderliğinde başlayan kesme biçme faaliyetlerim daha sonra terzi komşumuz Hayriye teyzenin de katkılarıyla epey yol aldı.bez bebekler dikip onları giydirdim..bu arada dikmekle kalmadım, elime tığı ve ipi alıp kilometrelerce uzunlukta zincirler çektim:)kimi zaman bahçemizin köşesini bucağını çamur deryasına çevirip o çamurlardan oyuncak kap kacaklar imal ettim… aynı dönemlerde dergilerden kestiğim minik resimleri kendi imalatım olan bir defterin sayfalarına (iğne iplikle dikilerek birleştirilmiş artık kağıtlar)yine kendi imalatım olan yapıştırıcıyla (un ve su karışımı)yapıştırmak suretiyle ‘’timsah kardeş bir gün…’’diye başlayan ilk resimli öykü kitabımı yazdım…canım babam kitabımı büyük takdirle karşılayınca öykü yazma çabaları suyu çıkıncaya dek sürdü.(kimbilir, ders kitaplarımı tırtıklamaya kalkışmasaydım belki de şimdi best seller serimin son kitabını yazıyor olabilirdim:)bütün bunları yaparken ben ,sekiz ya da dokuz yaşlarımdaydım…ilerleyen yaşlarla birlikte hobilerim de arttı ve gelişti.döneme uygun olarak her genç kız gibi kimi zaman pul, kimi zaman peçete ,taş,yaprak ilh… koleksiyonlarım oldu...karakalem resimler çizdim ardından geleneksel sanatlara ilgi duymaya başladım ,ebristan ebru evinde değerli hocam Hikmet Barutçugil’den ebru dersleri aldım.tekne açtım evimde, çocuklarımla birlikte ebrular yaptık …minyatür sanatına heves duydum…Aynur Göksu hocamdan minyatür dersleri aldım…bu arada dikişe duyduğum ilgi de artarak sürmekteydi…en nihayet 2009 yılında çıkan öğrenci affı yasası ile 17 yıl evvel yarım bıraktıgım eğitim hayatımı tamamlama fırsatı doğunca dikiş haricindeki faaliyetlerime ara vermek durumunda kaldım. okumakta bir hobi olabilir düşüncesiyle yeniden başladığım eğitim hayatım vize ve final dönemlerinde yaşadığım sınav kaygıları nedeniyle fobiye dönüşmüş olsa da yılmadım,yılmayacağım…kalan iki dersimi de verip bu yılın sonunda mezun olacağım inşallah.

 -Fotoğrafların da çok güzel !
Ah!!! Bunun için ne çok uğraştım ve uğraşmaya da devam ediyorum bir bilsen:) Yedi yıl evvel ilk dijital makinemi aldığımda sevinçten havalara uçmuştum… Ama bu mutluluk fazla sürmedi, zira onunla istediğim gibi fotograflar çekemiyordum… Sonrasında mızmızlanmaya başladım; filanı yok, feşmekanı yok!!! Bilmem ne özelliği yok... Bir süre sonra çok istediğim Canon’un G9 modeli ellerimin arasındaydı. Uzunca bir süre onunla keyifli zamanlar geçirdik… Ama son zamanlarda onun da beklentilerimi karşılayamadığını fark ettim… Sonuçta tekamül ediyordum:) en nihayet sanırım 6 ya da 7 ay kadar oldu, birgün eşim elinde bir canon eos 450 D, yanı sıra 18 200 lens ile çıkageldi… Sonuç olarak anladım ki iyi fotograf çekebilmek için makine tek başına yeterli değilmiş:)bu işin eğitimini de almalıymış! Halihazırda bir eğitim programına katılmış değilim. Bu mesafeyi deneme yanılma yöntemiyle alabildim ama yakın gelecek planlarımın içerisinde fotografçılık eğitimi almakta var.

Hah diğer makineler de hala çalışmaya devam ediyorlar elbette. Biri kızımın diğeri oğlumun oldu. Dışarıya çıkarken ya da gezilerimiz esnasında çoğu zaman onlara da makinelerini yanlarına almalarını öneriyorum. Açıkcası fotograf çekmenin çocukların gelişimleri üzerinde çok olumlu etkilerinin olduguna inanıyorum. Çektikleri karelerle onların ilgi alanlarını keşfetmek kolaylaşıyor. Aynı zamanda farkındalıklarının gelişmesine katkıda bulunurken bütünün parçalarını yani detayı görmelerini sağlıyor. Laf aramızda 11 yaşındaki oğlum kimi zaman benden çok daha iyi kareler yakalayıp çok daha etkili resimler çekebiliyor.
 

 


-Anneliğinin, ev işlerinin, bloğunun, siparişlerinin ve diğer birçok sorumluluğunun arasında üniversite de bitirdin. Hem de 17 yıllık bir aradan sonra... O dönemle ilgili neler hatıra kaldı sana. Sanırım “her şeye rağmen başarı” ile ilgili söyleyecek birçok sözün vardır...
Keşke hatıra olabilecek kadar uzak bir zaman diliminde olsaydı… Acım henüz çok taze:) Cidden çok zorlu bir süreç oldu. Bir defa okula ‘aflı’ olarak geri dönmüş olmam kimi hocaların gözünde itibarımın yerle yeksan olması için yeterli nedendi. Sanki fi tarihinde o okulu bileğinin hakkıyla kazanan ben değilmişim gibi davrandı kimileri… Bundan başka vazgeçip, gidip evimde oturmamı salık verenler bile oldu! Öğrenci işlerinde ise şimdi seninle kim uğraşacak gibi bir hava hakimdi… Öyle ya 17 yıl içerisinde bölüm dersleri kaç kez mutasyona uğramıştı:) . Bu olumsuz yargıları gidermek, geceler boyu oturup ders çalışmaktan , sınav kaygısı denen illeti iliklerime dek yaşamaktan hatta aruz veznini yeniden ezberlemekten bile daha güç oldu.
 


Ama başardım en nihayet. Gösterdiğim performans onları etkiledi ve beni de diğer öğrencileriyle birlikte içselleştirdiler sonunda:) Tabii bütün bunların yanı sıra kendileri tarafından çokça desteklendiğim birkaç hocamı da minnetle anıyorum. Ayrıca bu zorlu süreçte beni son derece destekleyen eşime ve çocuklarıma da bir kez daha teşekkür ediyorum.

Doğrusu kendimi kabul ettirmek adına verdiğim mücadelenin her anı benim için bir hatıra… Hatırladıkça yoruluyorum başka☺

Her şeye rağmen başarı için ön şart yılmadan çalışmak. Evet, klişe oldu farkındayım ama kişisel gelişim kitaplarında yazıldığı gibi düşünün ve başarın ya da kimi doğu felsefelerinin pompaladığı gibi bağdaş kurmak suretiyle oturun aşağıya, başparmağınızla işaret parmağınızı birleştirin ve evrene mesajlarınızı gönderin …Başarı gelip sizi bulacaktır da diyemem ya:) Canımızı dişimize takıp çalışmadan, oturup kafa patlatmadan başarı olmuyor maalesef.

-Ürünleri tasarlarken nelerden esinlenirsin?  Düzenli olarak takip ettiğin kaynaklar, kişiler var mı?
Açıkcası düzenli olarak takip ettigim bir kaynak yok. Sevdigim yerli ve yabancı bloglar ve hobi siteleri var ama en fazla haftada birkaç kez şöyle bir dolaşabiliyorum onları zira bu tür internet gezintileri oldukça vakit alıcı .Vakit ise benim en çok ihtiyaç duyduğum şey doğrusu.

Karikatürize çizimler ilgi alanıma girdiğinden bu tarz bir çizim görüp beğendiğim zaman onu kumaşlarla ve keçelerle resimlemek için dayanılmaz bir istek duyuyorum. Afrikalı kadın çizimleri de beni inanılmaz etkiliyor. Mesela şu sıra Afrikalı kadınlar temalı bir seri üzerinde kafa patlatıyorum.

Şayet üzerinde çalıştığım ürün bir sipariş ise öncelikli esin kaynağım müşterim oluyor o zaman. Onlarla tasarlamamı istedikleri ürün konusunda bolca mailleşiyor, gerekirse telefon görüşmeleri yapıyor, fikir alıyor,f ikir veriyorum. Ürünün niteliği ve ana tema belirlendikten sonra atölyemdeki kumaş rafları ve malzeme kutuları arasında dolaşmaya başlıyorum… Sipariş için uygun malzemeleri bir araya getirdikten sonra çalışmaya başlıyorum.

-Tasarladığın birçok ürün grubun var ve yeniliklere her zaman açıksın. Şimdiye kadar tasarladığın ürünleri, hep istediğin ama henüz başlamadıklarını, en sevdiklerini ve bir daha yapmam dediklerini anlatır mısın.
Evet, ürün yelpazem oldukça geniş. Genel anlamda çanta tasarımı üzerinde çalışsam da, kimi zaman zevk sahibi bayanlardan öyle hoş teklifler geliyor ki her şeyi bırakıp bir anda mutfak önlüğü , bebek oyun örtüsü, Amerikan servisleri ya da ev aksesuarları tasarlarken bulabiliyorum kendimi☺

- Baykuş ve Afrikalı kadın temalı çanta tasarımlarımın hepsini ve tabii ki kişiye özel tasarımlarımı çok ama çok severek çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum.

-Bir daha yapmam dediğim hiçbir çalışmam olmadı hatırladığım kadarıyla , ama bir daha çalışmam dediğim bazı müşterilerim oldu:)

-Çok isteyip bir türlü gerçekleştirmeye fırsat bulamadığım birkaç fikir var kafamda ama bunlar fikirhanemde kalsın şimdilik diyorum.

-Şimdiye dek tasarladığım ürünler daha çok kumaşlar ve keçeler kullanılarak aplike yöntemiyle resimleme yapılmış bayan çantaları, yine ithal kumaşlarla tasarlanmış clutch ya da hobo tarzında bayan çantaları,mutfak aksesuarları, yine elde aplike ya da işleme teknikleriyle resimlenmiş amerikan servisler,ekmek torbaları, bebekler için tasarlanmış yine aynı yöntemlerle resimlenmiş hikayeli oyun örtüleri, patchwork yöntemiyle dikilmiş runnerlar, elbezleri... Bunlar ancak hatırlayabildiklerim.
 

-Çaputağacından, yemek bloğundan da söz açalım...Bak yine nasıl yetişiyorsun hepsine diye soracağım.
Aslında üzülerek ifade etmeliyim ki çok sevdiğim yemek bloğuma eskisi kadar vakit ayıramıyorum…tabii ki mutfağımdaki faaliyetler sürüyor fakat onları resimleyip blogda yayınlamak bugünki şartlarda oldukça güç benim için. Hep yine sık sık güncelleyebileceğim günlerin özlemini duyuyorum.

Çaputağacım ise çok ilgi isteyen bir site değil, sadece ürünlerimi listelediğim ve online satış sitelerine yönlendirme yaptığım bir site olarak faaliyetini sürdürüyor şimdilik. Esas kız olarak leyya-craftmania ise benim vazgeçilmezim. En çok vakti ona harcıyorum.

Aslında yapıyor göründüğüm pek çok işin yanı sıra ihmal ettiğim pek çok şey de oluyor doğal olarak. Örneğin kişisel bakım olayına pek girmiyorum:) Su-sabun ve şampuan üçlüsüyle yetiniyorum... Bunun dışında yok yüzüme krem süreyim, saçımın modelini ,rengini değiştireyim,efendime söyleyeyim cildime maskeler uygulayayım gibi heveslerim hiç yok. Doğru mu? Belki değil! Ama bunları yapmak bana haz vermiyor ne yapayım:)

Sonra vitrinlere bakmak, trendleri takip etmek, ev gezmeleri,çatkapı arkadaş ziyaretleri gibi faaliyetler de yok denecek kadar az yer kaplıyor hayatımda. Buna bağlı olarak giderek asosyalleştiğimin de farkındayım ama ne yapayım dediğim gibi hiçbiri bana kesip doğramak kadar keyif vermiyor:)

-Hobi blogları arasında en çok hangilerini beğeniyorsun.
Upsss!!! Zor soru☺ Yerli bloglar arasında beğendiklerimin sayısı oldukça fazla. Şimdi burada birini zikredip diğerini yazmasam ayıp olur kanımca☺

-İmkan, yetki ve kocaman bir bütçen olsa anneler ve çocuklar için neler yapmak isterdin?
Spesifik gelebilir belki ama, ilk olarak çocukları kayıp olan ailelere yardım etmesi maksadıyla uzman bir ekip kurulmasına destek olur, çalışmaları sırasında gerekli olabilecek hertürlü finansal desteği sağlardım.

ikinci olarak yıllardır süregelen terör belasından kurtulabilmek için doğu ve güneydoğuda tam donanımlı eğitim kurumlarının kurulmasına, halkın bilinçlendirilmesi için gerekli olan adımların atılmasına destek olurdum.

-“Yürekten istemenin esrarına inanır,mucizeleri bizzat yaşar...şükreder...” diyorsun kendini tanıtırken… Çok etkileyici ve motive edici. Bunu okuyunca insanın en çok istediklerini bir kere daha aklından geçiriveriyor. Nedir bu işin sırrı sence Mutlu?
‘Mucizeleri bizzat yaşar’ kısmı için aslında kimilerinin ‘’evrenden torpilliyim’’şeklinde açıklama getirdikleri durum diyebiliriz. Ama elbette gezegenim jüpiter diyerek aşağıya yatmanın da alemi yok☺. Kendi adıma şu kadarını söyleyebilirim ki; istedigim şey herneyse ilk önce onu yüreğimin de onaylamasını bekler, sonra bunun için gerekli teşebbüslerde bulunur en nihayetinde tüm iyi niyetimle sonucu beklerim. Gerçekleşirse tüm kalbimle şükrederim ki bu inancımızın bir gereğidir. Yok gerçekleşmezse yine hamdederim zira o işte bir hayır olmadığına kanaat ederim o zaman da. Yani her halde ve karda yine kazançlı olan benimdir şeklinde bir inanç sahibiyim ☺

-Annelikle ilgili bir felsefen var mı? Anne Mutlu ve çocuklarının ilişkisinden bahseder misin biraz.
Açıkcası bu soruya öyle uzun uzadıya verilecek bir cevabım yok. Anneliğin içgüdüsel bir vasıf olduguna inanıyorum. Her kadın potansiyel bir annedir bence ve yaradılışında var olan bu özelliği kullanmak için de gerim gerim gerilmesine hiç gerek yoktur. Biraz gözlem, biraz içsesle müzakere ve tabii bolca empati işlerin yolunda gitmesi için yeterli.

 Öyle yoğun bir şeklide anne Mutlu vasfımı kullanmıyorum çocuklarımın üzerinde. Bilakis çoğu zaman üç kardeşler gibiyiz ☺ Birlikte keşfediyor, birlikte öğreniyor, birlikte çok gülüyor, hatta birlikte kavga gürültü ediyoruz kimi zaman. Fikirleri ve özellikle de ellerinden çıkan her bir ürün çok önemli benim için. Herbiri özenle sergilenir mesela evde. Eh evde otorite nasıl sağlanıyor derseniz, lüzum gördüğünde üçümüzü de mum kıvamına getirebilecek bir otorite kabiliyetine sahip babamız var bizim☺

 -Ve yemek... Bizim için hangi tarif, çok merak ediyorum ☺
Benim de çocukların da çok severek tükettikleri haşhaşlı çörek tarifim var sizin için.oldukça pratik ve sonuç garanti☺

Gidip bir koşu köşedeki fırından 3 adet ekmek hamuru alıp geliyoruz öncelikle. Ardından genişçe bir kasede 4-5 yemek kaşığı kadar haşhaşı bir çay bardağı kadar sıvıyağla bir güzel karıştırıyor, haşhaşımızı hamura sürülebilecek kıvama getiriyoruz. Hamuru üç eşit parçaya ayırıp ilk bölümünü yağlanmış tezgahımızın üzerine yatırıyoruz. Öte yanımızda kaşla göz arasındabir cezve içerisinde erittiğimiz tereyağ ve sıvıyağ ikilisi var tabii ki. Hamuru el yordamıyla tezgah üzerinde açmaya başlıyoruz, bu aşamada tereyağ ve sıvıyağ ikilisinden yardım alıyoruz . Hamurda çekiştirmekten kaynaklanan delikler oluşabilir, endişeye mahal yok☺Yeteri kadar incelttikten sonra haşhaşımızdan birkaç kaşık alıp hamurun tüm yüzeyine yine ellerimizle sürüyoruz. İkinci hamur parçasını alıp az evvel işlem gören ilk katın üzerinde yine aynı şekilde açmaya başlıyor ve yine haşhaş sürüyoruz. Kalan üçüncü parçayı da aynı işlemlere tabi tuttuktan sonra , üç katlı hamurumuzu bir yanından başlayarak rulo şeklinde sarıyoruz. Rulo şekline gelen haşhaşlı hamurumuzu da yuvarlak kalıbımızın içerisine (tabiri mazur görünüz) salyangoz gibi yuvarlayarak yerleştiriyoruz. Üzerine yumurta sarısı ve çörek otu&susam ikilisi de serptikten sonra 180 derece fırında nar gibi pişinceye kadar bekletip, akabinde dilimlere ayırıp afiyetle yiyoruz ve büyüyoruz☺

-Söyleşini okuyan annelere girişimcilik, başarı, inanç ve hayatla nasıl bir mesaj   vermek istersin?

-Biz edebiyatçılar öyle kısa mesajlar vermeye pek yatkın değilizdir. Malum sıraladığın her bir madde için kimi araştırmacılar 500 sayfalık kitaplar yazıyorlar☺Yine de şansımı deneyip bir harmanlama yapmaya çalışacağım;

Her girişim başarıyla sonuçlanacak şeklinde bir kaide yoktur, sonuçlanırsa da ne ala… Buna rağmen kendimize olan inancımızı yitirmeyip, gerekirse başka başka alanlarda yeteneklerimizi sergileme fırsatları arar isek hayatımızın daha renkli daha huzurlu ve daha zevkli bir hale gelmesi için önemli bir adım atmış oluruz.

Son olarak tüm yiyorum büyüyorum okurlarını sevgiyle selamlıyor, böyle hoş bir platformda kendimi ifade etme fırsatını sunan sevgili Zümrüt’e de teşekkürlerimi gönderiyorum.

 

leyya-craftmania.blogspot.com

culcaputaskina.blogspot.com

leyyaa.blogspot.com
 

2011-09-14
Bu yazı 10119 kere okunmuştur.

rojan

ya diktikleriniz çok güzel özellikle şu çantaya bayıldım ve o çantayı satın almak istiyorum mümkün mü lütfenn??

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin