Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

İstanbul’dan göçmeye karar verdiğinde  yapacaklarını öngörebildi mi, ya da kuracağı çiftliği o zamandan  hayal ediyor muydu bilmiyorum. Gördüğüm tertemiz bir yürekle inandığı hayat tarzını materyale dayalı hiç bir kaygı taşımadan, telaşsız  ve çok düzgün bir şekilde öğrenmek ve yaşamak isteyenlere iletme çabası.  Pınar Kaftancıoğlu... Çok takdir ettiğim ve saygı duyduğum bir isim kendisi.

Özellikle sağlıklı beslenme konusunda bilinçli annelerden gördüğü desteğin sebeplerini anlamak hiç de zor değil.  Mutfağınızda iyi insanların eli değmiş, kadın emeği, kadın bereketiyle yetiştirilmiş, hazırlanmış, pişirilmiş mis gibi doğa kokan, doğal ve taze ürünler olsun, evinize sağlık dolsun istiyorsanız bir kadınlar ordusu tarafından yürütülen İpek Hanım’ın Çiftliği ürünleri ile tanışmanızın tam sırası.
Pınar Kaftancıoğlu diyorsa bence doğrudur...
İpek Hanım’ın Çiftliği’nden geliyorsa şüphesiz en sağlıklısıdır...

  -Çocuk beslenmesini çok önemsediğinizi biliyorum. Tecrübeli , bilgili bir anne ve sorumluluk sahibi bir üretici olarak annelere bu konuda neler söylemek istersiniz.

''Çocuklarınızı cipslerden, asitli içeceklerden uzak tutun'' gibi herkesin bildiği şeylerden farklı konuşmak gerekirse... Ben çocukların formüllerle beslenmesine
karşıyım en son. Çocukların, bebeklerin... Sıkça yazıyorum, söylüyorum ben bunu. Beslenme işini biz ''şehirliler'' bilmiyoruz. Sadece bildiğimizi sanıyoruz.
İnternetten araştırıyoruz, yabancı yayınları takip ediyoruz, okuyoruz ediyoruz... Sonra da kendimizce sonuçlar çıkarıyoruz. Çocuklara bilmem ne vitamini mi lazım? Doğrudan o vitamini içerdiğini belirten bir hazır mamayı koyuyoruz önlerine. Üç saatte bir bilmem kaç gram şundan, bilmem kaç kaşık bundan yediriyoruz zorla. Sonuçta yemekten nefret eden çocuklar yaratıyoruz. Bu çocuklar sağlıklı mı? Değil! Anadolu'da formülsüz, acıkınca sofraya oturan çocuklara şöyle bir bakın. En ufak bir hastalık, halsizlik, zayıflık ya da obezite yok. O çocuklar büyüyor, kırk yaşına geliyor hala sağlık sorunu yok. İnanılmaz ama seksen yaşına geliyor hala sağlık sorunu yok! Şehirde yaşayan insanlara, çevrenize şöyle bir bakın. Tek bir anne yok ki sağlık şikayeti olmasın... Ben ilk birkaç ay dışında hazır mamalara, hazır gıdalara, takvimli, saatli beslenmeye sonuna kadar karşıyım. Bir yaşını doldurmuş bir çocuk her şeyi yiyebilir, yemelidir de. Sizinle birlikte sofraya oturmalıdır. Yemeğin suyuna banılan ekmeği yemelidir, püre halinde sebze, meyve, et yemelidir. Vitaminleri doğrudan, kaynağından almalıdır.

-Sulu yemek fast food’u döver. Siz, ben ve araştıran diğer anneler bunu biliyoruz. Ama ben sizden de okumak istiyorum mümkünse...

Söylediğim gibi, her annenin çok iyi bildiği konularda konuşmak istemiyorum. Evet, maalesef hala cahil anneler var. Ben reklamlardaki gibi eve gelince hazır
köfte kızartan anneler olduğuna inanmak istemiyordum ama görüyorum ki maalesef var... Çocuğunu hamburgerciye götürmeyi marifet sanan anneler... Google'da iki basit arama yapsalar yeterli sanırım. Fast Food yanlış bir beslenme değil. Çünkü beslenme bile değil, gıda değil o. Yere atsanız böcekler bile gelmiyor, sinek konmuyor hamburgere! Şimdi siz bunu çocuğunuza nasıl yedirirsiniz? Şaşıyorum!
 


-Yaptığınız işi organik olarak değil, köylü usulü, sağlıklı tarım olarak tanımlıyorsunuz. Aradaki farkı bize anlatabilir misiniz.

Benim yaptığım şey bir iş değil aslında. Başta neyse hala o; emeklilik hobim... Başlarken ticari kaygım yoktu, bir beklentim yoktu o yönde. Doğru bildiğimi
yaptım hep; takdir gördü, büyüdü, köydeki onca kadın için iyi bir gelir kapısı oldu,ne mutlu bana... Ben organik tarım yapmıyorum, tek bir organik ürün sertifikam
yok. Hiçbir zaman da olmayacak. Çünkü iyi niyetli gözüken ancak baştan aşağıticari çıkarlarla, hilelerle dolu bu sisteme sonuna kadar karşıyım. Organik Tarım
nedir? Sertifikalı, ''ithal'' organik tohum alırsınız, sertifikalı ''ithal'' organik gübre kullanırsınız, ''ithal'' sertifikasyon kuruluşlarına başvurup tonla para verirsiniz. Sonra ne denetim ne başka şey... Vicdanınızla baş başasınız. Sağ elinizdeki domates ile sol elinizdeki sertifika arasında ilişki kurabilecek bir mekanizma var mı? Yok. Ama maşallah öyle bir rant kapısı haline geldi ki yakında organik otomobil lastiği bile çıkarırlarsa şaşırmayacağım. ''Organik Gömlek'' var. Şaka değil, cidden var!
 
-Ocaklı köyü hayatınıza girdikten sonra sizde ne gibi değişiklikler oldu. Neler değişti? Neden değişti?

Ocaklı değil de Ege dersek daha doğru olabilir belki... İstanbul'dan kalktığım gibi doğrudan Ocaklı'ya gelmiş değilim ben. 98'de ayrıldım İstanbul'dan. Kuşadası'na geldim. 2000'de Nazilli'ye... Bir doğal kaynak suyu fabrikası satın alarak altı sene işlettik, inanılmaz başarılı olduk ve sonunda bölgenin en büyük şirketlerinden birine sattık. Ben o dakika emekliliğimi ilan ettim otuz sekizinci yaşımda; Ocaklı'daki arazilerden birine büyük bir çiftlik evi inşa ettirdim. Diğer arazilerde ekim dikimlere başladık. Hayatımda ne değişti... Benim değil de en çok kızımın kaderi değişti sanırım. Bir büyük şehirde yaşasaydı, her sabah gürültü, egzoz gazı dolu trafikte servisiyle okuluna gidecek, akşamları eve hapsolacak, hafta sonlarını alış – veriş merkezlerinde geçirecekti. Ördek nedir, eşek nedir? Bunları da kitaplarda görecekti ancak... Biliyorum ki mutsuz olacaktı, stresli, sinirli bir çocuk olacaktı. Bunların hiçbiri olmadı. Sabahları on dakikada okuluna giden, okuldan çıkınca çayırlarda inek gütmeye çıkan, aynı zamanda piyano, yelken kursları alan, harika resimler yapan bir kızım var. Piyano kursunu aldığı İzmir'deki öğretmeni ''İpek'in çok sakin ve mutlu bir hayatı var, adeta masal prensesi gibi'' diyor. Öyle de... Bu benim için en büyük mutluluk ve en önemli değişim.

 

-Ekim, dikim, toplama, paketleme, stoklama, gönderme ve daha neler neler... Tüm bunlar muazzam bir işler toplamı. Nasıl altından kalkıyorsunuz? Ekip ve
organizasyondan bahsedebilir misiniz.

Muazzam... Cidden zor bir iş. Bir de bizim sistemimiz biraz daha karışık. Pazartesi günleri büyük bir hasat yapalım, ondan sonra ne çıkarsa gönderelim tüm hafta... gibi bir şey demiyoruz. Haftada beş gün, müşteri ne isterse aynı sabah toplayıp paketledikten sonra kargoya veriyoruz. Daha basit anlatmak gerekirse siz
Pazartesi sipariş veriyorsunuz, Salı sabahı çok erken saatte ürünleriniz toplanıyor, Carşamba gün içinde size teslim edilmiş oluyor. Ürün çeşidimiz çok çok fazla olunca her araziyle ayrı ayrı ilgilenmek gerekiyor. Tüm bunlara karşın ben profesyonel bir ekiple çalışmıyorum. Çalışmak da istemiyorum. Tüm çalışanlarım bu köyün insanları. Neredeyse tamamı kadın. Kadınlarla var ettik biz bu çiftliği, öyle de devam edecek. Tüm bu organizasyonda oğlumun büyük yardımı oluyor, gelinim İstanbul'daki profesyonel kariyerini bırakıp bizimle çalışmaya başladı bir de... Yuvarlanıp gidiyoruz böyle böyle :)
 
-En çok neler zorladı sizi, nelere rağmen vazgeçmediniz.

Çalışmak, çok çalışmak falan değil de... Nasıl desem, meyve veren ağacı taşlarlar ya hani... O beni çok yordu. Doğru bildiğimi söylemekten hiçbir zaman
çekinmedim. ''Organik Tarım Sektörü'' ile ilgili ne var ne yok yazdım çizdim, gazetelerde röportajlarım çıktı, radyolarda, internette anlattım her şeyi... Ben bu
kadar anlatınca bu sektörden nemalanan kim varsa düşman oldu bana doğal olarak. Şu organik pazarlardaki şirin amcalardan aldığım tehdit telefonlarının sayısını unuttum, bu işten akıl almak rantlar sağlayan dernekler yıldırmak için Başbakanlığa kadar şikayet etti beni. Çiftlik onlarca kez Tarım Bakanlığı'nca denetlendi; Valilik'ten, Kaymakamlık'tan denetçiler geldi. Yaptığımız işi tebrik edip gitti hepsi. Yine de yordu işte tüm bunlar. Ne doğru bildiğimizi yapmaktan vaz geçtik, ne doğru bildiğimizi söylemekten...

 

-Haftalık listeler, ürün bilgileri, tiolar ve haberlerle mail grubunuzla sürekli iletişim halindesiniz. Anlattıklarınız ve anlatacaklarınız sonsuz bir kuyu gibi. Maillerinizi okuyanlar bu anlamda bilinçli tüketici de olmuş oluyorlar. Peki tüm bu birikimler bir gün bir kitap halini alır mı acaba? Ya da bir köşe vasıtasıyla daha geniş kitlelere ulaşır mı?

Çok söylüyorlar da ne bileyim, korkuyorum ben biraz. Çekiniyorum yani ''ben yazarım, işte bu da kitabım'' diye ortaya çıkmaktan. Benim anlattıklarım öyle pek
derinliği olan, kimsenin bilmediği şeyler değil aslına bakarsanız. Hafta sonları oturuyorum yazıyorum aklıma gelenleri, ilginç geliyor olsa gerek şehirde yaşayanlara; epey bir paylaşılıyor. Binlerce mail adresi arasında dönüp durduğunu tahmin ediyorum bunların. Öyle de devam etsin bir süre, ben mutluyum. Gurur duyuyorum insanların yazdığım bir şeye değer vermesinden. Yazarlığa kalkışmak için henüz çok çok erken benim için... Babam, bu ülkenin en değerli yazarlarından biriydi. Türk dilini onun kadar renkli kullabilenine pek az denk geldim. Böyle bir babanın arkasından çıkmak cesaret ister benim gibi bir kadın için :)
 
-Köydeki bayanların neredeyse tamamına iş imkanı sağlıyorsunuz. Kadının ekonomik özgürlüğünün önemini farklı açılardan değerlendirip, oradaki bayanların çalışma öncesi ve sonrası hayatlarından örnekler verebilir misiniz?

Sadece bu köydeki değil civar beş köydeki kadınların hemen hepsine iş imkanı sağlıyorum aslında. :) Sanırım bu konuda alçak gönüllülüğü bir kenara
bırakabilirim. Ege'de kadınlar çalışmaya yabancı değil. Yabancı olan erkekler... Tüm gün kahvede otururlar, bin yılda bir traktör falan kullanırlar, iki üç ciddi güç gerektiren şeyi yaparlar o kadar. Ellerinde çapalarla sürekli kadınlar çalışır tarlalarda. Benimle çalışmaktan çok mutlu hepsi. Rayiçlerin üzerinde, iyi kazanıyorlar hakikaten. Kazandıkları paralarla araba, motosiklet falan alıyorlar. Genç kızlar Zara'dan pantolon aldı hayatlarında ilk kez. Onları gördükçe mutlu oluyorum, en çok bundan mutlu oluyorum bile diyebilirim.

 

-Kızınız hep doğal yiyeceklerle, doğayla iç içe büyüdü. İpek şehirde büyümekte olan yaşıtlarından farklı neler biliyor ve ne gibi farklılıklarla büyüyor.

''Masal prensesi'' gibi diyor okulundaki öğretmeni ona. Çok farklı, sakin, mutluluk dolu bir düş dünyası var. Çizdiği resimlere bakıyorsunuz, ağaçlar, böcekler,
hayvanlarla dolu. Ev var, evin arkasında bizim siyah tavuklar dolanıyor, ben elime sepet almışım dağdan iniyorum miniyorum :) İpek hiç stresli bir çocuk değil. Son derece sakin yapılı, sabırlı, yaşıtlarına – özellikle şehirlerdeki yaşıtlarına – göre daha olgun bir kız. Ayakları toprağa basan çocukların, dünyaya daha sağlam
bastıklarına inanırım ben. İpek de öyle oldu. Doğal beslenmenin, orman havasının içinde büyümesinin etkisi ne oldu diye sorarsanız... Bugüne kadar neredeyse sıfır hastalık, akranlarından en az bir kafa uzun boy, ideal bir kilo, pespembe yanaklar :)
 
-Sanırım size en büyük destek web’deki annelerden geldi değil mi? Blog veya site sahibi annelerin bilgiye aracılık etmede daha özel bir yeri olduğunu düşünüyor musunuz. Neden?
İpek Hanım Çiftliği epeyce bir duyuldu, hatta korkarım ki meşhur oldu hakikaten de... Annelerin etkisi çok büyük burada. Bugün Google'da arama çubuğuna ''İpek Han...'' diye yazmaya başladığınızda bloglar arka arkaya diziliyor. Hep övgüyle bahsedildi bizden, ne mutlu... Hemen hemen tüm bu blogların sahiplerini birebir tanıyorum. Takip etmenizi de şiddetle öneriyorum pek çoğunu. İçlerinde Cafe Fernando, Portakal Ağacı gibi dünya çapında ödüller almış olanları var. Biz bugüne kadar hiç reklam yapmadık. Ürünlerde, paketlemede, şunda bunda özel ve farklı olan bir şey de yapmadık. Sadece işin içine nasıl hile katarız diye düşünmedik hiç. Takdir gördü, hem de çok fazla gördü. Geçen bunca zamanın ardından artık daha ciddi geri dönüşler de almaya başladık, en dikkat çekici nokta da bu oldu benim için. Beslenmesini bizden sağlayan kanser hastalarında iyileşmeler duyduk, hamileliği boyunca bizden beslenen annelerin hakikaten nur topu gibi çocuklarının fotoğraflarını gördük, okul kantini yerine evde hazırlanan beslenme çantasını tercih eden çocukların karnelerini gördük, gurur duyduk. Muhteşem şeyler bunlar. İpek Hanım Ciftliği bilinçli, özenli, sorumluluk sahibi anneler sayesinde var oldu.
 
 
-Okuma ve araştırma kaynaklarınızı merak ediyorum ben. Pınar’ın referans anlamıyla elinden düşürmediği kitap, hemen her gün girdiği web sitesi, güvendiği kaynak kişiler... Kısacası beslendiği tüm kaynaklar nelerdir? Annelere alın, okuyun, ziyaret edin, tanışın demek isteyeceğiniz kitap, siteler ve kişiler hangileri?
Z
amanım oldukça yabancı kaynakları, internet sitelerini, üniversite araştırmalarının sonuçlarını ve oldukça değerli Türk Bilim İnsanlarının yayınlarını takip ediyorum elbette. Ancak yüzdeye vurduğunuzda ben edindiğim bilgilerin çoğunu Anadolu Köylüsü'nden aldım. Hemen her gün dağ köylerinden ziyaretçilerimiz oluyor çiftlikte. Oturuyoruz, çay içiyoruz, sohbet ediyoruz... Gıdayı, tarımı ilk ağızdan dinlemek apayrı bir şey. Korkunç hileleri de bu sohbetlerde öğrendim, bin yıldır kullanılan tarım yöntemlerini de... Kökeninde köy toprağı olan, toprakla hala bir şekilde bağlantısı olan insanlarla sohbet etmelerini
öneriyorum ben hep annelere. İnanın evinize haftada bir yardıma gelen abla ile bile yarım saat gıda, tarım üzerine sohbet etseniz çok fazla ve çok doğru şey
öğrenirsiniz.
 

 

2011-09-25
Bu yazı 7786 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin