Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Nil Şengel Corbaz Hindistan’da yaşayan bilinçli ve güçlü bir Türk kadını. Önce anne, sonra eş, sonra da iş kadınıyım diyen Nil Hanım kendini hiperaktif, titiz ve çok yönlü olarak tanımlıyor. Sözlüğünde imkansız kelimesine yer vermiyor, insanın isterse ve çalışırsa her şeyi yapabileceğine inanıp, kişilerin yüreklerinin sesini dinlemeleri gerektiğini düşünüyor. Nil Şengel Corbaz aynı zamanda eşleri yabancı olan bayanları bir araya getiren, dost olup tecrübelerini paylaşma imkanı veren yüzdeelli yahoo grubunun da kurucusu. Kendisine bu güzel söyleşi için teşekkür ediyor, sağlıklı ve güzel bir yaşam diliyoruz.

-Nil Şengel Corbaz’ı tanıtır mısınız.

23 Ağustos 1969 doğumluyum. İzmirliyim, fakat babamın asker olması dolayısıyla Balıkesir, Diyarbakır ve Konya ardından ancak 1987’de İzmir’de yaşamaya başladık. 1996’da Türkiye’den ayrılıncaya kadar da orada kaldım. Konya Anadolu Lisesi Mezunuyum, Çevre Mühendisliği okudum. İyi derecede İngilizce ve İspanyolca yanında, az da olsa Almanca ve Fransızca biliyorum. Eşim İsviçreli, 6 yasında bir kızımız var. Hiperaktif, aynı anda üç beş iş yapmayı seven, yorulması zor, titiz, zor beğenir, özverili, çok yönlü biri olarak tanımlayabilirim kendimi.

-Şu anda Hindistan’da yaşıyorsunuz. Buraya gelene kadar hangi ülkelerde yaşadınız, neler yaptınız.

1996’da Türkiye’den iş için ayrıldım. O zaman uluslararası konteynır taşımacılığı yapıyordum. Sekiz yıldan fazla çalıştım bu alanda. İş hayatım İzmir’de başlayıp Malta ve ardından İsviçre’de devam etti. İsviçreli bir şirkette üst düzey yönetici iken kızımın doğumuyla işe ara verdim. Ardından meslektaşım olan eşimin işi gereği Şili’ye taşındık. Üç yıldan biraz fazla orada kaldıktan sonra 2004 yılı Haziran’ında eşimin Hintli bir meslektaşımız ile ortaklık teklifini kabul etmesi üzerine Hindistan’a geldik. Burada geçen bir buçuk yıl sonrasında Hindistan’da yaşayan yabancılara yerleşim hizmetleri, kültürler arası iletişimi kolaylaştıran eğitim veren bir şirkette gönüllü çalışmaya başladım.

-Hindistan’da Türk olmayı anlatır mısınız?

Hindistan’da Türk olmak ilginç bir duygu. Aslında Türkiye dışında Türk olmak çok daha ilginç bir duygu. Sudan cıkmış bir balık gibi değil tabii:) Genelde biz Türkler evimizde, ülkemizde olmayı çok severiz, bir yerlere gitsek hemen geri dönmek isteriz. Ben pek öyle değilim. Farklı olmayı, kalabalıktan ayrı durmayı seviyorum. Farklı yerler görmek, farklı insanlara tanışmak çok büyük zevk veriyor bana. Ama biz Türk hanımlar temizlik konusunda çok titiziz, onun zorlukları oldu başlarda. Kalabalık, gürültü, ben hep sakin sessiz yerlerde yaşadım. Birden Bangalore gibi bir karmaşanın ortasında bulunca kendini insan afallıyor bir süre tabii. Bir de biz Türkler çok tez canlıyız, sabırsısız ama Hindistan insan sabrı öğretiyor. Yine de burada asla araba kullanmaya kalkışmam örneğin... Yine de insan her şeye alışıyor yeter ki istesin, güzelliklere odaklanıp tat almak en önemlisi. Hindistan çok ilginç bir yer. Tabiri yerindeyse burada her gün bir yaşıma daha giriyorum. Örneğin Türkiye dışında bir kitapçıya girip de Türkiye hakkında yazılmış en çok kitabı bir arada burada gördüm

-Yurt dışında yaşamanın getirdiği avantaj ve dezavantajlar ne oldu sizin için?

Ben dezavantajları pek görmüyorum... Türkiye’de Türk olmanın yanında yurtdışında Türk olmak daha zor tabii. Kendimi hep bir elçi gibi hissediyorum. Onun sorumluluğu büyük, tabii idrak edebilen için... Yaptığınız her işte, attığınız her adımda arkanızda 70 milyon kişi taşıyormuşsunuz gibi. Gittiğim pek çok yerde insanların hayatı boyunca gördüğü göreceği tek Türk olmak zor o anlamda. Güney Amerika’da Arap sanılmak tuhaftı, insanlara tarih dersi vermek zorunda kalıyorsunuz her zaman. Her dem önünüze Ermeni soykırım iddiaları, Kıbrıs hakkında yorumlar, Türk kadınının sorunları, Kürt sorunu gibi bin bir türlü soru geliyor. Ve ben ülkem uğruna bunca sorumluluk taşıyıp İzmir’e döndüğümde trafikte, markette, sokakta medeniyetten uzak canım vatandaşlarımı gördüğümde sinirleniyorum ara sıra. Tabii elimden geldiğince uyarmayı da görev biliyorum yanlışlıkları gördüğümde. Gurur duyduğum bir konu Türkçemi unutmamış olmam. On bir yıl oldu ama gayet rahat konuşup yazabiliyorum. Sözlerimin arasına başka dillerden sözcükler karıştırmamaya özellik dikkat ediyor, Türkiye’de yaşayıp da gösteriş için sözlerine İngilizce, Fransızca vs karıştıranları da tüm kalbimle ayıplıyorum.

-Bulunduğunuz ülkelerdeki anneler ile Türk annelerini karşılaştırdığınızda ne gibi farklılıklar ya da hangi konularda benzerlikler dikkat çekiciydi?

Türk anneler olarak bilinçliyiz genelde ama örneğin sezaryenle doğumun moda haline gelmesine tepkim büyük. Ayrıca internetin bunca yaygın ve de engin bir bilgi kaynağı olduğu devirde cehaleti anlayamıyorum. Dil bilen insanlar, her şeyin doğrusunu araştırıp öğrenebilecekken kulaktan dolma şeylerle çocuk büyütüyorlar. Çocuklarımız bizim yüzümüzden bu dünyaya geliyorlar, onların hayatları için elimizden gelenin de iyisini yapmak zorundayız. Bilinç çok önemli ama bazen Türk kadınlarının maddiyata olan düşkünlükleri de çok anlamsız geliyor. Ne olursa olsun imkanı olan annelerin çocukları doğduktan sonra 2-3 yıl işe ara vermeleri gerektiğine inanıyorum. Kendi özgürlüklerinden ya da refah seviyelerinden ödün vermemek için işe dönüp çocuklarını anneanne/babaanne ya da bakıcı eline bırakıyorlar. Hiç bir sevgi ve bağ anne sevgisi ve bağının yerini tutamaz. Ama maddi imkansızlıklar ayrı, o zaman özveri tabii ki şart, özellikle çocuğun geleceği söz konusu olduğunda.

-Genç yaşta başlayan ve başarıyla devam eden bir iş yaşamınız var. Sizin için başarının anahtarı neydi? Kadın olmak ve başarmakla ilgili neler anlatmak istersiniz.

Ben oldum olası ‘imkansız’ sözünü tanımadım, sözlüğüme hiç almadım. İnsan isterse her şey olur, Allah o iradeyi, o gücü vermiş. Ve ben çok uzun plan yapmam, yüreğimin sesini dinlerim ve gerisini Allah’a bırakırım. Çünkü ne plan yaparsanız yapın evrenin planı ayrı ve onu ancak başınıza geldiğine biliyorsunuz. O yüzden elimden gelenin en iyisini yapar, fırsatları iyi değerlendirir, gerisine pek karışmam. Bir karar vermek için çok düşünüp kafa yormam. Çok çalışırım (çok parlak bir öğrenci değildimse de pek çok öğretmenin için özel olduğumu hatırlarım), dakik olmaya özen gösteririm, bir söz verdimse mutlaka tutmaya çalışırım ve pratiğimdir. Hiperaktif olarak da tanır arkadaşlarım beni. Enerjim pek kolay tükenmez. Bir de pek öyle hanım hanımcık bir kadın değilim, çocukken de değildim. Giyinip kuşanmayı, makyaj yapmayı severim ama kuaförde saatler geçirmeye gelemem, manikür pedikür yaptırmam, elimden gelen birşeyi kendim yaparım. Terbiyeyi elden bırakmasam da gemicilik sektöründe, kadınların azınlıkta olduğu bir ortamda hep erkeklerle çalışmak beni daha katı ve sert yaptı. Duygusal ve insancılımdır ama yumuşak başlı değilimdir. İnandığım şeyin ardından sonuna kadar ödün vermeden giderim. Kadın erkek eşitliğine değil insanların eşitliğine inanıyorum. Kadın ve erkek eşit olamaz. Fiziksel, hormonal, duygusal binlerce farklılık var, zenginlik zaten orada. Kadın doğurganlık özelliğini taşıdığı surece erkekten farklıdır. Ben önce anneyim, sonra eş sonra da iş kadını. Ancak işimdeki sorumluluk duygum çok yüksektir, kadınlığımı ya da anneliğimi asla mazeret olarak kullanmam.

-Bir kız çocuğu annesisiniz. Kızınızla ilgili ne gibi hayalleriniz var? Onu nasıl yetiştiriyorsunuz.

Kızımla ilgili pek hayalim yok. Ah şu olsun, bu olsun, şu yerlere gelsin, şununla evlensin diye kaygım, endişem, arzum yok. Kendisi olsun yeter. Gelecek ne gösterir bilinmez. Onu önyargıdan bağımsız bir çocuk olarak yetiştirmeye çalışıyorum. Korkusuz ama her gece yattığında dua edecek inançlı bir çocuk. Cesur ama pervasız değil, ayakları yere sağlam basan, düşünebilen mutlu bir çocuk. Çok şükür, iyi yetiştiği kanaatindeyim, zaten çok dilli, çok kültürlü bir ortamda büyüyor. Bukalemun gibi her ortama ayak uydurmakla kalmayan, renkli kişiliğiyle dikkat çeken bir çocuk. Çok şefkatli bir çocuk, çok da güvenli. Ben onun doğumuyla işe ara verdim, her şeyiyle ilgilendim, onunla çok zaman geçirdim. Bu çok büyük bir yatırım. Karşılığını hemen görüyorsunuz zaten, yıllar boyu beklemeye gerek yok. Allah ömür verirse inşallah büyüdüğünde nasıl olacağını görüp eminim gurur duyacağım.

-Bir anne çocuğuna hangi yönleri ya da özellikleri ile örnek olmalıdır?

Çocukların, her insanın kendine özgü karakteri var ama yetiştirme de çok çok önemli. Daha iki buçuk yaşındaydı Şili’de, yeni yeni öğreniyordu İspanyolca’yı. Haftada üç kere yarım gün anaokuluna yolladık, sosyal olsun, İspanyolca öğrensin diye. Kendinden küçük çocuklara olan şefkati ve ilgisiyle öğretmenlerini çok şaşırtıyordu. Besbelli ki çocuklar ailelerinde gördükleri şeyi yapıyorlar. İlk model anne-baba. Örneğin Melike başka çocukları ne ısırdı, ne vurdu, nede ittirdi. Ama kendisine yapıldığında da bunu haksızlık olarak görüp karşı çıktı. Melike’nin sözlüğünde kötü kelimeye, tehdide, negatif enerji yüklü hiç bir deyişe yer yok. Okuldan arkadaşlarından bazen öğrenir, biz ikaz eder açıklarız, bir daha kullanmaz... Bunlar hep aileden aldığı terbiye ile mümkün.

-Eşiniz yabancı. Farklı kültürlerden iki insanın evliliğinde şüphesiz zorluklar oluyor. Bunların üstesinden nasıl gelinebilir sizce?

Aslında bizde pek öyle zorluklar olmadı. Anne babamın yabancı dil bilmemesi, Anthony’nin de yeterli Türkçe öğrenecek vakti olmaması belki onların ilişkilerini biraz sınırlıyor ama o kadar. Komik durumlar ortaya çıkıyor gülüyoruz. Ben ayrıca öyle çok gelenekçi bir insan değilimdir. İlla ki gelenek diye körü körüne hiç birşey yapmam. O da tipik bir İsviçreli değil zaten. Çok rahat, mantıklı bir insan o yüzden hiçbirimiz birşeyde diretmiyoruz. Ama tabii serde Türklük var. İsviçreliler dik kafalı, bildiğini okuyan kişilere Türk kafalı derler, Anthony de bendeki inatçılığı bilir ve Melike’de de aynı huyları gördüğünde hah der işte bir Türk kafalı daha. Örneğin biz din değiştirmedik. Ne ben onun Müslüman olmasını istedim ne de o benim Hıristiyan olmamı. Kilisede de evlenmedik, resmi nikah yaptık o kadar. İslam teslim olan demek, bir yaratıcıya inanan. Anthony de öyle, bana göre o tanıdığım pek çok Müslümandan daha Müslüman, doğrucu, dürüst, çalışkan ve adil. Sırf benle evlenmek için Müslüman olacaksan hiç olma dedim ben ona, ama Allah aşkıyla inanıp Müslüman olursa birgün çok memnun olurum tabii ki. Kızımız Müslüman olarak yetişiyor, ona da bir itirazı yok. İkimiz de elimizden geldiğince dinlerimizi öğretelim, her şeyi öğrensin, karşılaştırabilsin dedik. Bugün okulda Melike Hindular gibi meditasyon yapıyor, o da bir zenginlik. Ama Müslümanlık hakkında biri ters bir şey söylesin hemen isyan ediyor...

--Nil Hanım ve yemek yapmak? Basit bir Hint yemeği tarifi istesek…

Yemek yapmak... Ruh halime bağlı, bazen çok seviyorum bazen de mutfaktan içeri girmeyi istemiyorum. Çok kolay yemekleri bilmem ama mantı yapmaya bayılırım... Çok istikrarlı değilimdir, tarif veremem, göz kararı yaparım pek çok şeyi... Yemek yapmayı çok sevmesem de ben Melike’ye her öğün taze yemek pişiririm. Mikrodalga fırın asla kullanmam. Hiç kavanoz mama vermedim örneğin. 8,5 ay emzirdim. Şimdi pastörize sütten de vazgeçmek üzereyim, taze günlük süt almaya çalışıyorum. Bahçede domates yetiştiriyorum. Elimden gelse inek, tavuk koyacağım ufacık bahçeye. En büyük hayalim ufacık bir çiftlik edinip, organik tarım yapıp kendi ürettiklerimi yedirmek aileme. Hint yemeği tarifi... Ne yalan söyleyeyim, kullandıkları pek çok baharatın Türkçesini bilmiyorum, zor olacak ama bir düşünüp bir ara yollarım.

- Sitenin ziyaretçilerine nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Bilinçli ve güçlü olun Türk hanımları diyorum. Çocuklarınızın gıdasından, hak ettigi sevgi ve şefkatten ödün vermeyin. Umutlu olun, inandığınız şeyden vazgeçmeyin ama körü körüne de inanmayın, araştırın, öğrenin. İnsanlığın geleceği çocukların, çocukların geleceği bizim elimizde. Bakabilirseniz çocuklarınıza kendiniz bakın, bizle oldukları süre o kadar kısa ki... Her anın keyfini çıkarın ve mutlu olmaya çalışın. Kadınlar üstün varlıklar, eşlerimizin de çocuklarımızın da mutluluğu bizim elimizde. Bundan gurur duymalıyız. Ve imkanınız varsa yurtdışına çıkın. Eşinizin işi gerektiriyorsa, ayak diremeyin, gidin, cesur olun. Türkiyemiz çok güzel bir ülke ama başka kültürler, ülkeler tanıma şansını asla geri tepmeyin, benim inancım bu yönde. Teşekkür ederim.

2007-02-26
Bu yazı 5207 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin