Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Senelerden beri hayranlıkla takip ettiğim bir sanatçı Füsun Ürkün. Bir resmini görüp de mıhlanmamak mümkün değil. O tablolarda göze hitap eden, insanı tebessüm ettiren onlarca estetik figür muhteşem renk seçimleriyle dans ediyor adeta. Örgü dantel perdelerin arasından görünen manzaralarda huzuru, dünyanın dört bir tarafından seçilmiş temsili pencerelerinin arkasında hayatı, sadeliğin içinden ihtişam akan kapılarının arkasında aileleri imgeliyorsunuz. Ve kedileri... Füsun Ürkün’ün kedilerine baktığınızda ellerinizle onlara uzanmak istiyor, o tuvalin içinden bir yerden mrrr sesi gelecek zannediyorsunuz. O kadar gerçekler çünkü... Füsun Ürkün resimleri sizi düşünmeye ve hayal etmeye teşvik ediyor; onlara bakarken kalp, beyin ve ruh arkadaş oluyor, izleyen hem dinamik hem de dingin bir hale bürünüyor. O resimleri her gün ve gece yaşayınca daha iyi anlıyor; gözleriniz detaylarda gezinirken “Ne güzeller...” diye mırıldanıyorsunuz. Asla mutsuzluk, bunalım ve sıkıntı yok o eserlerde. Var olan sevgi, var olan aşk, var olan aile ve hayatın olumlu tarafları bana göre. Tanıdığım en zarif kadınlardan birisi kendisi. O güzel karakterin ve çehrenin eserlere yansımaması mümkün olamazdı zaten. Buradan daha nice sanat dolu yıllar diliyorum kendisine. Sanatseverlere teslim edeceği kim bilir ne güzellikler saklı içinde...

-Bu sanat hayatınıza ne zaman ve nasıl girdi? Sizi etkileyen, motive eden kişiler kimlerdi? 

Öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Bugüne kadar kendimi hep resimlerimle ifade etmiştim ama duygu ve düşüncelerimi, fikirlerimi ,anneliğimi sizinle paylaşmak çok hoş …

Sanat hayatıma nasıl girdi hiç bilmiyorum...Hep vardı gibi. Yani başlangıcı yok. Ama çok insandan, olaylardan, pek çok sanatçıdan etkilendim. Zannederim hayata bakış açımda bu olsa gerek ki yaşadığım, gördüğüm her şey  beni çok etkiledi.Benim için yapıtlarımı paylaşmak, tepkileri, beğenileri, eleştirileri (olumlu ya da olumsuz) görmek, dinlemek hep bir adım sonrası için muazzam bir motivasyon. 

 -Kapılar, pencereler, kadınlar, kediler, çiçekler ve tabi ki dantel perdeler… Bu figürlerin Füsun Ürkün’ün eserlerindeki yeri ve anlamı nedir?
Resim yapmak benim için bir zevk, sevgi ve inanç. Resimlerimi yaparken hayatın dantel bir örgü gibi işlenmesi gerektiği aklıma geliyor. Hayatımızdaki hataların da oya oya işlenen danteldeki kaçırılmış ilmekler olduğunu düşünüyorum. Yapıtlarım için her ne kadar ''naif '' dense de ben tam bir realist olduklarını düşünüyorum. Ve kediler ....bence onlar bu dünya da kadından sonraki en estetik canlılar .Onları bu kadar sevip, gözlemledikten sonra hissetmeden resimlerini yapmama imkan yok . Her birinin karakteri, bakışları ve anatomilerinde bir farklılık var. Bunları yakalamayı seviyorum. Son sergimde üzerinde çok çalıştığım bir kedi tablosu vardı. Bütün istediğim güçlü, kavgacı, bakımsız görünen bir sokak kedisi yapmaktı ama ne yaptıysam olmadı. Ortaya çıkan son derece asil, sevimli ve bakımlı bir kediydi. Üçüncü silme ve denemede bunu nihayet yakaladım.
 

     

-Her yeni sergide bir heyecan oluyordur. Sergilere nasıl hazırlandığınızı ve ilk kişisel serginizde neler hissettiğinizi paylaşır mısınız.
Sergiler benim için büyük heyecan. Aylar öncesinden tasarlanan yapıtların hayata benim için eksiksiz ve başarıyla tamamlanıp gerçekleştirilmiş olmasının yanında izleyicilerden gelen tepkiler çok önemli. Aslında işin aslı paylaşmak. Ben buradayım, hayattayım, gözlüyorum, üretiyorum, hayatın içindeyim demek...

Sergilerime hazırlığa aylar öncesinden başlarım, konular, malzemeler her türlü detay hazırdır. Her birinin bitmiş halini hayalimde canlandırırım ve onu yakalayana kadar çalışırım. Yapıp, bitirdiğim kadar yarıda bırakıp sildiğim resimlerim de vardır. Sonuç beni tatmin edinceye kadar uğraşırım.
İlk sergimi hiç unutamam, ilk sınavım...Bir daha o heyecanı yakalayabilir miyim diye çok düşünmüştüm ama sonradan anladım ki hepsinin heyecanı, coşkusu bir öncekini bastırdı. Biliyorum, bundan sonraki hepsini bastıracak ve bu böyle sürüp gidecek. Ben ürettiğim sürece ...

 -Türkiye’de kadın ressam olmak adına neler söylemek istersiniz.
Ressam olmanın kadın ve erkek ayırımını hiç yapmadım .Benim için üreten insan vardır. Emek verilmiş her yapıta saygı duyarım. Herkesin kendinden bir şeyler bulabildiği, hüznü, mutluluğu, sevgiyi, acıyı, protestoyu ,insanı insan yapan her duyguyu ifade edebilen sanatçıları kadın ve erkek olarak ayırmak haksızlık gibi geliyor. Ama olayın siyasi boyutunu soracak olursanız bu düşünmemeye çalıştığım, aklıma geldikçe mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalıştığım bir konu. Ben, benim mutluluğumu, üretmemi engelleyen hiçbir negatif olayın hayatımda yeri olmamasına çalışırım. Bu bencillik gibi duyarsızlık gibi gelebilir ama sonuçta ben sadece işe bakarım .
 

-Kabiliyeti olup resmetmeyi ciddi bir hobi haline getirmek isteyen okuyucularımıza takip etmeleri gereken yol hakkında ne gibi tiolar vermek istersiniz.
Sanata gönül vermiş, kabiliyetli herkese tavsiye edebileceğim şeylerin başında zaman ayırmak ve hiç yılmadan ( biz buna paletin hiç kurumaması deriz ) çalışmak ve gözlemlemek geliyor. Gözlemlemek derken sadece resim sanatı ve sanatçılarını kastetmiyorum .Sanatın her dalını gözlemlemenin altını çiziyorum.Bazen bir film, bir roman bile size yeni bir ufuk açabiliyor. Aslında hayatın içindeki her şey bir konu. Yeter ki bakmayı ,görmeyi ve duyarlı olmayı bilelim..

-Çocukların resme, resim yapmaya ve genel anlamda sanata karşı ilgi duymalarını motive etmek için anne babalar sizce neler yapmalılar ?
Çocuklar...Elimden gelse her çocuğa ağırlaştırılmış resim dersi verirdim . Bir çocuğun kendini, gözlemlediklerini, fikirlerini geliştirici bundan daha güzel başka bir yolu olabilir mi? Ama ülkemiz şartlarında buna imkan yok. Tek amacın not alıp, sınıf geçme ,iyi bir okula kapağı atmak için var gücüyle ezber yapıldığı, sınavdan sınava koşulduğu, neredeyse artık ailelerin yarışı haline gelen bu sistemde çocuğu sanata yönlendirmek çok zor. Gene de yapılabilecek şeyler var, ilk tohumu atmak gibi. Yani sergilere beraber gitmek, ona sanatı tanıtıp anlatmak, onun ilgisini çeken beğenilerini öğrenmek ve buna yönlendirip motive etmek. Bu resim olabilir, şiir, heykel, seramik olabilir. Onun becerisini ortaya çıkaracak, yaratmanın tadına varmasını sağlayacak her konuda ailelere büyük iş düşüyor. Bunu okulundan ya da öğretmeninden beklemeden ailelerin sağlaması gerektiğini düşünüyorum.

   


-Bu kadar genç ve güzel bir hanımefendinin iki yetişkin evladı olduğuna inanmak gerçekten zor. Eminim kızlarınız hem anne, hem de sanatçı kimliğinizle gurur duyuyorlardır. Anne ve kızlarının ilişkisini anlatır mısınız biraz. Füsun Ürkün nasıl bir anne?
Çok genç yaşta anne oldum. Hatta kızlarımla büyüdüm :) diyebilirim. Tabii ki çok güzel bir duygu. Bunu okuyan anneler zaten bu duyguyu biliyorlar, dilerim her kadına nasip olsun. Aslında “nasıl bir anneyim” sorusunu kızlarım Merve ve Melisa cevaplamalıydı. Onlardan beni dinlemek çok keyifli olurdu. Bana sevgilerini, düşkünlüklerini elbette biliyorum. Ama birbirleriyle göz göze gelip hemen ilk sıralayacakları şeyler şunlardır..:)) Evham :)) Annemiz tam bir doktor :)) Bizim annemiz her şeyi bilir :)) Şaka bir yana çocuklarımla geçirdiğim her an, onlarla paylaştığım her şey eşsiz. Onları dinlemek, onlarla tartışmak ,paylaşmak çok güzel. Benim onlardan öğrenecek çok şeyim olduğunu düşünüyorum. Onlarında hala benden..:)

-Hayata, kadın olmaya ve anneliğe dair birer kelime... ?
Hayat: Pencereler…
Kadın :Mücadele
Annelik:Tek kelime ile çok zor ama ilk aklıma gelen ''Her şey''

-Bu kadar zarif bir sanatçı sanırım mutfakta da harikalar yaratıyordur. Füsun Ürkün’ün mutfağında neler pişer?
Mutfak benim için çok önemli. Kayseri ve Nevşehir yemeklerinin kıyasıya yarıştığı, tüm kadınlarının yemek konusunda uzman olduğu bir ailenin ferdi olarak önce tüm yemeklerin tadına bakarak keyfini çıkarıyorum. Daha sonra da nasıl yaptıklarını ve püf noktalarını öğrenmeye hatta bunları kızlarıma aktarmaya çalışıyorum. Geleneksel, yöresel her yemeğin korunması ve bunların yeni jenerasyonlara aktarılmasından yanayım. Elbette her zaman yoğun uğraş ve çok vakit isteyen yemekler yapmanın imkanı yok ,özellikle çalışan kadınlar için ama özel günler, özel yemekler olması gerektiği ve tüm ailenin bir arada bu lezzetin tadına varmasını arzu ederim. Çok şanslıyız ki tüm ailem de bu görüşte. Özellikle bayram yemekleri bizler için çok önemlidir..
 

 


-Söyleşilerin klasik sorusu; sizden yiyorumbuyuyorum.com okurları için tarif rica ediyoruz.
Aile büyüğü hanımların ki kadar detaylı ve zor değil..:) Her çalışan ve yoğun temposu olan hanımları düşünerek..
ÇANTA BONFİLE ..
Kalın bonfilelerin arası çanta gibi dikkatlice kesilir, araya hardal sürülür. Tarhun otu ve kimyonla karıştırılmış kaşar ile doldurulur. Açık olan kısım kürdan ile tutturulur. Kızgın tavada kızartılır..
Yanına Graten ..
Bir soğan yarım kg kıyma ile kavrulur.
2 bardak su kaynar içine 1 bardak mısır unu ilave edilir yarım bardak sıvı yağ konup hızlıca karıştırılır.
Pişen kıymaya 1kg ıspanak ilave edilir öldürülür, Bu karışıma ince ince doğranmış 2-3 adet yeşil soğan ve arzuya göre bir miktar dereotu, 2 kaşık domates püresi ilave edilip ateşten alınır.1 bardak konserve mısır ve karabiber ilave edilir. Isıya dayanıklı bir kaba yerleştirilir.
Mısır ununa 3 yumurta, tuz, karabiber,1 bardak kaşar peyniri konularak ıspanakların üzerine yayılır. En üste kaşar rendelenir ,mısır unu serpilir ,fırınlanır ..Afiyet olsun ..

Zümrüt'cüğüm sen çok çalışkan, üreten, çok saygı duyduğum ve sevdiğim bir arkadaşımsın . Her şey için çok teşekkür ederim. Hepimiz için yarınların çok temiz ve kaygısız, sanat ve güzelliklerle dolu olmasını temenni ediyorum.

Füsun Ürkün

Füsun Ürkün Facebook Grubu
 

2011-05-30
Bu yazı 6418 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin