Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Christian Plouvier profesyonel bir flüt sanatçısı. Dünyanın dört bir yanında konserler veriyor. Beş buçuk yaşında bir kız babası olan Christian Plouvier müziğin çocuğun yaşamına mutlaka dahil edilmesinin öneminin altını çizerek anne babalara müziğin müthiş elektriğini çocukların hayatlarına katmalarını öneriyor. Pedagoglar çocukların dinleme ve algılama potansiyelini değerlendirerek çocuk eğitiminde müziğe artık özel bir yer veriyorlar. Sanırım günümüzün bilinçli anne babaları da… Çocuklarımıza müzik konusunda fırsatlar vermek, onları bir enstrüman çalma konusunda teşvik etmek bizlerin görevi. Kim bilir içlerinde ne dehalar yatıyor.

-Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz. Christian Plouvier kim ve neden Türkiye’de?

Tüm dünyada ve şu an Türkiye’de konserler veren profesyonel bir flüt sanatçısıyım. Belçikalıyım. Eşimim işi nedeniyle Türkiye’deyim ve önümüzdeki birkaç yıl için Türkiye benim evim. Kendimi bir dünya flütisti olarak görüyorum çünkü müzikte sınırların yerinin olmadığını düşünüyorum. Klasik müzik sanatçısıyım ama caz da çalıyorum. Çok seyahat ettim, farklı kültürleri tanıdım. İtalya, Gabon, Türkiye’den önce Tokyo yaşadığım ülkelerden birkaçı…

-Neden flütü seçtiniz?

Çocukken izciydim. Kamp ateşinin etrafında gitar çalan çocuklardan etkilenip ben de gitar öğrenmeye karar verdim. Gitmek istediğim gitar kursunun kontenjanı dolmuş olduğundan kursun müdürü gitar sınıfında yer açılana kadar flüt sınıfına gitmemi önerdi. Flüt benim için ilk bakışta aşk gibiydi, sanki Tanrı’dan gelen bir mesaj… O kadar sevdim ki, öğrenmek için çok çaba sarf ettim. Flüt sayesinde müzisyenden başka hiçbir şey olmak istemediğimi anladım ve flüt, dolayısıyla müzik benim tutkum oldu. 16 yaşında dünyanın en önemli flüt sanatçılarından biri olan Fransız Jean Pierre Rampalın Nice’deki yaz kursuna katıldım. Bu benim için vahiy gibi bir şey oldu. Bu kişi sayesinde müzik hakkında her şeyi daha iyi kavradım. O muhteşem karizması olan etkileyici karakter ve çok önemli bir müzik adamıydı. Benim müzisyen olmama vesile olan, büyük kararı vermemi sağlayan kişi odur diyebilirim. O flütün gurusuydu…

- Yetenek doğuştan mı gelir, yoksa çok çalışarak mı oluşur?

Doğuştan gelen yetenek yadsınamaz bir gerçektir. Çok çalışarak bunu geliştirir, ilerletirsiniz.Tabi önce yeteneklerin keşfedilmesi gerekir. Çocuklar söz konusu olduğunda anne-babalara yeteneklerin keşfi, ortaya çıkarılmasında çok iş düşüyor. Onlara fırsatlar verecekler ki çocuk hangi konuda iyi olduğunu görsün.

-İyi bir flüt sanatçısı olmak için neler gereklidir?

Doğuştan kabiliyet diye bir şey var. Bunun şart olduğunu düşünüyorum. Yeteneğin yanında çok çalışmak da gerekiyor. Sahnedeyseniz kesinlikle iyi bir iletişimci de olmanız gerekir çünkü insanlarla müziğiniz vasıtasıyla iletişim kuruyorsunuz. Zira müzik duyguları taşımak için araçtır. Müzisyenseniz insanların ruhlarına dokunursunuz. Müzik insanlara kendilerini iyi hissettirir, üstelik herkesin anladığı uluslararası bir lisandır. Müziksiz geçen bir gün düşünün ne kadar sıkıcı olurdu değil mi? Bazı doktorlar flüt çalmayı çocuğun nefes kontrolünü geliştireceği için tavsiye ederler. Genel anlamda bir enstrüman çalmak çocukların beyinsel gelişimleri ve fiziksel sağlıkları için önemlidir.

-Türk müziği, bestecileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’ye gelmeden önce Türk müziği hakkında çok şey bilmiyordum. Televizyonda derviş ve ney hakkında programlar seyretmiştim. Bunlar hakkında bir fikrim vardı. Büyük müzisyen Adnan Saygun’u duymuştum. Şimdi buradaki arkadaşlarım ve tecrübelerim sayesinde daha çok şey öğrendim. Hatta repertuarıma Türk bestelerinden ekledim. Türk müziği Avrupalılar için oldukça değişik. Bu müziği anlamak ve zevk almak için kulağımın alışması zaman aldı. Ney son derece doğal, naif ve dokunaklı bir enstrüman. Japonların Shakuhachi adında mabetlerde kullandıkları bambu flütü de çok eski. Her ikisi de çok etkileyici.

- Kızınız var. Bir çocuğun hayatında müziğin yerini müzisyen bir baba olarak nasıl tanımlarsınız?

Yapılan bilimsel araştırmalar, özellikle nörolojistlerin çalışmaları kanıtlıyor ki hayatında müzik olan çocuklar harika çocuklar oluyor ve bu eğitimlerine artı değer katıyor. Bazı beyin aktiviteleri sadece müzikle birlikte harekete geçiyor. Örneğin ergenlik döneminde gençler dönemin kötü anları ve streslerinden müzik enstrümanları çaldıklarında daha kolaylıkla kurtuluyorlar. Müzik insanın içinde huzuru bulması ve hislerini dengelemesine yardımcı oluyor. Müzik aleti çalmak tüm vücudu harekete geçiriyor. Duygusal anlamda tamamen konsantre olup, sizi rahatsız eden şeylerden arındırıyor. Üstelik kendi kendinizi disiplin altına alıyorsunuz. Bunlardan dolayı çocukların bir müzik aleti çalmaları konusunda motive edilmelerini şiddetle öneriyorum. Üstelik müzik aleti çalıyorsanız duygularınızı bir anlamda dile getirmeyi de öğrenmiş oluyorsunuz. Motive olup, kendinize güven duyuyorsunuz. Devam edilemese bile herkesin hayatına müziğin aktif olarak dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hayata müzik katmak demek bence Tat almayı öğrenmek anlamına geliyor. Aileler çocuklarının hayatına müziği dahil ederken vizyonlarını geniş tutmalılar, sadece popüler müzik olmamalı bir çocuğun hayatında. Kızımız şu anda bir Türk öğretmenden Suziki metodu (*) ile keman çalmayı öğreniyor. Ayrıca herkesin hayatında en az bir kere operaya, klasik veya modern bir bale gösterisine, konserlere gitmesi gerekir. Çocuklarınızı bu gibi aktivitelere mutlaka götürün. İnanıyorum ki bunların çocuğun hayatında derin anlamları olacak ve beklide hayatlarında müziğe yer vermeye karar vermelerine katkısı olacaktır.

-Buraya gelmeden önce Türkiye hakkında neler biliyordunuz? Ya şimdi?

Çok fazla bir şey bilmiyordum. Okulda öğretilen fazla bir şey olmadı. Osmanlı ve Atatürk hakkında bilgim vardı ancak sınırlıydı. Belçika’daki Türkler çok çalışkan, bu özellikleri dikkatimizi çekmişti. Tabi ki Türkiye’yi bir tatil cenneti olarak tanıyorduk. Her sene birçok Belçikalı tatil için Türkiye’yi tercih ediyor. Burada birçok kişi son derece misafirverper ve kibar. İlk aylarda dil problemdi ama şimdi her şey daha iyi

-Türk aileleri hakkında neler gözlemlediniz? Belçika, Japon ve Türklerin çocuk yetiştirme usullerini karşılaştırabilir misiniz?

Türk aileleri birbirine çok bağlı. Ailenin birbirine bağlı olması önemli ve çocuk üzerinde çok fazla pozitif etkisi var. Belçika’da her şey daha bireysel. Çekirdek aile kendi başına yaşıyor. Teyze, hala, dayı ya da aile büyükleri ile iletişim buraya göre daha sınırlı. Bu bence çok üzücü. Halbuki diğer aile bireyleri ile birlikte olmak, büyükanne ve büyükbabalarla paylaşımlarda bulunmak lazım. Japonya’da çocuk büyütmek kadının işi çünkü baba ağır çalışma koşulları nedeniyle çocukla yeteri kadar ilgilenemiyor. Babalar uzun saatler iş yerinde kalıyor ve çok çalışıyor. Çalışma koşullarının ağırlığı çocuğa vakit ayırmalarına engel oluyor. Bu hem anne, hem baba özellikle de çocuk için zor bir durum. Belçika’da boşanma oranı çok yüksek. İnsanlar kolayca boşanıyor ve bu çocukların üzerinde kötü etkiler bırakıyor. Ailenin bir arada olmaması çocukları olumsuz etkiliyor. Bence aile toplumun direğidir.

-Türk mutfağı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türk meyve ve sebzeleri harika! Hayatımda yediklerimin içerisinde en lezzetlileri. Zeytinyağı, kuruyemişler, peynir ve Karadeniz balıkları da nefis. İlk geldiğim aylarda aslında çok da sağlıklı olmadığını bildiğim domuz etini özlüyordum ancak burada bu kadar çeşitliliğin içerisinde artık aklıma gelmiyor. İskender ve pideyi de unutmamak lazım. Lokumu sevmeme rağmen Türk tatlılarını fazla şekerli buluyorum, çok alıştığım söylenemez. Türk ailelerin evinde tattığım, ev yapımı yemekleri çok beğendim, restoran yemeklerine her zaman tercih ederim

- Mutlu bir çocuk yetiştirmek için en önemli başlık nedir sizce?

Çocuk için en önemlisi sevgidir. Bir de çocuğa ilgi göstermek gelir. Ancak sevgi ve ilginin bulunduğu ortamda mutlu bir çocuk yetiştirilebilir. Çocuklar bize sabırlı olmayı öğretiyor. Onlar stres ve mutsuzlukları çok çabuk hissedebiliyorlar. Bu yüzden elimizden geldiğince kendi hayatlarımızdaki sıkıntıları onlara yansıtmamalıyız.

-Gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz.

Japonya’da çıkardığım 2 CD’m var. İçerisinde iki sonat olan yeni CD’mi iki çok parlak piyanist ile birlikte hazırladım. Biri empresyonist Fransız besteci, diğeri Amerikalı bir bayan besteci. Bir bayan tarafından bestelenmiş eseri çalmak çok etkileyici oldu çünkü son derece ince ve derin duygular içeriyor. Bu harika! İki sonat aynı zamanlarda bestelenmiş olmasına rağmen atmosfer ve duygu anlamında birbirinden çok farklı. Gelecek planlarım arasında Nisan’da Japonya, Mayıs’ta Çin’de vereceğim konserlerim var. Ayrıca buralarda dersler vereceğim. Farklı kültürlerden insanlarla tanışmak ve çalışmak son derece zenginleştirici. Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. 18 Nisan’da Çağdaş Sanatlar Merkezinde saat 20.00’de önemli müzisyenlerle birlikte Ravel ve Debussy’den eserler sunacağım. 22 Haziran’da ise Başkent Üniversitesi Orkestrası ile birlikte Bach’ın eserlerinden oluşan bir repertuarla müzikseverlerin karşısında olacağım. Bu söyleşi için Zümrüt Hanım’a teşekkür ediyor ve çalışmalarından dolayı tebrik ediyorum. Christian Plouvier’in performanslarını izlemek, müziğini dinlemek veya CDlerine ulaşmak için web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

www.christian-plouvier.com

*
Suziki Metodu : www.beethovenlives.net/Suziki.htm

2007-03-20
Bu yazı 1527 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin