Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Çok değişik bir adın var. Tanla ne demek? Kimdir Tanla?

Bizimkiler başlangıçta erkek olacağımı düşünmüş. Bu nedenle “güneş doğmadan önceki alacakaranlık” anlamına gelen “Tan” isminde karar kılmışlar. Kız olacağım anlaşılınca alternatifini aramaya başlamışlar. O dönemin popüler dergisi Elele’nin editörlerinden biri, yeni doğan kızına “Tanla” ismini koyunca çok hoşlarına gitmiş, ismim böyle doğmuş. “Tan ile beraber” anlamına gelen ismimi az rastlandığı için seviyorum. Ancak aynı nedenle biraz talihsiz bir isim de. Bugüne kadar “Damla”, “Tavla”, “Tabla”, “Tanya” ve hatta “Anna” diye çağrılmışlığım var. Sonuncusunun hikayesini ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim...

Tanla kim derseniz... Dijital tasarımcıyım. FireFrog Creative markası altında (firefrogcreative.com) web tasarımı, blog tasarımı, grafik tasarım ve kurumsal tasarım yapıyorum.

Aktif bir blog yazarıyım. 2011 senesinde kurduğum ve anne/bebek/çocuk dünyasına odaklandığım “BebekveBen” isimli bir blogum var. (bebekveben.com) Blogumla son olarak 3. Bumerang Blog Ödülleri yarışmasında ilk 10’a kaldım. Şimdi 5 Aralık’ta açıklanacak jüri değerlendirmesinin sonuçlarını heyecanla bekliyorum.

Alternatif Anne’de webmasterlık ve yazarlık yapıyorum. (alternatifanne.com)

Ayrıca Milliyet’te Bebek ve Çocuk bölümünün sürekli yazarlarındanım. (bebekvecocuk.milliyet.com.tr)

Aslen iktisat fakültesi mezunuyum. Eşim Kuzey ile bankada çalışıyorken tanıştık. 6-7 sene bankacılık yaptıktan sonra kişisel gelişimimizi sürdürmek adına eğitim hayatına dönmeye karar verdik. Bu amaçla uzun bir süre önce Amerika’ya geldik. Kuzey doktora yaparken ben de her zaman hayallerimi süsleyen “dijital media” konusunda iki master tamamladım. Daha sonra tasarım alanında çalışmaya başladım. 2011 senesinde oğlumuz Can dünyaya geldi. Halen Amerika’da yaşamaya devam ediyoruz.


Çok yönlü girişimci annelerdensin. FireFrog Creative’den biraz bahseder misin?

Tasarım markam FireFrog Creative, 2009 senesinde kurulmuş genç ve dinamik bir tasarım stüdyosu. Websitesi tasarımı, blog tasarımı, SEO gibi web hizmetleri, grafik tasarım ve kurumsal tasarım üzerine hizmet veriyorum. Kitap kapakları, kartvizitler, bannerlar, posterler gibi dijital tasarımın pek çok alanındaki projeleri gerçekleştiriyorum. FireFrog Creative’in hedef müşteri kitlesi bireyler, eğitim kurumları, küçük ve orta ölçekli işletmeler ve kar amacı gütmeyen organizasyonlar.

Can doğduktan sonra anne-çocuk dünyasıyla fazlasıyla haşır- neşir olduğum için, son dönemdeki müşterilerim arasında anne blogları ve websitelerinin de hatırı sayılır bir yeri var. Müşterilerimin beklentileri doğrultusunda kişiye özel ve yepyeni websitesi/blog yüzleri yaratmaktan ve mevcut siteleri/blogları yeni bir yüze kavuşturmaktan sonsuz keyif alıyorum. (Portföyüm: firefrogcreative.com/portfoy. Tasarladığım blogların önceki ve sonraki görünüşleri: bebekveben.com/etiket/web-tasarim)


Evden çalışmaktan memnun musun?

Evden çalışmanın hem kolaylıkları hem de zorlukları var.

Güzel tarafı saatlerinizi istediğiniz gibi belirleyebilmeniz ve dilediğiniz sıklıkta ara verebilmeniz. Benim gibi rahatına düşkün bir tipseniz eşofmanlarınızla çalışabiliyor olmaktan mutlaka zevk alacaksınız.

Zorluğuysa kimi zaman özel hayat ile profesyonel hayat arasındaki sınırların belirsiz olması. Sabah 8, akşam 5 çalışılan bir ofis düzeninde sadece işe odaklanmak mümkün olabiliyor. Oysa evden çalışınca belli bir saatte ara verip yemek pişirmek, evi toplamak, bebişle ilgilenmek gibi durumlar söz konusu oluyor. Genel olarak disiplinli çalışma ve işime odaklanma konusunda sıkıntı çekmeyen bir insanım. Ancak Can dünyaya geldikten sonra onun ihtiyaçlarını da düşünerek programıma yön vermeye çalışıyorum. Bir de bazen ofis içi insan iletişimini ve diyalogları özlüyorum.

Girişimcilik yolunda ilerlemek isteyen annelere önerilerin neler?

Öncelikle hayatta keyif aldıkları konuyu bulmalarını öneriyorum. Çünkü tutkuyla üretilen projeler insana daha büyük bir kişisel tatmin duygusu veriyor ve başarılı olma şansı çok daha büyük oluyor.

İkinci olarak seçtikleri konu üzerinde düşünerek, piyasadaki benzerlerinden farklılık yaratacak niş noktalarını bulmaları önemli.

Son olarak da sabır ve elbette çok çalışmak... Bazen dilediğiniz noktaya ulaşabilmek için pek çok kere düşüp, ayağa kalkmak gerekebiliyor. Ancak özenle, emekle ve sabırla çalışılan projelerin bir noktada mutlaka başarıya ulaşacağına inanıyorum.

Biraz da blogundan bahsedelim. BebekveBen nasıl doğdu?

Çocukları hep çok sevmişimdir. Kimileri pul, kartpostal, kitap, olmadı cd-dvd koleksiyonu yapar. Ben evlendikten sonra çılgın gibi bebek eşyası biriktirdim  Minik elbiseler, battaniyeler, aksesuarlar. İşin komiği bebek eşyası biriktirdiğim dönemde anne olmak planımda bile yoktu. Sadece bir gün anne olacağımı umuyordum. Kariyer yapalım, okuyalım derken, bebek evliliğimizin 11.senesinde geldi.

Can’ın doğumundan bir müddet önce bebek ürünleriyle ilgili araştırma yaparken anne bloglarıyla karşılaştım. Birkaç tanesi çok hoşuma gitti. Takip etmeye başladım. Ama blog yazmaya karar verişim kişisel bir özelliğimden kaynaklanıyor. Benim geçmiş olaylar konusundaki unutkanlığım (Öhöm!) dillere destandır. Ya da kibarca “geçmişe ait konularda seçici bir hafızam var” diyelim. Çok önemli bazı anları ve tarihleri unutup, bir rengi, bir kokuyu, bir sesi, bir dokunuşu hatırlayabiliyorum. En çok da küçüklüğüme dair anları daha çok hatırlayabilmek isterdim.

Çocukluğumda fotoğraf makinaları o kadar da yaygın değildi. Evde makinamız vardı ama ya münasebetsiz bir zamanda flaşın pili biterdi ya da film şeridi dolardı, tab ettirilmesini beklerdik. Bu nedenle kumsalda ojeli ayaklarımı çektiğim bir pozumu arasanız da bulamazsınız  O dönemde fotoğraf makinaları ancak doğumgünleri gibi önemli günlerde ortaya çıkar ve işi bitince özenle salondaki vitrine kaldırılırdı. Hele video kameralar falan hiç yoktu. Dolayısıyla çocukluğumla ilgili bildiklerim sadece aile büyüklerimin anlattıkları ve seçici hafızama takılmış birkaç bölük pörçük anıyla sınırlı. Bir de eski bir kasette (amanın teknolojiye bak) benim, kardeşimin ve annemin ses kaydı var. Şimdi dinleyince şaşıyorum. Sesim gerçekten öyle kedi miyavlamasına mı benziyordu diye...

Günümüzün çocukları hayata dair çok değerli anların (lavantalanıp) saklanması açısından çok şanslı. Anları ölümsüzleştirebileceğiniz o kadar çok araç var ki... Ben de Can için bu şansı kullanmak istedim. Amacım oğluma ileride gülümseyerek okuyacağı bir günce bırakmaktı. Böylece BebekveBen.com’u açmaya karar verdim.

Nisan 2011’de doğan blogum, Can ile beraber büyüdü. Şu anda 40’a yakın ana kategoride, 700’e yakın özgün yazım var. Yazmaktan büyük keyif alıyor ve gün aşırı yazmaya çalışıyorum.

BebekveBen nasıl bir blog?

Gülmeyi ve güldürmeyi seviyorum. Kendimle dalga geçmeyi de... Yazılarımı sürekli okuyanlar satır aralarına sıkışmış muzipliklerimi mutlaka fark edeceklerdir. Diğer yandan içime “araştırmacı bir gazeteci” kaçmış durumda. Anne, bebek ve çocuk konularında en çok tartışılanları, Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri araştırmak ve bulduklarımı paylaşmak en büyük zevklerimden biri. Bunların yanısıra, kimi zaman Amerika’daki hayat, gezdiğimiz yerler, kimi zaman da kullandığım bir ürünün değerlendirmesi üzerine yazıyorum. Kaliteli firmalarla çekilişler düzenliyorum. İnandığım sosyal sorumluluk projelerini mutlaka destekliyorum. Bazı akşamlar ailemden uzakta yaşamanın getirdiği bir hüzün kaplıyor içimi. O zaman da kendi çapımda şiirler, mektuplar döktürüyorum. Okuyan oturup, ağlar. Kısacası okurlarımı neşe, özlem, duygusallık gibi hayatın halleri arasında bir yolculuğa çıkarıyorum. Blogum da benimle beraber yaşıyor, nefes alıyor. Artık o gün bahtınıza ne çıkarsa...

BebekveBen’i diğer anne bloglarından ayıran özellik ne sence? Neden BebekveBen’i takip etmeliyiz?

Bir anne, bir tasarımcı ve bir kadın olarak yazılacak milyonlarca konu var. BebekveBen’de her konuyu ele aldığımı söylemek doğru olmaz. Ancak okurlarım ele aldığım her konuyu başka bloglarda benzerine az rastlayacağınız bir derinlikte incelediğimi söylüyor. Bu da bana mutluluk veriyor.

Blog tutmanın interaktif bir süreç olduğunu düşünüyorum. Okurlardan gelen soruları yanıtladığım bir bölüm var. Benim için her okurum özel. Bu nedenle sorulara standart cevaplar vermekten hoşlanmıyorum. Bana bir soru ulaştığında önce soru sahibi arkadaşımla diyalog kurarak konuyu iyice anlıyorum. Sonra çeşitli kaynaklardan derinlemesine araştırma yapıyor, Can’ı büyütürken edindiğim tecrübelerle birleştiriyor ve herkesle paylaşıyorum. Annelik yolunda beraberce büyüdüğümüz harika bir okur grubum olduğunu düşünüyorum.

Yapı olarak anlatmanın yanısıra dinlemekten hoşlanan ve eleştiriye açık bir insanım. Saygı çerçevesinde dile getirilen her türlü düşünceye blogum ve sosyal medya hesaplarım açık. Hayata pozitif bir bakış açım var ve bunu bloguma da yansıttığımı düşünüyorum. Bugüne kadar başta Türkiye, Amerika ve Almanya olmak üzere tam 135 ülkeden, çok farklı çevrelerden, kültürlerden ve eğitimlerden gelen bir okur grubum var. Bunun bloguma zenginlik kattığını düşünüyorum.

Sosyal medya ile aran nasıl?

Aktif olarak kullandığım bir Facebook ve Twitter hesabım var. Pinterest’e de ufaktan bulaştım. Blogdan farklı olarak sosyal medyada kendinizi ifade etmek için daha sınırlı bir alan var. Buna rağmen Twitter’in hızını ve gündemi yönlendirmesini çok seviyorum. Facebook’taysa pratik çözümleri, önerileri, konularımla ilgili hoşuma giden fotoğrafları ve videoları paylaşmayı seviyorum. Pinterest ise adeta görsel bir şölen. Tasarım anlamında bana çok ilham veriyor. Kısacası neredeyse sürekli online’ım. Türkiye ve yurtdışında düzenli olarak takip ettiğim pek çok hesap var.


BebekveBen için hedeflerin neler?

BebekveBen’in okurlarının yüzüne gülücük kondurmaya ve akşam çocuklar pışpışlandıktan sonra ekranın başına geçildiğinde ne yazdığı merak edilen bir blog olmaya devam etmesi en büyük arzum.

Günlük hayatımızı kolaylaştırmak için icad edilen elektronikler ve paylaşımı artıran sosyal ağlara rağmen insanlar sanki giderek birbirinden daha çok uzaklaşıyor. Kaliteli dostluklara pek zaman bulunamıyor. İnternette annelerle ilgili olan sosyal gruplara, forumlara baktığınızda konuşulan konuların benzer başlıklar altında döndüğünü düşünüyorsunuz. Hamilelik, doğum, uyku, emzirme, 2 yaş sendromu… Liste uzayıp gidiyor. Her anne kendi çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ve odaklandığı onlarca aktivite arasında zamanını iyi değerlendirmek peşinde. Ancak anneler aynı zamanda eğlenmek ve hayatın tadını da çıkarmak istiyor. Bu telaşede anne bloglarında iki tür eğilim görüyorum:

Birincisi, herkese uyacak öneriler ve her sıkıntıya çözüm bulan trendler sunmak çok cazip.

Annelik trendlerini ilgiyle takip etmekle beraber, aslında her anne ve çocuğun hikayesinin özel olduğunu düşünüyorum. Okurlarımla birebir iletişim kurmayı seviyorum. BebekveBen’in anne ve çocuk konusunda insanların hayatlarına bir dost eli uzatmasını, yanlız olmadığımızı duyumsatmasını istiyorum.

İkincisi, cesur, uçlarda, ancak hayatın realitesinin çok uzağına düşmüş söylemler, yani sansasyonel yaklaşımlar ilgi çekiyor, takip ediliyor. Blog dünyasının ışıltılı yüzü bu. Özellikle sosyal medyada aktiviteden aktiviteye koşan, herşeyi bilen, hiçbir konuda hata yapmayan, mükemmel bir anne kavramı idol haline getiriliyor.

Ben mükemmel bir anne değilim. Olmayı da amaçlamıyorum. Anneliği sürekli öğrendiğim ve içinde büyüdüğüm bir yolculuk olarak görüyorum. Dün yaptığım hatayı bugün tekrar etmezsem yatağa huzurlu olarak giriyorum. Blogumda da bunu yansıtmayı hedefliyorum.

Son olarak YB okuyucularına hatıra olacak bir çocuk yemekleri tarifi verir misin?

Dünya mutfaklarından ilginç yemekler tatmayı seviyorum. Şimdilik salyangoz, kurbağa bacağı ve timsah kuyruğu yemişliğim var. Şaka değil, bu konuda çalışmalarım devam ediyor. Misafir ağırlamaya ve onlar için pişirmeye bayılıyorum. Ancak yemek hazırlığına uzun zamanlar ayırmaktan sıkılıyorum. Mutfağımda genellikle hazırlaması 30 dakikanın altında olan tarifler vardır. Sizinle oğlum Can’ın da çok sevdiği bir elmalı kek tarifini paylaşmak istiyorum:


2 yumurta
4 yemek kaşığı sıvı yağ
6 yemek kaşığı süt
8 yemek kaşığı toz şeker
10 yemek kaşığı esmer un
1-2 elma
1 kaşık kabartma tozu
1 kaşık vanilya
1 kaşık tereyağı (opsiyonel)
Dilediğiniz kadar tarçın ve dövülmüş ceviz

Hazırlanışı
Elmaların kabuklarını soyun. İnce halkalar şeklinde keserek borcamın altına dizin.
Yumurta, yağ, süt, şeker, un, kabartma tozu ve vanilyayı derince bir kaba koyarak mikserle iyice çırpın. Bu karışımı elmaların üzerine dökün.
Önceden 175 derecede ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar(yaklaşık 20-25 dakika) pişirin.
Son 5 dakikasında fırından çıkarıp üzerine 1 kaşık tereyağını sürün ve azıcık toz şeker serpin.
5 dakika daha fırının yüksek devrinde üzerini pembeleştirin.

Misler gibi kokan elmalı kekiniz hazır. Afiyet olsun…

Websitesi ve blog tasarımı: firefrogcreative.com
Blog: bebekveben.com
Sosyal medya:
facebook.com/BebekveBen
twitter.com/Bebek_ve_Ben
pinterest.com/bebekveben

2013-11-20
Bu yazı 1759 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin