Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Bu hafta söyleşi konuğum Ankara'da yer alan Atölye Beyaz'ın yaratıcı ve çok başarılı sahibesi Ece Aymer. Çılgın bir tempo içerisinde güler yüzünden ve sakinliğinden hiç ödün vermeden öğrencilerine ahşap boyama sanatının inceliklerini öğreten; bunu yaparken onlara yaratıcılık ve kendine güven ile ilgili çok güzel kapılar da açan dünya tatlısı bir hanımefendi.

Ece Hanım'ın tasarladığı, ortaya çıkardığı ürünlerin hepsi o kadar güzel ki, atölyeye girdiğinizde nereye bakacağınızı şaşırıyor, bir odaklanma sorunu yaşıyorsunuz.  Hem görsel, hem fonksiyonel yüzlerce ürünü gördükten sonra onlara sahip olmak ve onların nasıl yapılacağını öğrenme  isteği doğuyor içinizde. Boş tahtaların ya da diğer malzemelerin nasıl güzelleştiğini gözlemlemek insanı mutlu ediyor, ortamın pozitif enerjisi duruşunuzu daha bir dikleştiriyor.  İşte tam da bu yüzden bu söyleşiyi okuyan herkesin bir gün bir şekilde yolunun Atölye Beyaz'dan geçmenini diliyorum.  Çünkü orası hem sihirli, hem de çok keyifli !

Ben neyi, neden yaptığını ve nasıl yapacağını bilen kadınlara bayılıyorum. Bu anlamda  Ece Aymer harika bir örnek. Buyrun tanışın kendisiyle...

Ece Aymer’in yüzlerce takipçisi arasında Yiyorum Büyüyorum okuyucuları da olsun istiyorum. Ece’yi tanıtır mısınız.
7 yaşından beri anne ve babası ayrı olan ve bunu 40 yaşına kadar bir türlü kabullenemeyip, her zaman iç dünyasında üzgün, yalnız ve onlara kızgın olan, belki de bu kızgınlık ve yalnızlık duygusu ile çocukları ve hayvanları hep çok seven, hayatta başaramayacağı çok az şey olduğuna inanan, dolu dolu yaşamayı seven, risk tanımayan, gerçek başarının sonuçta değil çekinmeden olumlu olan her şeyi denemekte olduğuna inanan, ömründen çok hayalleri ve hedefleri olan, sabırlı, sakin, pozitif, yemek yemeyi ve pişirmeyi çok seven, en yakın arkadaşı ve sırdaşı oğlu ile hep uzaklarda çalışan babalarını bekleyen bir anne, bir eş ve bir boyama sanatçısı….

 

 

Ahşap boyama işindeki ilerleme sürecinizde hem keyifli, hem de zor zamanlarınız olmuştur; anlatır mısınız.
Evet…11 senedir bir ahşap boyama atölyem var…Hem kurs veriyorum, hem dekoratörlük yapıyorum, son senelerde de obje tasarımı yapıp satıyorum…En başından beri çok yoğun bir atölyem oldu…Zor olan hiçbir anı olmadı diyebilirim.Hep atölyemi keyifli, huzurlu, koşuşturmalı ve dolu dolu hatırlıyorum.

Atölyenizi ilk kurduğunuzda neler hayal etmiştiniz? Atölyenin dünü ve bugününden bahseder misiniz.
Bundan tam 14 sene evvel Bilkent Üniversitesi’nde öğretim görevlisi iken gazetede mini minnacık bir ahşap boyama kursu ilanı ile başladı her şey…Hemen o kursa yazıldım…İlk 4 ay içinde hep özlemini duyduğum işin bu olduğuna karar verdim ve o zamanki kurs öğretmenimin de desteği ile kendi evimin en alt katında ders vermeye başladım… Her sene 100 yakın öğrencim oldu, hala aynı şekilde devam ediyor….Hayal etmeme bile fırsat kalmadan her zaman, atölyedeki her şey çok güzel yürüdü…Evimin altında ders verirken bile, şu anki durumumdan pek farklı bir çalışma ortamı ve zihniyeti yoktu…Benim için kapıdan giren herkes çok değerlidir. Onları mutlu etmek asli görevimiz olmalıdır.. Belki de o yüzden hala ilk günkü amatör ruhumla çalışmaya devam ediyorum… Kısacası dünü ve bugünü açısından daha geniş kitlelerin beni tanıması dışında hiçbir fark yok diye düşünüyorum.

Atölyedeki ortamın çok dinamik, çok keyifli olduğunu gördüm. Sanırım birçok arkadaşlıklara da ev sahibi oluyor atölyeniz. Bu ortamı siz de aktarır mısınız.
Bunu sizden de duymak ne kadar güzel ve benim için çok önemli…Haklısınız…Her sene 100 kişinin her hafta bizlerle paylaştıklarını düşünürseniz…Muazzam bir dostluk deryasından bahsediyoruz… Şimdiye kadar, yaklaşık 1000 kişi ile çok samimi olmuşuz, atölyeden alışverişe gelen sadık dostlarımızı, sipariş iş diye dekorasyon yaptığım veya evlerine objeler hazırladığımız arkadaşlarımızı da katarsak nasıl geniş bir arkadaş yelpazesinden bahsettiğimi biraz daha hayal edebiliriz… Tabi ki kursa yazılan herkes zamanını ve parasını kendi için ayırıp geldiğinden dolayı çok olumlu bir tavırla geliyor…Aynı olumlu ve yaratıcı tavırla dersler devam ettikçe herkes daha keyifleniyor…Benim kursuma gelen hemen hemen herkes hayatı seven, pozitif, çevresindeki canlılara ve dünyamıza önem veren kişiler…Başka bir düşünceye sahipse zaten o ortamda pek fazla kalmıyor…. 

 


Atölye Beyaz’da kurslara katılan bir kişi tam olarak neleri, ne kadar sürede öğreniyor. Kurslar hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz.

Kursun işleyişi hakkında belli bir ders planım yok, herkes ne istiyorsa onu boyayabilir…Ders hocaları olarak bizim görevimiz, onun kullanmayı hayal ettiği şeyi tam olarak ortaya çıkarmak için yardımcı olmak…Bunu yaparken boya nasıl kullanılır, hangi tekniği kullanırsak daha güzel olur, hangi resimle tam onun istediğini yaratabiliriz, objemizi bitirince nasıl koruyabiliriz gibi genel yapılması gerekenleri öğretmek…Atölye Beyaz’a bir devam zorunluluğu yok….İsteyen 2-3 hafta gelip, hep yapmayı arzuladığı tek bir objeyi de bitirip gidebilir…Ya da zaten halihazırda gelen öğrencilerimin olduğu gibi 7-8 sene kursa gelmeye devam edebilir…

Hakkınızda çıkan bir haberde el işlerini insanlar için terapi olarak tanımlamışsınız. Bende aynı fikirdeyim. Bu konuda sizin yaşadıklarınızı, hissettiklerinizi ve öğrencilerinizde gözlemlediklerini paylaşır mısınız.
Yaşadığımız çağ dolaysı ile , hepimize, bireyler olarak çok ciddi sorumlukluklar düşüyor…Hele bir de büyük şehirde yaşıyorsak, hep bir koşuşturmanın içindeyiz.. Trafik, geçinme derdi, hastalıklar, sevdiğimiz insanların yaşadığı mutsuzluklar, tartışmalar, iş yerimizde yaşanan stresli zamanlar….Şimid bir hayal edin…Tüm bunları elinize fırçayı alıp boyamaya başlayınca en az 3-4 saat dünya ile irtibatınız kopuyor ve sadece yavaş yavaş ortaya çıkan, şekillenen, renklenen, sizin ürettiğiniz, başkalarına gösterdiğinizde sizin yarattığınıza hayret edecekleri güzellikte bir şeyler oluşturuyorsunuz… Her hangi bir şeyi bilinçli olarak üretmek, bu üretimin her aşamasının size ait olduğunu bilmek ve karşılığında takdir edilmek vücudumuza o kadar mutluluk hormonu salgılıyor ki…İşte bundan güzel terapi olur mu? Yıllar içinde, atölye sayesinde depresyon ilacını bırakan, kanser tevdisini başarı ile bitiren, mutsuzluklarını en azından haftada bir kafasından atarak, daha bilinçli olarak olaylara bakan o kadar çok öğrencim oldu ki…. Onların mutlu olduğunu görmek, bazen, inanın benim için para kazanmaktan çok daha önemli…..

Her Çarşamba Kanal B’deki Biz Bize programındasınız, ayrıca Evim dergisine yazılar yazıyorsunuz. Program ve yazılarınızda neler anlatıyorsunuz.

Maalesef her konuda biraz bencil düşünmez miyiz? Bir iş yerinde patron bildiklerini çok alttakilere öğretmek istemez, yerine geçilir kaygısı ile…Hatta hep derler ya…Yemek tariflerini bile eksik verirlermiş, aynı güzellikte yapamasın diye….Galiba insan olarak bencil olmaktan bazen keyif duyuyoruz… Aynı davranışlar benim içinde olduğum sektör için de geçerli…Kimse neyi nasıl yaptığını çok paylaşmak istemiyor...Ama kursuma herkes gelme lüksüne sahip değil ki…Parası ve zamanı olan zaten geliyor….Önemli olan bana erişemeyen, ya da gelebilecek duruma sahip olamayan kişilere de uzaktan da olsa bir şeyler öğretip, demin yukarıda bahsettiğimiz üretmenin mutluluğunu onlara da yaşayabilmek… Mutlu insan, başkalarını da mutlu edecektir…Ben burada ki “kelebek etkisi”ne çok inanıyorum… O yüzden her ne biliyorsam, televizyon ve dergi aracılığı ile her şeyi, almak isteyen herkese aktarmaya çalışıyorum. Boyuyorum, detaylı bilgi veriyorum, yapılan ortak hataları onlara hatırlatıyorum, fikirler vererek daha geniş düşünmelerini sağlıyorum..

 

 

 

Yüzlerce insan sizi takip ediyor, birçok teşekkür ve takdir mesajları alıyorsunuz. Başarıyı kucaklamış bir kişi olarak hobilerini işleri haline dönüştürmek isteyen bayanlara, hatta baylara neler söylemek istersiniz.
Çok klasik olacak ama ne iş yapıyorsanız, eğer severek ve çok çalışarak, gerçekten emek harcayarak, çok araştırarak, gerektiği kadar risk almaktan kaçınmadan, pes etmeden, maymun iştahlı davranmadan, sabırla çalışırsanız başarılı olmamanız imkansız…Tabi bir de bu başarıya çok olumlu bakmak ta önemli…Belki çok başarılısınız ama bir türlü sahip olduğunuz mutlulukları göremiyorsanız siz, kendinizi, diğerlerinin sizi gördüğü başarı noktasında göremeyebilirsiniz.… Başarıyı nerede aradığınız da önemli…. O yüzden hobilerimizi işe dönüştürürken karşılığında harcayacağımız zaman, emek ve sermayenin karşılığında ne bekliyoruz önce onu belirlersek, doğru ilerlemeyi o zaman daha kolay başarıyoruz…
Ev döşemek, evi yuvaya dönüştürmekle ilgili okuyucularımıza ne gibi tiyolar vermek istersiniz. Özellikle mutfak...
Zevkler vee renkler tartışılmaz…Ben işim dolayısı ile bu sözün o kadar doğru olduğuna inanıyorum ki…İnsanların hayata bakışı, alışkanlıkları, içinden çıktığı ailenin, okuduğu şehrin veya ülkenin ona miras bıraktığı dekorasyon alışkanlıkları, kültürel seviye, insanın kendisine olan güveni…..Tahmin edemezsiniz neler neler etkiliyor ev döşemek istediğimizde…..Kısaca eviniz ve mutfağınız sizi yansıtmalı…Başkası için değil kendiniz için yapmalısınız…Nasıl rahat ediyorsanız, hangi rengi görmek istiyorsanız serbestçe kullanın…Bazıları dolu dolu ev severler, bazıları hiç fazlalık olmasın isterler…Dediğim gibi eviniz siz yansıtmalı. Ne istediğinizi ifade edemiyorsanız, profesyonel yardım alabilirsiniz ya da bu konuda yardımcı olan bir web sayfasına danışabilirsiniz…

 




Ece Aymer’in bir hayvan sever olduğunu da biliyorum. Ürünlerinizde kullandığınız hayvan figürleri harika... Hayvan sevgisi ile ilgili düşüncelerinizi paylaşır mısınız.
Evet, hayvanları çok seviyorum…Bu sevgimi de yaptığım objelere çoğunlukla yansıtıyorum. İlginç olan inekli bir saati benden başka kim sever diye düşünürken çoğu kişinin aynı benim gibi düşünmesi…
Hayvan sevgisi bazen içten gelen bir duygu, çoğunlukla alışkanlıklara ve büyüme şeklinize bağlı… En hoşlanmadığım, hayvanlardan korkan anne ve babaların (ki bu çok normal bir davranış)bunu çocuklarına da empoze etmesi…Gelişmiş ülkelerde hayvanların çocuk gelişimine katkısı defalarca vurgulanmakta…Yalnız büyüyen çocukların en iyi arkadaşı ev hayvanları…Sorumluk öğretmek için en iyi araç bir ev hayvanı…Maalesef Türkiye’de hayvanların hak ve özgürlüklerine pek aldırış edilmiyor…Bunun için bizim gibi hayvanseverlere çok iş düşüyor…

Ece’yi oğlu Can’a sorsak neler anlatırdı annesi ile ilgili acaba? Peki siz anne olmakla ilgili neler söylemek istersiniz...
Bu soruyu okuyunca Can’la oturup konuştuk. Her zaman yaptığımız gibi… Şimdi yazarken bile gözlerim sulanıyor… “Nasıl bir anneyim acaba?” diye Can’a sorduğumda, 14 yaşındaki oğlumun cevabı şöyle oldu.. “Dünyanın en iyi annesisin…Ben büyüyünce, evlenince ve çocuklarım olunca senle oturup çok ciddi konuşmamız gerekecek…Nasıl senin gibi çocuklarıma davranmam gerekir, senin olduğun gibi çocuklarıma kendimi sevdirmem için, nasıl baba olmam lazım? Bana bu işin sırrını tek tek aktaracaksın.” Dedi… Benim için bundan güzel mutluluk var mı?
Aramızdaki bu güzel ilşkiyi nasıl sağladım acaba? Galiba doğduğundan beri, kendisine bir birey olduğunu hissettirerek….Onun çocuk, benim büyük olmamın tek farkı, ben her konuda onun yaşadıklarını yaşadım ve öğüt verebilecek, doğruyu yanlışı gösterebilecek olgunluktayım…Aramızdaki tek farkın bu olduğunu her fırsatta ona gösterdim…Ben veya babası evin içinde hangi haklara sahipsek o da o kadar sahip… Eve dediğim saatte gelmezsem, çocuğumda bana çok kızma hakkına sahip, aynı benim ona kızacağım gibi…Bunun bilincinde…
Hiçbir zaman ona ceza vermedim…Yanlışta yapsa bana gelip anlatması gerektiğini, daha tecrübeli olduğum için bu konudaki görüşümü ancak bana doğruyu söylediğinde aktarabileceğimi her zaman ona belirtirim…Dürüstlük ve şeffaflık en önemli kuralımız…Her koşulda yanlış ya da doğru bana doğruyu söylediği taktirde benim onu kötülüklerden koruyabileceğimi çok iyi bilir…
Zannederim, herşeyden önemlisi, onlara sevgimizi her fırsatta gösterebilmek, kucaklaşmak, öpmek, yanlışta yapsa onu çok sevdiğimizi hissettirebilmek…Gerisi kendiliğinden güzel gelişiyor.

 

 

Ece Aymer neler için “gelecekte olmalı” diyor. Hayaller ve hedeflerinizi öğrenebilir miyiz.
Çok zor bir soru…3-4 sayfa sürer hayal ve hedeflerim… Suna Kıraç’ın kitabını kitapçıda görünce çok şaşırmıştım… “Ömrümden uzun ideallerim var.” Sanki beni tarif ediyordu bu başlık…Gerçekten de işimle ilgili olsun, Afrika’da gönüllü bir yardım kuruluşunda çalışmaya varana kadar hayallerim var…Tabi ki çocuklarımız büyüdükçe hayallerimizde onlar etrafında olmaya başlıyor…Can’ın iyi bir eğitim alması, işimi daha büyütmek, daha bol seyahat etmek, bir spor araba, evde mevcut 4 kediye ek 2-3 köpek sahibi olmak…gibi yüzlerce hayalim var…En iyisi burada kısa keseyim bu konuyu…Yoksa hayallerime dalıp gidiveririm!!!

Ece mutfakta neler yaratıyor? Can için neler pişiriyor. Ve son olarak Yiyorum Büyüyorum okuyucuları için bir Ece tarifi rica etsek...
Yemek pişirmeyi çok severim….Yemek yaparken ki tutumumuz, galiba karakterimizin birebir aynası…Risk alabilen, denemeleri seven, intizamlı olamayan biriyseniz-benim gibi- mutfakta da öylesiniz demektir…Her şeyi her şeye katıp yemek yapabilirim…Pek intizamlı değilimdir…Anneciğim arkamdan mutlaka mutfağı toplamak zorunda kalabilir… Bir yemek pişiririm, herkes çok beğenir…2-3 gün sonra sorduklarında hatırlamam çünkü kesin kafadan atarak o yemeği yapmışımdır!! Yalnız keklerim çok meşhurdur ve kesinlikle tarif dışına çıkmam…Aklımı takmışsam, zor bir gün geçirsem de, çok yorgun olsam da, gece 12’de de olsa eve gelip o keki denerim…
Can hiç yemek yemeyen bir bebekti…Çok uğraştım, ama maalesef hala hiç sebze sevmez!! En iyi yaptığım şey, yemek yemiyor diye istediğini yemesine izin vermemek oldu…Hiç tatlı, pasta teklif etmedim o yüzden hala tatlı ve pastayla arası yoktur…Şimdi daha bilinçli yaklaşabiliyorum…Sebze yemeyince salataya yükleniyorum. Bulgur pilavı sevmez, ben de bol kısır yapıyorum gibi…. Alamadıklarını da organik vitamin ve ek besin tabletleri ile desteklemeye çalışıyorum…Sokak yemeğine her 14 yaş erkek çocuğu gibi bayılıyor. Ben de haftada bir “junk food” günü yaptım…O gün çıkıp ne istiyorsak keyifle beraber yiyoruz. Ama çok iyi biliyor ki, diğer günler istese bile izin vermeyeceğim…Böyle çözümler üretiyorum…
Kekçi bir anne ne tarif verir? Tabi ki kek tarifi….Sizlere çok teşekkür ederek nefis bir çikolatalı kek tarifi veriyorum…

Malzemeler

-5 yumurta
-125 gr tereyağ
-1 su bardağı şeker
-minicik tuz
-1 paket krema
-1/2 su bardağı kefir
-1 limon kabuğu rendesi
-3-4 damla limon aroması
-3-4 damla vanilya aroması
-1 paket vanilya
-1,5 çay bardağı iri çikolata (Lindt)
-1 çay bardağı pirinç unu
-2 su bardağı un (az gelirse ilave)
-1 paket kabartma tozu

Hazırlanışı

-Yumurtalar,şeker,aromalar,vanilya,tuz,limon kabukları eklenip 4-5 dk çırpılır.
-Yağ eklenip çırpılır.
-Krema eklenip çırpılır.
-Kefir eklenip çırpılır.
-Pirinçunu,un,kabartma tozu elenip eklenip çırpılır.
-Karışımdan 1,5 su bardağı ayrılır.
-Çoğunlukta olan karışıma çikolata eklenip kaşıkla karıştırılır.
-Kalıp yağlanıp unlanır.
-Çikolatalı karışım eşit şekilde kalıba dökülür.
-Üzerine fıstıklı karışım dökülüp,çatalla yüzeysel olarak karıştırılır.
-175 c de ki ısınmış fırında yaklaşık 45 dk pişirilir.
 

 Atölye Beyaz

tel: 312-236 4002

 

2011-04-12
Bu yazı 13225 kere okunmuştur.

emine

meraba ece ablacıgım ben sizin hayranınızım okadar güzel ki yaptıklarınız sizi başarınızdan yaratıcılıgınızdan dolayı sizi tebrık ediyorm ve saygı duyuyorum bende sizin kadar olamasamda bu tüm yaptıgınız teknikleri projeleri ögrenmek istiyorm bana uzaksınız etlik ankaraaya böyle atölye açma imkanınız yok mu lütfen bana yardmcı olun

suzan yılmaz

ece ablacım ben iç mekan tasarımcısı olmak istiyorum facebooktada size bu neden le mesajımı ilettim umarım almışsınızdır. yinede söylemek gerekirse ben internetten evime yakın bir meslek lisesi arıyorum uzun zamndır buldum ama bölüm olarak iç mekab tasarımı flan bölümü yok bana yardımcı olursanız çok çoks evinirm İstanbul güneşli bağcılar göstepe de oturuyorum hayırlı günler.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin