Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Miniklerin Yemek Keyfi ve Zayıflama Diyetleri Çöpe adlı kitapların yazarları Nathalie-Dr.Ozan Tunçer ile yaptığımız bu güzel söyleşide hem ebeveynler, hem de diyet girdabından çıkamayanlar için çok ama çok önemli bilgiler var. İçerisinde ikiyüzden fazla sağlıklı ve lezzetli tarif bulunan üstelik bebeklikten çocukluğa kadar olan dönemlerle ilgili çok faydalı bilgiler sunan “Miniklere Yemek Keyfi” kitabını elinizden bırakamayacak, bir annenin kalpten gelen tariflerini keyifle uygulayacaksınız. Ayrıca bu çok değerli çift kaleme aldığı “Zayıflama Diyetleri Çöpe” adlı kitaplarında “ Zayıflama Diyetleri şişmanlatıyor ve hasta ediyor. Diyet yapmadan, bedene enerji kısıtlamaları dayatmadan kilo sorunlarından uzak kalmak ya da kilo vermek mümkün” gibi çok önemli mesajlar veriyorlar. Ben şahsen kendilerini yazılı ve görsel medyada görmek, okumak, dinlemek istiyorum. Anlatacak, öğretecek o kadar çok şeyleri var ki...Nathalie Hanım ve Ozan Bey’e bu söyleşi için çok teşekkür ediyor, Güney’le birlikte sağlıklı, güzel günler diliyoruz.

-Çok beğenilen “Miniklerin Yemek Keyfi” adlı bir kitabınız var. Bu kitabı bir anne, bir baba hazırladı, üstelik becerikli bir anne ve doktor bir baba...Neler anlatmak istersiniz bu kitapla ilgili?

Nathalie Tunçer : Tüm kitaplarımız içinde “Miniklerin Yemek Keyfi”nin özel bir yeri var. Bizim için duygularla yüklü bir kitap, çünkü bir yandan yazdığımız ilk kitap (bir eser yayımlamanın heyecanını, sevinicinin izlerini taşıyor) ve öte yandan satırlar arasında oğlumuzun bebeklik dönemini bize anımsatıyor. Çok yoğun yaşanan ama çok da hızlı geçiveren bir dönem bu. Emzirme, önce gelmeyen sonra geliveren süt... bebeğinizin size sokulduğunda tüm ruhunuzu dolduran kokusu... Güney'in ağzını bulamayıp kulağına sokup çevirdiği baş parmağının bizi güldürmesi... ve ilk defalar: ilk banyo, ilk kez tırnakların kesilmesi, ilk aşı... belki de ilk aşıda gerçekten anne baba olduğunuzu hissedersiniz, bebeğinizin canını yanması sizi canınızı daha çok acıtır... ilk agular, ilk diş ve onu izleyen uykusuz geceler, ve tabii hastalıklar ve artık hayatınızın artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını fark etmeniz... ilk gülücük... ilk kahkahalar... ilk kaşık ve onu takip eden kaşık ağzına ulaştığında bunun alışık olduğu sütten çok farklı olduğunun farkına varması... Tabii bir yandan da bu kitap, anne babalardan gördüğü ilgiyle bizi çok heyecanlandırdı. Bazı anneler, bize sevimli yorumları ve teşekkürleri ile ulaştıklarında, yemek tarifleri ile ilgili beğenilerini belirttiklerinde elbete ki çok çok sevindik. Bazı anneler de, çocuklarının da kitabı çok sevdiklerini ve resimlerinin onları çok eğlendirdiğini söylediğinde de sevincimiz arttı. Hatta bazı babalar bile, Miniklerin Yemek Keyfinin hayatlarını kolaylaştırdığını bize aktardılar. Tüm bunlarla hedefimize ulaşmanın, yararlı, kullanımı kolay, renkli ve neşeli, hem büyüklerin hem de miniklerin hoşuna giden bir eser yaratmanın keyfini yaşamaya devam ediyoruz.

-Kitabınızda 200’den fazla tarif var. Bunları biraraya getirmek ne kadar zamanınızı aldı?

Nathalie Tunçer : Mutfak benim için geçekten bir tutku, ve çok zengin bir yemek kitapları koleksiyonum var. Kitapların yanı sıra yıllardır dergilerden, gazetelerden kestiğim tarifler mevcut. Ama tabii asıl hareket noktam babaannemin mutfağı oldu diyebilirim. Çocukluğumdan itibaren, İtalyan büyük annemin mutfağında onun yaptıklarını izleyerek ve birazcık büyüdüğümde tariflerini not alarak öyle çok vakit geçirdim ki... Tabi sonraları buna, her takıldığımda, bana Türk mutfağının tüm inceliklerini sabırla anlatmaktan hiç yorulmayan sevgili kayın validemin tarifleri, arkadaşlarımın, komşuların öğüt ya da yaratıları da eklenmekte gecikmedi. Not defterim hep yanımda, bazen oyun parkında karşılaştığım bir anne ile sohbetimizde bile kendimi yeni yemek fikirleri ile ilgili notlar alırken buluyorum. Ve tabii mutfakta çalışırken de kalemim kağıtlarım hep elimin altında çünkü tarifleri değiştirmeyi, yeni tatlar eklemeyi çok seviyorum ama yaptığım minicik değişiklikleri bile not almayı hiçbir zaman unutmuyorum. Yani, sorunuzu cevaplamak için yıllardır birikmiş olan notlarımı toparlayıp, seçimlerimi yapmam ve kitabın ilk satırlarına geçmem birkaç haftamı aldı diyebilirim.

- Çocuk Yemeklerini nasıl tanımlarsınız? Nasıl olmalıdır çocuk yemekleri?

Nathalie Tunçer : Çocukluk hayatın çok önemli bir dönemi: bu devrede beslenme büyüme ile uyumlu olmalı ve gelecekteki erişkinin gelişimini öngörmelidir. Büyüme çağında çocuğunuz çeşitli ve dengeli bir beslenmeden yararlanmalıdır. Çeşitli eksikliklerin (vitamin, mineral, ya da temel yapı taşları) önüne geçmek için, yemekleri tüm besin gruplarını içermelidir. Ama tabi bütün bunlarla birlikte çocuğun iştahı da dikkate alınmalıdır. Dengeli bir beslenme, 6 besin kategorisi (süt ve süt ürünleri, et,tavuk ve balık, yağlar, tahıllar ve şekerli gıdalar, sebze ve meyveler) içerir. Tabii her besin grubunu her öğünde yer alması gibi bir zorunluluk mevcut değildir. Ancak, anne babalar çocuklarının haftalık ya da aylık beslenmelerini göz önüne alırlarken elden geldiğince hiçbir besin grubunun eksik kalmadığına ve yeterince alındığına dikkat etmelidirler. Bizce bunu yapabilmenin en iyi ve en kolay yolu, çeşitli, zevkli, renkli bir sunu içinde çocuğun kendi seçimlerini yapmasının şartlarını yaratmaktır. Miktarları belirleyen ise çocuğun iştahı olmalıdır. Bazı özel patolojiler dışında, ince hesaplara kalkışıp, çocuğun alması gereken gıdaları gramı gramına belirlemeye kalkışmanın bir anlamı olmadığı gibi uygulaması da zaten çok zordur.

-Çocuklarda doğru beslenme alışkanlıklarının oluşması için ebeveynlere düşen görev ve sorumluluklar nelerdir?

Nathalie Tunçer : Anne babanın bizce en büyük görevi çocuklarına doğru örnek oluşturmaktır. Hemen hemen her alanda olduğu gibi, çocuklar büyürken kendilerini yapmalarını söylenenlerle değil diğerlerinin, özellikle de anne babalarının yaptıklarını gözlemleyerek, örnek alarak öğrenir ve davranışlarını belirlerler. Konu beslenme olunca, zayıflama diyetlerinden ve enerji kısıtlamalarından uzak, ailenin keyifle bir masa etrafında toplandığı, miktarların ve gıda seçimlerinin hesap kitaplarla değil ama sofra ve paylaşma keyfiyle belirlendiği bir ortam, acıktıkları zaman sevinçle karınlarını doyurmak ve yediklerinden zevk almak için masaya oturan büyükleri örnek alma şansına sahip olmak ufaklıklar için doğru beslenme alışkanlıklarının oluşmasının ideal şartlarını oluşturur. Diğer uçta ise, kilolarını diyetlerle kontrol almaya çalışırken, farkına bile varmadan yavrularına yemek yemenin zararlı ve tehlikeli bir eylem olduğu mesajını vermekte olan ve böylece onların ilerideki yaşamlarını, istemeden de olsa çok güçleştirmekte olan ebeveynleri buluruz.

-Çocukları yemek yemeyen, seçen çocukları olan ve çok üzülen milyonlarca ebeveyn var. Bu sıkıntıları çekmekte olan anne babalara ne gibi tüyolar verirdiniz?

Nathalie Tunçer : Sık karşılaştığımız, ama hemen hemen her zaman çok basit bir tavır değişiklikliği ile kolayca çözülebilen bir durum. Çocuğa ısrarı bırakın, kesinlikle elinizde kaşık peşinde koşmayın... hele hele sakın ağzını farkına varmadan kolay açıyor diye, televizyon karşısında yedirmek gibi hatalara düşmeyin! Evinizde yemek saatleri olduğunu (çok küçük bir çocuk elbette büyüklere göre daha sık acıkacak ve daha küçük miktarlarla doyacaktır) çocuğunuza hissettirin, yaşı anlamaya müsait ise sözcüklerle açıklayın. Eğer yemek zamanı geldiğinde, yemeyi reddediyorsa, bir sonraki öğününe dek beklemesi gerekeceğini tatlı bir dille ona açıklayın ve bekleyin. Üzerine çok düşülen bir çocuk, yemeyi reddetmenin ya da nazlanmanın kendisine verdiği gücü çok çabuk fark eder. Anne babaya düşen minik hınzırın oyununa (bu konuda) katılmamak ve kendisine yemesinin kendi ihtiyacı olduğu basit sözcüklerle ifade etmek olmalıdır. Daha önce de çeşitli fırsatlarla sık dile getirdiğimiz bir gerçeği hatırlatmak isteriz: hiçbir çocuk kendisini açlıktan ölmeye bırakmaz. Anne baba sadece birkaç güncük bile kararlı davranmayı başardığında, çok büyük sanılan bu sorun inanılmaz bir kolaylık ve çabuklukla çözülüvermekte, yemiyor denilen çocuklar karınları acıktığında kendisi gelip sizi eteğinizden mutfağa çekmekte, yemeklerini talebe başlamaktadır.

-Kilolu çocuklar için önerilen diyetler olduğunu duyuyoruz. Bu yaklaşım için ne diyorsunuz? Kilolu bir çocuğun normal büyüme ve gelişme durumuna sokulması ne şekilde başarılabilir?

Nathalie Tunçer : Herkesin, sözde bildiği bir gerçek maalesef diyetlerden maddi, manevi kazanç elde edenler tarafından çok çabuk unutulmakta, unutturulmaktadır: çocuklara hiçbir zaman, hiçbir koşul altında ve hiçbir gerekçe ile enerji kısıtlaması içeren diyetler yaptırılmaz. Neden ne olursa olsun, kilosu ne olursa olsun zayıflama diyetine sokacağınız bir çocuğa hayatının en büyük kötülüğünü yapmışsınız demektir. Çocuklar, büyüklere de hiçbir zaman tavsiye etmediğimiz diyetler sırasında kontrolü çok çabuk kaybedebilmekte, bir yandan daha da fazla yemeye başlarken bir yandan anne babalarının (bir diyetçi önerisiyle tabii) kendilerinden istediği şeyi, yani az yemeyi başaramamanın suçluluğunu tüm ağır psikolojik sonuçlarıyla yaşamaktadırlar. İnsanüstü bir çabayla kendilerine hakim olmaya çabalayanlar ise minicik yaşlarda anoreksiya, bulimia gibi hayatlarının en güzel yıllarını karartacak çok ağır hastalıklara yakalanmaktadırlar. Kilolu bir çocuğun beslenmesinde süratle çocuğun örnek alarak, ya da çevresinden duyarak beslenmesine katmış olduğu kısıtlamalar keşfedilmeli ve zaman kaybetmeden kaldırılmalıdır. Yaşına uygun bir şekilde, çocuğun acıkma, doyma, tokluk gibi duyulması ve uyulması kolay hislerini tekrar fark etmesinin koşulları oluşturulmalıdır. Anne ve baba zayıflama diyeti yapıyorlar ya da kısıtlamalı beslenmeye çalışıyorlarsa hemen, kendilerinin ve çocuklarının iyiliği için bu saçmalığa son vermeliler ve bedenlerinin kendilerini yönlendirebilmesi için gerekli olan beslenme duyumlarına dört elle sarılmalıdırlar. Bundan sonrasını ise zaman ve çocuğa gösterilecek karşılık beklemeyen, kural koşmayan bir anne baba sevgisi çözecektir.

-Oğlunuz Güney’in bebekliğinden itibaren sağlıklı beslenebilmesi için öncelikle nelere dikkat etmiştiniz? Şimdi durum nasıl?

Nathalie Tunçer : Kitaplarımızda yazdığımız ve bu satırlarda elden geldiğince sizlerle paylaştığımız basit ve sevimli koşulların hepsi Güney için de hep geçerli oldu. Biz hep ona güzel yemekler sunma kaygısında olduk... daha minicikken tumbasının doyduğunu, acıktığını kendiliğinden öğrendi Güney. Laf aramızda çok da eğlendik, Güney, doydun mu dediğimizde göbeğini açıp, tumba doydun mu diye sorması bize çok kahkaha attırıyordu. Şimdi tabii, oğlumuz 6,5 yaşında bir delikanlı! Artık böyle bebeklikler yapmıyor ama acıkmasını, doymasını harika bilen bir çocuk. Üstelik yemekler arasında seçimlerini gayet güzel yapmış, biraz da rafine ve gösterişli yemeklerden hoşlanan, meyvelere bayılan, ama makarnasından ve pizzasından vazgeçmeyen bir minik adamcık. Çocuk doktoruna ve bize göre sağlıklı büyüyen ve gelişen bir çocuk. Belki minik bir sorunu, yararlı olabilir düşüncesiyle diğer anne babalarla paylaşmamız gerekir. Çocukların çoğu gibi Güney de, şekerlemeleri çikolatayı çok seviyor. İlk başlarda biraz zorluk çekmedik değil, bıraksak her saatte bunlardan yemeye eğilimli idi, ama tabii sonra başımıza gelecek belli idi. Enerji gereksinimini sadece tatlı, şekerlemelerle alan bir çocuğa sonrasında başka gıdalar yedirmek imkansızlaşır. İşte bu yüzden, evimizin tek kuralı denilebilecek şey oluştu: yemek saati yaklaştığında (mesela bir saat kala, diyelim), bonbon, şekerleme yok... yemekten sonra istediğin, kadar yiyebilirsin, tabii dişlerini fırçalamakta geç kalmayacaksın tatlım... sözcükleri Güney'in neyi, neden istediğimizi anlamasına yetti.

-Miniklerin Yemek Keyfinden başka dört adet daha kitabınız var. Bunlardan kısaca bahsedebilir misiniz.

Dr. Ozan Tunçer: Sanırız, Zayıflama Diyetleri Çöpe sözcükleri, bu kitaplarımızın en güzel özeti. Zaten, 2004 yılında yayımlanan kitap da “İncelmek ve İnce Kalmak İçin ZDÇ” ismini taşıyordu. Bu ilk kitaptan sonraki bilgi ve deneyimlerimizi yeniden derleyerek ve harmanlayarak ve özellikle benim için ilk yazma deneyimi olan birinci kitaptaki ifade güçlüklerinden arındırarak, daha güncel, daha kolay anlaşılabilir olan Zayıflama Diyetlerinin Kara Kitabı, Zayıflamak ve Şişmanlamıyorum isimli eserlerimizi ise kendi yayınevimiz “ONG Kitapları”ndan 2006 yılında yayımladık. Hedef, kilo sorunları yaşayanlara kolay uygulanabilir bir yöntemi tüm incelikleri ile mümkün olan en düşük kitap fiyatlarıyla ulaştırabilmekti. Aldığımız tepkiler, hedefimize ulaşmakta olduğumuzu bize hissettiriyor ve bizi çok sevindiriyor. Tabii bir de kısa bir süre önce, İnternet'ten ücretsiz pdf olarak indirilebilir bir şekilde sunduğumuz ve çalışmalarımızın bir özeti olarak tanımlayabileceğimiz e-kitap “Zayıflama Diyetleri Çöpe” var. Bu kitabın temel hedefi, özellikle henüz fikirlerimize tanışmamış olanlara Diyetsiz Kalıcı Zayıflama'nın ne olduğunu ve nasıl uygulanabileceğini kısa bir şekilde aktarmak denilebilir.

-Zayıflama Diyetleri neden çöpe?

Dr. Ozan Tunçer : İzninizle bu sorunuzu “Zayıflama Diyetleri Çöpe” e-kitabımızın aynı başlığı taşıyan satırları ile yanıtlamak isterim “Çünkü zayıflama diyetleri şişmanlatıyor ve hasta ediyor. Kim ki kalkıp da, kilo sorunlarına zayıflama diyetleri ile çözüm bulmaya heveslenirse, daha bu girişiminin ilk anından itibaren, aklına hiç gelmeyecek bin bir çorabın ilk ilmeklerini başına örmeye başlıyor. Her şeyden önce bilinmesi gereken, diyetlerle verilen kiloların kaçınılmaz olarak ve artarak geri geldiği. Diyetçiler bu gerçeği gizlemek, göz ardı etmek için ellerinden geleni yapsalar da, diyet sıkıntılarına katlanıp... hafifledim, diye sevinenlerin yüzde 99'u bir süre sonra tartıda daha önce hiç görmedikleri kadar yüksek kiloların sevimsizce kendilerine göz kırpmasına tahammül etmek zorunda kalmanın moral çöküntüsünü yaşıyorlar. Diyet tuzağına düşenlerin ruh sağlıkları bu maceradan ağır yaralar alıyor. Kısıtlamalı Beslenme Süreci'ni psikolojik hasarsız atlatmak mümkün olmuyor. Beslenmelerine Kısıtlama Mikrobu'nu bulaştıranlar, her türlü önlemi alsalar bile vitamin ve mineral eksiklikleri yaşıyorlar, bedensel erken yıpranmanın tüm sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyorlar. Ve işin cabası, kısıtlamaların gelip aile sofrasına, mutfağına çöreklendiği evlerde ne huzur kalıyor, ne düzen. Herkesin, diğerlerinin lokmalarının bekçiliğine kalkıştığı yuvalarda ne paylaşmanın sevinci, ne de bir masa etrafında toplanıp derdi, tasayı, sevinci ortaklaşa yaşamanın keyfi durabiliyor ayakta. Anne babadan biri, ya da ikisi birden... diyet yapacağım, incecik olacağım, sağlığımı koruyacağım... rüyaları görmeye başladı mı, farkına bile varmadan çocuklarını şişmanlatıyorlar, ya da çok daha kötü ama hiç de azımsanamayacak bir olasılıkla, yavrularını anoreksi, bulimi gibi çok ağır hastalıkların pençesine teslim ediveriyorlar. Sözün özü, ne ruh ne beden, ne de sosyal yaşam zayıflama diyetlerinin dayattığı açlığın, kıtlığın yıkıcı etkisinden kendini koruyamıyor. İşte sadece bir kısmını sıraladığımız bu nedenlerle, hiç tereddüt etmeden Zayıflama Diyetleri Çöpe, diyoruz.”

-Kitabınızda zayıflama takıntısı olan insanları uyarıyorsunuz. Diyet ve psikoloji arasındaki ilişkiyi özetler misiniz.

Dr. Ozan Tunçer : Zaten, kilo sorunlarına zayıflama diyetleri ile çözüm bulmaya kalkışıp, ve bu yöntemlerin tüm bilinen ve görülen zararlılığına rağmen bu yolda ısrar edenlerde zayıflamanın bir takıntıya dönüşmemesi imkansız. Kitaplarımızda “Kısıtlama Mikrobu” olarak tanımladığımız fikirlerin bireyin beyninde yer etmeye başlaması çok ağır bir psikolojik yıpranmaya yol açıyor. Zayıflama diyetleri ile kilo verilirken de, ve tabii sonrasında kaçınılmaz olarak bu kilolar fazlasıyla geri gelirken de ruhsal denge ağır bir gerilim altında kalıyor. Hayatında bir kez bile diyet yapmış olanlar bilirler, önde gelen belirti suçluluklardır. Neden diyetime uyamıyorum, neden yasak şeyleri yemekten kendimi alamıyorum, neden kararlaştırdığım miktarlarda duramıyorum, neden sporuma devam edemiyorum... neden diyetisyenimin uyarılarına uyamıyorum... neden sağlıklı besinler varken benim gözüm hep yüksek enerjili besinlerde kalıyor... türünden bin bir soruya yanıtları diyetçilerin saçma sapan ve biri öbürünü tutmaz palavralarında aramaya devam edildikçe, bireyin tüm kabahati kendinde bulması ve yapamadıklarının suçluluğu ile kendini yeyip bitirmesi insan psikolojisini kemiren kaçınılmaz bir sonuç oluyor. Biz, diyetzedelere, söylediklerimizi kendi deneyimleri ve çevrelerindeki gözlemleri ile kontrol edebilmelerinin yolunu açmayı hiçbir zaman ihmal etmeden... diyetlerle verilen kiloların artarak geri gelmesinin insan organizması işleyişinin doğal ve önlenemez bir sonucu olduğunu ve bunun kendi irade eksikliklerinden kaynaklanmadığını her fırsatta hatırlatmaya çalışıyor ve ekliyoruz: zayıflama diyetleri ile kilo sorunlarınızla başa çıkamıyorsanız, sizin de başınıza istisnasız herkesin başına gelen geliyor. Suçlu siz değilsiniz, sizi böylesi bir batağa iteleyen diyetçiler.

-Yemek yemeyi öğrenmenin önemi nedir?

Dr. Ozan Tunçer : Her insan, doğduğu andan itibaren, doğal bir süreç içinde yemek yemeyi öğrenmeye başlar ve işin güzel yanı bunu yapabilmek için de ne okula, ne de kitaba ya da ansiklopediye gereksinimi vardır. Eğer minik birey, enerji kısıtlaması yapılmayan bir aile çevresinde, keyifli sofralarda, çeşitli bir mutfağın nimetlerinden faydalanarak büyürse, tüm hayatı boyu hiçbir özel çaba göstermesine gerek kalmadan kilosunu kendi genetiği ölçülerinde sağlıklı ve estetik ölçülerde tutabilecek olan “Ağırlık Dengeleme Yeteneği”ni kullanmaya devam eder. Maalesef, yemek yemeyi, tabii bizim anladığımız anlamda, öğrenmek zorunda kalanlar... kısa veya uzun bir dönem “diyet-sağlıklı beslenme... vb. “ palavralarının etkisinde kalarak, çatal ve bıçaklarına bilinçleri ile hükmedebilecekleri yanılsamasına kapılmış olanlardır. Bu durumda olanlar için yapılması gereken, zaman yitirmeden, Diyet mantığının neden ve nasıl yanlış olduğunu anlamak için çaba göstermek, Kısıtlama Mikrobu'nu sofrasından kovalamak ve tekrar kilo kontrolünün tek ve etkin yöntemine dönerek bedenlerinin kendilerine vereceği acıkma, doyma, tokluk haberlerine kulak kabartmak olmalıdır. Bunu yaparken, şişmanlatan-şişmanlatmayan besinler gibi saçmalıklar da yemek eyleminden uzaklaştırılmalı ve kendi bireysel kültürümüzün zenginliğinden gelen gıdalarla barışma, gerekirse onları yeniden keşif için çaba gösterilmelidir. İşte bizim için, birkaç sözcükle, yemek yemeyi öğrenmenin anlamı bundan ibarettir.

-Ömür boyu zayıf kalmış insanlar, “sadce acıkınca yemiş, doyunca durmuş insanlardır” diyorsunuz. Peki bu kontrolü sağlayamayan kişiler nasıl kilo verecek?

Dr. Ozan Tunçer : Kontrolü sağlayamayanların kontrolü yitirmelerinin nedeni zaten diyet hayallerine kapılmış, inanmış olmalarıdır. Ben tüm meslek hayatımda, zayıflama diyeti yapmadan obez hale gelmiş bir tek insanla bile karşılaşmadım. Tıpkı kafasında Kısıtlama Mikrobu yerleşmeden anoreksik ya da bulimik olan bir tek kişiyle bile karşılaşmadığım gibi. Kontrolü tekrar ele geçirmek ancak diyetlere, ve tabii kısıtlama içeren diğer yöntemlere (zayıflama ilaç ve ürünleri, zayıflama amaçlı spor... vb.) sebeplerini kavrayarak elveda demekle başlar. Tabii bir unutulmaması gereken bu yolda ilerlerken acil zayıflama heveslerinin, ya da doğanın kişi için öngördüğü ağırlığın altına inip yaşayabilme hayallerinin kaçınılmaz olarak kişiyi tekrar kısıtlamaların kucağına iteceğidir.

Gerçekleştirmeyi dilediğiniz en büyük hedefiniz nedir?

Dr. Ozan Tunçer : Obezite, anoreksiya, bulimia gibi belalardan arınmış bir dünya demek isterim. Tabii bu benim bireysel bir hedefimden ziyade bir hayalim, arzum. Ama biliyorum ki bu hedefe doğru yol alabilmek için, insanların bugüne dek bu konularda anlatılanların büyük kısmının nasıl dünyayı obezite salgınının kucağına itmekten ve tabii rant yaratmaktan başka bir işe yaramadığını kavramaya ve kilo sorunlarını yeni, farklı bakış açıları ile yeniden tartışmaya başlamaları gerekir. Bireysel hedefim, böylesi bir tartışmanın ortaya çıkabilmesine katkıda bulunmak, ve tabii bir yandan da o mutlu yarınları beklerken elimden geldiğince Diyetsiz Kalıcı Zayıflamak isteyenlere yardımcı olabilmek.

-Son olarak yiyorumbuyuyorum.com sitesi’nin ziyaretçilerine Ozan Bey ve Nathalie Hanım ne gibi mesajlar vermek ister?

Tüm anne babalara ya da annelik babalık adaylarına sevgilerimizi iletir, dünyadaki en büyük mutluluk kaynağımız olan çocuklarımızı büyütürken sofralarınızda onlarla tüm sevginiz ve yaratıcılığınızla birlikte olmayı hiç ihmal etmeyin, demek isteriz. Zümrüt Hanım, bize ziyaretçilerinizle bu satırlarda buluşma fırsatı verdiğiniz için, içten teşekkürler. Başarılarınızın ve tabii güzel kitaplarınızın devamını dileriz.

drozantuncer-zdc.blogspot.com

2007-02-18
Bu yazı 2176 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin