Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Zeynep Kasımlıoğlu içi, dışı güzel bir kadın. O kadar samimi, o kadar içten ki; konuştuğunuzda zaten arkadaşınızmış hissini veriyor. O iyi bir iletişimci, haber spikeri ve programcı ama en önemlisi çok iyi bir anne. Bugünlerde kıvırcık saçlı sevimli Zeynep Dila’sını ve haşarı oğlu Ömer’ini büyütmekle meşgul. Onu ekranlarda gülen yüzüyle tekrar görebilmeyi arzuluyoruz…Şimdilik kendisini her ay “Bebeğim ve Biz” dergisinde yazdığı yazılardan takip edebilirsiniz. Sevgili Zeynep Hanım’a bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyor, ailesiyle birlikte yaşayacağı nice mutluluklar diliyoruz. Her şey gönlünüzce olsun…

-Anne Zeynep Kasımlıoğlunu anlatır mısınız biraz?

Hep söylenir ya annelik yaşamın miladı diye. Benim de öyle işte. Otuz yaşından sonra isteyerek hem de çok isteyerek anne oldum. İkinci evladım da kısa süre sonra aramıza katıldı. Bu iki melek kanatlarım sanki. Kalbimde büyük bir sevgi ateşi yandı ve her şeyin ötesine geçti. Artık geç kalmışım diyemem herhalde, doğru zamanda anne olduğuma inanıyorum. Onlarca kere sorulan bu soruyu özellikle yalnız kaldığım zamanlarda kendime sorarım. Bugünkü düşünceme göre anne Zeynep Kasımlıoğlu kusursuzluk peşinde savaş veren itinalı bir kadındır... Hata da yapar ve hatasını telafi etmek peşindedir her zaman. Ve tabii çocuklarını tek başına büyütmediği için hayat arkadaşı baba ile sürekli çatışan bir annedir. Çocuklarını tek başına büyütmek zorunda kalan annelerden bile daha büyük bir savaş verdiğine inanıyorum. Çünkü iki ayrı çevreden farklı entelektüel birikimlerden beslenmiş insanlarız. Belli yaşlardan sonra böyle iki serveti paylaşan ebeveynler olarak mücadelemiz o kadar doğal ki. Arabesk deyimle önemli olan Zeynep annenin yıkılmadan ayakta kalması. Üstelik bu yıl çalışmayıp tüm ilgimi çocuklarıma vermişken, birilerinin beni sürekli tenkit etmesi, sesini yükseltmesi hiç hoş olmuyor, ama biz anneyiz ve ayakta kalacağız.

-Çocuklardan sonra hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

Çocuklar kadar evlilik de hayatımı çok değiştirmişti. Üç ay sonra hamile kalmanın ,anneliğe merhaba demenin zorluklarını evliliğimde de yaşadım. İstenen bebeğe kavuşmuştum. Ama evlilik kurumunun streslerine kendimi alıştıramamıştım. Kızımın doğduğu yıl yani 2003’de gazetecilik ve televizyonculuğa nokta koymak niyetinde değildim... Evli, ekranda her gün haber koşusunda olan günde sadece 4 saat uyuyabilen bir anne için hayat hiç de kolay değildi. Katılmam gereken toplantılar, ardı kesilmeyen misafirler, mutfak işlerinden hoşlanmayışım vs. gibi dertler altında ezildim de dünya başıma yıkıldı sandım bir ara. Sonra , sonra alıştım ve yola devam ettim. Bu arada emzirme konusunda saplantılı ruh hali içinde olduğum için bunun çocuklarımla ilgili ilk ve en önemli düzenlemelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Uyku saatlerim daha da azalmıştı. Süt makinaları devreye girdi. Bu kez de 7 aydan fazla emzirememek beni üzmüştü. Her şeyi dert eden bir kadın mı olmuştum ben yoksa. O günlerde çok üzgün olduğumu hatırlıyorum..

-Çocukları büyütürken yaşadığınız en büyük zorluk neydi?

Çocuklarla ilgili yaşadığım en büyük zorluk iki kutuplu yetiştirme biçimidir. Disiplinli anlayışım ve eşimin çocuklar konusunda getirdiği eleştiriler, aşmak zorunda olduğum bütün sorunların kaynağıydı aslında. Uyku saatleri belli olmayan çocuklar büyüdükçe daha çok üzüntü kaynağı oluyordu. Çalışmayı bırakmam konusunda eşimin ısrarı benim güçlü olduğumu hissettiğim , kendime özel bütün kaleleri yıkıyordu. Ama zamanla sorunları aştık tabii.

-Anneliğin getirdiği en büyük sorumluluk nedir sizce?

Çok bildik bir söz vardır. Bir çocuk az, iki çocuk çok ondan sonrası da çılgınlık diye. Tabii işin şakası bu. Her ikisi de özel. Şu anda üç yaşını geçmiş olan küçük kızım, iki buçuk yaşındaki oğlumu daha çok sevdiğimi düşünüyor, kıskançlık krizlerine giriyor. Olabilir mi böyle şey? Bunun yanında her gün kafası yeni muzurluklara işleyen oğlum, sırf ablasını kızdırmak için aklınıza gelmedik yöntemler geliştiriyor. Ama o çok daha sosyal bir çocuk. Ömer aramıza katıldığında iyi bir oyun arkadaşı zaten hazırdı. Kızımda Ömeri ilk kez havaalanında elimizdeki sepette gördü. Üstelik bu bebek oyuncak değildi. Hiç gitmeyecekti. Bizden doğumun yurt dışında olması nedeniyle bir ay ayrı kalmanın üzüntüsünü bile atlatamamışken,hem de henüz kendisi bebek olduğu halde, paylaşmayı öğrenmek zorundaydı. Sorarım size kolay mı bu durum.

-Zeynep Dila ve Ömeri büyütürken nelere asla diyorsunuz?

Her annenin çok geniş bir asla listesi olduğunu biliyorum. Ve o listeyi sıkça güncelliyoruz. Mesela asla birbirlerini kıskanarak üzmelerini istemiyorum. Ya da benim sevgimin bir diğerine fazla olduğunu düşünmelerini. Birbirlerini ne pahasına olursa olsun kırmamalarını, sporla bedenlerini, sanatla ruhlarını beslemelerini istiyorum. Ne olur vaktinde uyusunlar, yemek yesinler, hasta olmasınlar, mutlu olsunlar. Asla yalan söylemeyen tertemiz çocuklar olsunlar istiyorum.

- Onlara hayata en iyi şekilde hazırlamak için nelere öncelik veriyorsunuz?

Hayata ve okula hazırlanması için kızımı bu yılın başında yuvaya verdik. Henüz erken olduğunu düşünmeme rağmen, eşimin bu konudaki ısrarlarına hak veriyorum. Çok daha küçükken bir müzik okuluna gönderilmesiyse bana göre epey vakitsizdi. İngilizce ya da bir başka yabancı dili öğrenmesi konusunda daha ısrarcı olmak gerekiyor. Son günlerde okuldaki öğretmenlerin yemek konusundaki ısrarları ciddi ciddi okuldan soğutmuş izlenimi verse de kızımın okula dönmek isteyeceğine eminim. Oğluma ise henüz kıyamıyorum. Tabii bu ifadeyi onlardan birkaç saatliğine de olsa ayrı kalmayı göze almayı göze alamıyorum anlamında düzeltmem gerekli.

-Hiçbir esnekliği olmayan bir iş yaşantısı ve iki çocuğun anneliği…Çok büyük iki sorumluluk. Bu yaşantıyı en az stresle yürütmek adına nasıl bir organizasyon yapmıştınız?

Çalıştığım seneler benim mesleğimin olgunluk, çocuklarınsa ilk seneleriydi. Hamilelik süreçleri rahat geçmişti. Az uyku ama bol yemekle telafi etmeye çalıştığım bir düzendi hayatım. Kızımda bulantılar, oğlumda aman vermeyen kramplar dışında büyük sıkıntım olmadı. Kansızlık derdim, halsizlik yapsa da durup kendimi dinlemeye ya da dinlendirmeye vaktim olmuyordu.. ama inanın enerji dolu ve şimdikinden daha güçlüydüm. Loğusalıkta habercilik ve evlilikte sıkıntılarım oldu. Emzirme dönemimde gayretim daha da arttı. Her şeye rağmen şimdi olduğumdan çok daha kuvvetli ve çalışan anne olarak çok daha mutluydum. İşimle evi çok yakın tutarak zaman sorununu da aşmıştım.

-Kusursuz anne var mıdır sizce?

Kusursuzum diyebilen bir anneye rastladınız mı? İyi anne olma sınavını hepimiz veriyoruz üstelik bu sınavın süresi uzun telafisi de yok.

-Çocuklara karşı hangi durumlar söz konusu olduğunda sert çıkarsınız?

Kıskançlıkla birbirlerinin gözünü oyma anları var ya en zoru bu. Kim haklı kim haksız diye ayırıp sevgide ve yergide eşit davranmak zorundasınız.., Ömer ve Dila’nın birbirlerinin kafasına bir şey fırlatma resimlerinden sinirli bir anneyim.

-Çocuklarınıza vereceğiniz en önemli nasihat ne olurdu?

Çocuklarımın kendilerine güvenmelerini , girişken olmalarını, samimi olmalarını, birbirlerine destek vermelerini beklerim. Kızımın ve oğlumun başarasızlıklar karşısında dirençli olmaları bütün anneler gibi arzumdur.

-Sizce bir çocuğu hayata en iyi şekilde hazırlamak için nelere öncelik verilmelidir?

Huzurlu bir aile ortamında büyümenin en büyük artı değer olduğunu kabul ediyorum. Sesin yükselmediği her şeyin konuşularak anlatıldığı ortamda iyi insan olma gayretinde sivri yanlarını törpülemeye çalışan ebeveynlerin çocuklarının özümseyerek hayat okuluna hazırlanması ne iyi olur. Bu konuda biz hatalıyız. Keşke onlara pür huzur verebilsek.

-Anne olunca anlarsın. Bu sözü hep duymuşuzdur annelerimizden. Siz anne olduktan sonra neleri daha iyi anladınız?

Bu sözü benim annem çok söyler. Anladık ki özellikle kız annelerinin anneliği hiç bitmiyor. Annem hala bir nefes kadar yanımda ve tecrübesiyle kafamın içindedir. İki çocuğumun doğumunda da ciddi payı vardır. Çünkü benim hala evlenip anne olmaya niyetim yoktu. Ne kadar hatalıymışım. Sevgili annem hala bu yaşında benim yüzünden hiç hak etmediği sıkıntılara katlanıyor. Allah başımızdan eksik etmesin. -

Zeynep Dila ve Ömer’in yemekle arası nasıl? Hangi yemekleri zevkle kabul edip, hangilerini reddediyorlar?


Yemek konusuna girersek, sayfalar dolar. İştahsız yemek seçen çocuklarımın derdine deva olacak herkese minnettarım. Dr Allegra Motro , aslında bana iştahsız görünen kızımın aslında kaliteli beslendiğini söylediğinde rahatladım. Sıkma portakal suyundan vitamini, üzüm suyundan şekeri, ayrandan tuzunu fazlasıyla alıyorlar. Haftada en az iki defa babasıyla balık yemeye çıkıyorlar. Anneannemin enfes tavuk suyuna sebze çorbalarının lezzeti ve besleyiciliği de tartışılmaz. Ömer’e gelince delicesine süte sarılmış ki sormayın. Adamı askere bile ağzında biberonla yollayacağız gibi geliyor. Biberon çürüklerinden de şikayetçiyiz.

-Gelecekte nerelerde görmek istersiniz çocuklarınızı?

Kızımın doktor olmasını isterim ama o tiyatro ile uğraşabilir… Oğlumsa şu anda eğer tamirci olmayacaksa araba yarışçısı olacak gibi geliyor.

-Zeynep Kasımlıoğlu’nu hayranları özlüyor. Sevenlerinizle ne zaman buluşacaksınız tekrar?

Bu yıl başında meslek hayatımın dönüm noktası olabilecek, onur duyduğum bir teklif aldım TRT’den… Sabah programında görev almamı istediler. Hep arzuladığım bir şeydi. Ama haftanın beş günü çocuklardan uzak olmayı göze alamadım. Hayat böyle işte.

-Yiyorumbuyuyorum.com’un ziyaretçilerine nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Yiyorumbuyuyorum.com bizim hep paylaşım adresimiz olsun. Birbirimizle kenetlenelim, doğrularımızı arttıralım… Sevgiyle kalın.

2007-01-06
Bu yazı 2065 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin