Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Yazılarında ve fotoğraflarında hayatın güzel tarafları var. İnsanı okurken şöyle bir kendine getirtip, iyi ki... dedirtiyor.  Genellikle az malzemeli, çok renkli ve feci lezzetli tarifleri sanki  rutin ve ağır olandan uzaklaşın der gibi... Sağlıklı beslenme, bahçe, bitkiler, ülkeler   hakkında çok şey biliyor.  En önemlisi bildiklerini paylaşmayı seviyor. Farklı konularda bilgi aktarımı artık onun misyonu gibi ve tüm bunlar hayata sevgi ile bakmakla alakalı sanki.

Anlatım tarzı en az gülüşü kadar güzel. Yazılarını okurken asla sıkılmıyor, hatta hepsinin   sonunda mutlaka yeni bir şey öğreniyorum.  Bazen bir ağacı anlatıyor, bazen bir tarifi paylaşıyor, ya da bir pasta şefini tanıtıyor.  Ne zaman ne yazacağı belli olmayan dinamik ve sürprizlerle dolu bir blog yazarı o. Gazetelerin en iyi yerlerini kapatan ve senelerden beri aynı şeyleri yazıp duran köşe yazarlarından daha kültürlü  ve enteresan... 

Akıllı bir avukat, sevgi dolu bir anne ve heyecanını hiç kaybetmemiş bir kaşif o bence.  Soğuk bir kış günü karlar üzerinde öpüşen iki kuşu fotoğraflamayı başaracak kadar  gönül gözü açık bir kadın.  Yenilebilir çiçeklerden şurup, reçel ve sorbe yapıp onların muhteşem fotoğraflarını çeken kaç kişi tanıyordunuz bilmem ama bugün burada, karşınızda işte o kişilerden biri; sevgili Beste Bonnard. 

 


En İyi Kararım...

Biri bana kendini anlat dediğinde tutulup kalıyorum. Nereden başlasam ? Hayatımdaki en anlamlı şey oğlumdan belki. Hayallerimi büyük ölçüde ( dünyayı dolaşmak ) gerçekleştirip, kariyerimde sağlamlaşınca 30 yaş civarı bir gün “ bebek!” diye uyandım. Artık rüyamda mı gördüm, hormonlar ya da biyolojik saat mi bilemem. Ancak şimdiye kadar verdiğim en iyi karar anne olmakmış. Bir sürü insan gibi anne olmak beni de daha iyi ve algıları 360 derece açık bir insan haline getirdi. Annelik çok keyifli bir değişim, hayatın bana verdiği bu mucizeye hep şükrediyorum.

Hamilelik ve sonrası dönemde avukatlık yapmaya devam ettim. Tüm o stresin içinde, oğlumu koruyorum tüm bu negatif enerjilerden diye kendimi telkin ederdim. Sanırım işe yaradı, Leonardo son derece huzurlu ve sorunsuz bir bebek oldu. Beni hiç yormadı, uykucu ve iştahlı bir bebekti hala da genel olarak sakin bir oğlandır. Büyüdükçe paylaşımlarımız arttı.
 





Meraklı, dogasever oğlumla neler yapariz?
1,5 yaşından beri evde bezelyeleri o ayıklar, yumurtaları kırar, sosları karıştırır hatta buzdolabını açıp, ondan da bundan da koyalım diyerek soslar yapar! Mutfağa ilgisi benim orada çok zaman geçirmemden kaynaklanabilir, ona göre ben orada oynuyordum tabi , bende bu ilgiyi destekledim. Kek, kurabiye yaparız hatta arkadaşlarını çağırıp hep beraber kekleri süsleriz. Geleneksel çocuk kurabiye günleri düzenliyorum onlar için, herkes memnun bu durumdan. Leonardo yaptığımız her şeyin içinde yer alır. Hayattan kopuk cam fanus içinde büyüyen çocuklara acırım ben. Bisiklete, ata bineriz, doğa yürüyüşleri yapariz, mantar toplarız, denize, havuza gideriz, bahçede çiçek, sebze ekeriz, toplarız. Kendi kitaplığı olduğu gibi böcek ve sukulent koleksiyonu ve karnivor bitkileri var.

Her Cumartesi önce 100 yıllık taihi bir meydanda kurulan pazarda alışveriş yapıp tazecik mevsiminde sebze ve meyvaları ve bir buket çiçek alırız. Akabinde şehir kütüphanesinden ona kitap odunc aliriz. Doğayla haşır neşir olabilmesi için Fransa/Normandiya’da minik bir köyde, 11 yüzyıldan kalma bir taş eve taşındık. Sevdi bu hayatı, kelebekleri kovalar, örümcekleri inceler, ağaca tımanır, topladığı çakıltaşlarıyla oyunlar oynar. Sinekleri bile öldurmeme izin vermez. Bu bağımsızlığın içinde düşer dizi kanar, içim gider, o gelir sihirli öpücüğünü alır.

Karar yolu
Oturmuş bir kariyer ve hayat varken başka bir ülke , yeni bir dil kararını vermem kolay olmadı hatta hastalanmasam bu kadar rahat verebilir miydim bilmiyorum. Hastalığımla ilgili konuşmayı sevmiyorum ama arter damarım patladı stresten. Hastalık sonrası sadece ülke değil yaşam biçimimi de değiştirdim. Artık tüketmek için yaşamak yerine “keyfinle gerçekten ihtiyacın olanla yaşa” sloganımız oldu. Bahçemiz hayatımızın merkezi , neredeyse tüm günü açık havada geçiriyoruz . Islanmaktan korkmadan yağmura rağmen dışarı çıkıp yürüyüşler yapariz. Doğa her zaman ilgi alanımdı, önceleri Istanbul’da balkonda yetiştirdiğim ürünler, çiçekler hatta ağaclardan sonra sonunda kocaman bahçe ve minik bostanıma kavuştum.

Sağlıklı beslenmek hepimiz için önemli, organik ürünler alabilmek için o kadar işimin arasında Ferikoy ekolojik pazara gitmek benim icin bir zevkti . Leonardo organic ürünlerle büyüdü. Biz şansli kuşağız, o zamanlar adı ekolojik olmayan sağlıklı ürünlerle büyüdük. Aynı şansa oğlum ve tüm çocukların da sahip olması gerekir. Doğal ve olabildiğince organik ürünlerle, kendi yetiştirdiğim ya da yerel çevrede yetiştirilmiş, mevsiminde ürünlerle besleniriz. Ambalaj atıklarını azaltmak, ne yediğimizden emin olmak için süt ve ürünlerini yan koydeki ekolojik citflikten alırım. Kendi cam şisem ve yumurta kabımı götürürüm, geri dönüşüme önem veririm.  Çöpümüzü ayrıştırırız kağıtlar, cam şiseler, her şeye rağmen kurtulamadığımız plastikler çöp ayrıştırma merkezine gider. Bu o kadar otomatik hale geldi ki ogluşta biilir neyin hangi çöp kovasına gideceğini. Sebze ve meyve atıklarını toprağa dönüştürmek için kompost yaparım.

Ve Yemek...
Yemek pişirmek benim için bir tutku, Yemek tarihi ve kültürü ile ilgilenirim. Selanikli anneanne, ressam baba ile Samatya’da büyümek yemek şakralarımın açılmasına yol açmıştır. Hayatı, farklı renkleri, tatları, kültürleri merak eder bunun getirdiği zenginliği keyifle kucaklarım. Istanbul'da o yıllarda tek tük açilan Rus, italyan lokantaları merakımı daha da arttırdı. Yurtdışına ilk çıkışım 20 yaşında komşumuz Yunan adaları ve Atina ziyareti ile başlamıştır. Adalarda yediğim deniz ürünleri, suvlaki, yunan salatası ve zeytinyağını unutamam.



Her öğrendiğim dille başka bir mutfak kültürüyle tanıştım. 96 yılında San Diego’da beraber yaşadığımız Japon arkadaşımdan sushi yapmayi öğrenip ona da dolma yapmayı öğrettim. Hala dolma yapıyor mu bilmiyorum ama ben onun hediyesi bambu sushi setimi kullanmaya devam ediyorum. Amerika’dan Tayland, Çin, Meksika yemek kitapları ve mutfak aletleriyle döndüm. O zamanlar Turkiye’de malzeme bulunmuyordu, sushi yosununu mektup zarfları ile yollardı arkadaşım. 98’ de Londra’da Hint, Afrika yemekleri tanıştım. 99’da Amman’da prensesin sarayını Osmanlı usulü dekore etme projesinde tercümanlık yaparken, ben aslında Arap yemekleri humus, tabule tarifleri peşindeydim.

 



Hiç beklenmedik biçimde eşimle tanışıp evlenince Fransız yemekleri ile tanışmam kaçınılmaz oldu. Unesco dünya mirası listesine geçen sene giren bu geniş mutfak ve şefleri hayatımda yeni bir pencere açtı. Fransız yemekleri sanıldığı gibi karmaşık ve ağır değildir. Tam tersi basit , doğal ve mutlaka taze malzemelerle kotarılan bir mutfaktır ancak yemek pişirme tekniklerine hakim olmak gerekir. Fransız tatlıları üzerine tanımam, az şekerli, içine konulan malzemenin gerçek tadını almaya imkan vermesiyle de diğerlerinden üstündür. Yemek pişirme tekniklerini bilirim bu da bana sınırsız kapılar açar, kitaba bağlı kalmaktansa (tatlilar hariç) daha çok doğaçlama yemek yaparım. İçine konulan malzemeye göre hangi mutfaga ait olduğunu çıkarabilirsiniz. Maydanoz Türktür, feslegen İtalyan, tarhun Fransiz, kişniş Hint, limon otu Tay.  Ancak önyargıları bırakıp değişik malzemeler ve baharatları karıştırırsaniz şahane tatlar elde edebilirsiniz.

Ve Bloglar
Her yaptığım beğenilir, hele kocaman bir sofra etrafında yenmişse dünyanın tüm problemlerini halletmiş gibi mutlu olurum. Taze, şifali, yabani otlarla yemek yapmayi severim, bir iki çicek ekler renklendiririm, zeytinyagi, sarimsak ve baharatlari cok kullanirim. Uzun yıllardır hem oğle hem akşam yemeği için farklı öğünler hazırlıyorum bugun ne pisirip diye cani sikilanlari hic anlamam bitmeyecek cesitlilik mümkün iken. Fransa’ da yemek kursları verdim. Mutfak benim terapi alanim. Kalabalık bir arkadaş grubuna yemek yapmak ve sohbetten etmekten çok hoşlanırım. Yenilsin, içilsin dostluklar daim olsun hayat güzelleşsin...2008 yılından beri tecrübelerimi http://www.bestebonnard.blogspot.com/ adresinden paylaşıyorum. Dünyanın dört bir yanından, sağlam arkadaşlıklar kurduğum, çok değerli insanlara tanışmama vesile oldu bloğum. Yazdıklarıma, bir kişiden bile olsa işine yaradığına dair yorum gelince yaptığım araştırmalar, okuduğum kitaplar, pişirdiğim yemeklere verdiğim emeğe değiyor.
  
 


Küçük bir kız çocuğuyken bana dünyayı açan, hayal gücümü besleyecek kitaplarla beni tanıştıran babamın yolundan gitmek isterim. Oğlumda doğal olarak kitaplara düşkün, anne baba bir kenarda kitap okuyunca doğal ortamına uydu. Ona bırakmak istediğim en değerli miras bu, kuvvetli bir hayal gücü sonrası ona kalmış. Doğaya olan düşkünlüğüm sonucu büyüklerin ve çocukların farkındalığını arttırmak farketmeden üstüne bastığımız bir bitkiyi tanıtmak için http://dogakesif.blogspot.com/ adlı blogu kurduk. Kitaplar, blog yazmak, fotoğraf çekmek, oğluşla zaman geçirmek, resim, bisiklet, yemek, bahçe, bitkiler derken bütün gün hızla geçer. 41 yaşındayım daha yapacak , öğrenecek çok şey var diye üzülürüm. Bu öğrenme açlığı bir gün geçer mi?

 

Türk Bonbonu ve Bahar Yumurtası!
Hepimiz sigara böreği yapmayı biliyoruz bu da benim yorumum. Türk bonbonu adı.
Yufkaları 4’e bölün. Klasik beyaz peynir, maydanoza alternatif olarak yabani rezene (arapsaçı) ve beyaz peynirler hazirladiginiz içi yufkanın içine koyup rulo olarak sarın. Kenarlarinı mutfak ipi ile baglayin kağıtla kapayılmış bonbon benzeyecektir. Bir yumurta sarısını bir kaşık su le çırpıp bir fırça yardımıyla üzerine sürün. Çörek out serpelemeyi unutmayın. 180 derece fırında 20 dk pişirin. Sıcakken çıtır çıtır servis yapın.

Diğer tarif için taze pırasa ve yumurtalara ihtiyaciniz var.
Bahar yumurtası
1-Kişi başi iki pırasa olarak hesaplayın. Pırasaları dipten birbirine bağlayıp dipten 2 cm kalacak şekilde enlemesine ince uzun kesin. Kaynamakta olan tuz eklediginiz suya salıp 15/20 dk arası pişirin. Hafif diri kalsinlar, iyice süzün.
2-Bir tencerede su kaynatin ve tuz ekleyin. Kişi başi iki yumurtayi bir kaşık yardımıyla içine salın ve 5 dk pişirin.
3-Süzülmüş pırasaların ipini cözün ve servis edeceğiniz tabaklara yerleştirin.Üzerine 1 yemek kaşığı krema ilave edin. Kabuklarını soyduğunuz yumurtaları ikiye kesip pırasaların üzerine yerleştirin. Üzerine hafif tuz ve karabiber ve incecik kıyılmış frenk soğanı yada taze sarımsak serpin soğumadan servis yapin.

 

 

* Beste'nin Naneleri adlı facebook grubunu da ziyaret edin!

 

2011-06-13
Bu yazı 5266 kere okunmuştur.

mavibisikletmavibisiklet

Merhabalar bende Sibel'in kahvesi bloğu vasıtasıyla keşketim bloğunuzu ve tıpkı kapanmayan bir kitap ki akşamdan bu yana bloğunuzdayım ve 2010 yılına kadar okuma şansım oldu. Hiç bu kadar dinlenememiş, hiç bu kadar hayal kurmamıştım inanın. Beni sizinle tanıştığınız için çok ama çok teşekkürler.

NazlimNazlim

Beste ben de çok sevindim!, benim de sevgilerimle.

bestebeste

Ayse-Canim sagol varol. Gulfem-En cok Leonardo memnun olur bu duruma pisti arkadasini unutmadi daha 40 kere soylesek olur mu acaba! Nihan-Merhabalar, cok tesekkurler ne tatlisiniz

nihanislernihanisler

Bu dopdolu ve "insan olmak" kelimesini anlamlandıran hanımla bizi tanıştırdığın için çok teşekkürler Zümrütcüğüm.Merhaba Beste, çok ama çok memnun oldum sizi tanımaktan

gpamukgpamuk

Besteciğim böyle tatlı tatlı yazmaya devam edersen işi gücü İstanbulda bırakıp sana komşu gelmem yakındır

AyseHiraDilaAyseHiraDila

Harikasin Beste. Hayran kaldim sana..

bestebeste

Yonca-Ne tatlisin cok tesekkurler ve bilmukabele Nazlim-Bende bugun ego ve legoyu okuyunca ne tatli kadin diye dusunmustum! begenmene cok sevindim sevgiler

YoncaYKYoncaYK

Bestecigim, yuregine saglik, zevkle okudum makaleni. Senin yasama sevincinden, yaraticiligindan ve renkli kisiliginden etkilenmemek mumkun mu ? Iyi ki tanistik sevgili meslektasim

NazlimNazlim

Müthişsiniz, bunlar müthiş şeyler, keşke daha önceden bilseydim blogunuzu diye düşüne düşüne, büyük keyifle okudum! Çok teşekkürler.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin