Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Merhaba,

Aylin Anne blogunun annesi, Aylin Atasagun ben. Blog tutmaya hamileliğimde karar vermiş, minik notlar aldığım bir sayfa açmıştım. Doğum ile birlikte vakit ayıramadığımı görünce o bakımsız hali hoşuma gitmedi ve kapattım. Daha sonra ise Ata büyüyüp 9 aylık kocaman bir bebek olunca ve ben bir nebze olsun yazmaya vakit bulmaya başlayınca yeniden blog açıp tecrübelerimi ve bilgi birikimimi yazmaya karar verdim.

İlk amacı bilgi birikimi ve deneyim paylaşmaktı. Ancak yazı yazmak denen eylemin bendeki anlamı çok büyük. Bu bir alışkanlık, bir dürtü, belki de bir ihtiyaç benim için. Blog yazarlığından önce çeşitli portal ve gazetelerde köşe yazarlığı yapmıştım. Orada sadece eğitim ve çocuk kitaplarından bahsediyorken, açtığım blogda kendimden, emzirme, süt arttırma, uyku, doğal ebeveynlik, katı gıdaya geçiş, gıda güvenliği gibi pek çok konuda istediğim gibi yazmak çok hoşuma gitmişti.

Başka alanlarda yazınca daha resmi olmak işin en önemli parçasıyken, blog tutmak çok samimi ve sıcak bir şeydi benim için. Yaklaşık iki yıldır, elimden geldiğince düzenli olmaya çalışarak www.aylinanne.com blogunu tutmaya çalışıyorum. Düzenli olmak derken, çalışan bir anne olduğum için vaktimin yarısı okulda, geri kalan kısmı evde oğlum Ata'yla ve yemek yapıp, evle ilgilenmekle geçiyor.


Ata uyuduktan sonra vakit bulabilirsem günlük yazılar yazabiliyorum. Genelde zaman yaratabiliyorum ama bazen sekteye uğrayabiliyor haliyle.

Buna rağmen blogumun sıkı bir takipçi kitlesi var. Günde en az 3-4 tane soru geliyor. Çoğu zeka, gelişim özellikleri üzerine oluyor. Ben de uzmanlığım dahilinde elimden geldiğince yardımcı ve açıklayıcı olmaya çalışıyorum. Beni aşan konuları ise mutlaka psikolog ve diğer uzmanlara yönlendirmeye çalışıyorum. Blogu tutmamdaki amacım insanlara faydalı olmak ve doğru bilgileri ulaştırmak. Bu nedenle soruların gelmesi ve çocuk yetiştirme, eğitim ve engeliler üzerine faydalı işleri konuşmak beni çok mutlu ediyor. Blog tutmadaki amacım yavaş yavaş hedeflerine ulaşıyor diyebilirim bu nedenle.

Ayrıca herkese blog tutmayı, yazmayı ve paylaşmayı samimiyetimle öneririm. Çocuklar öyle hızlı büyüyor ki, şahit olunan anları kayda geçirmek, yaşanan sorunları paylaşmak annelere terapi gibi geliyor. Önce yazarken açılıyor insan. Hele ki yeni doğum yapmış ya da bebeği çok küçük annelere bunu daha çok tavsiye ediyorum. Çünkü doğum sonra depresyona ve acemi anneliğin getirdiği pek çok pürüze birebir geliyor. Yeni annelerle tanışma, farklı yaşamlardan haberdar olma ve yine farklı ebeveynlik tarzlarına saygı duymak için oldukça etkili bir hobi olabilir blog tutmak.

İyi ki özel eğitimci olmuşum! :)

Eğitim bilimleri alanında eğitim programlarında uzmanlaşmış bir eğitimci olarak mesleğe bambaşka bir alanda, özel eğitim alanında başladım. Zihinsel engelli çocuklarla çalışma kararı almamda emekli sınıf öğretmeni olan anneciğimin katkısı büyüktür. "Sen yaparsın, çok başarılı olacağına eminim" demişti bana, formları imzalarken. Aldığım formasyonlar, seminerler ve eğitimlerle son 10 yılda ciddi bir yol kat ettiğimi düşünüyorum kendi içimde.

 

Zira özel eğitimci olmasaydım şimdi hayata daha başka bakıyor olacaktım. Özel eğitimci olmak demek "önce insan" sloganıyla hareket etmek demek. Hoşgörülü olmak, insana dair her türlü halden anlamak, tiksinmemek, acımamak, acımak yerine duyarlılık göstermek, şefkatle yaklaşmak, ayıpları örtmek, her şeye güzel bir noktadan bakmayı benimsemek demek. Bu nedenle mesleğimin kişisel gelişime katkısı büyüktür. Ayrıca defalarca bir şeyi tekrar etmenin karşılığında, binlerce kez yapılan alıştırmaların sonunda kazanılan minicik bir başarının dünyalara bedel olduğunu bilmek öğretilerle dolu bir duygu.

İyi ki özel eğitimci olmuşum! :)

Eğitim Bilimleri Fakültesi'ndeki yıllarım, Devletin çeşitli kademelerinde yaptığım çalışmalar, Avrupa Birliği projeleri görevlerim bir yana, sınıfta zihinsel engelli öğrencilerimle yaptığım çalışmalar bir yana... Çünkü iğneyle kuyu kazarak, yaparak, yaşayarak, çok fazla efor sarf ederek çok sahici mutluluklar yaşıyoruz o sınıfta. Örneğin bugünlerde iki öğrencimle eldeli toplama yapmaya başladık. Artık ip ucu almadan başarılı bir şekilde eldeli toplama yapıyorlar. İnanın, oscar almış aktristler gibi sevinçten havalara uçuyorum. Aslına bakarsanız, elimde bir minik heykelcik eksik :) Öyle gurur veriyor, öyle mutlu ediyor ki... Bunu belki en iyi anlatan bakışlarımdaki ışıltılı mutluluk olacaktır.

Bir de tam tersi durumlar var. Sınıfta yaşanan en ufak bir moral bozukluğu yaşamımı belli bir oranda etkiliyor ne yazık ki. Bekarken, böyle durumlarda, uzun yürüyüşler, spor salonunda yaptığım fazla mesai, yüzme gibi aktivitelerle çok rahatlıyor, eve nötr bir şekilde varıyordum. Şimdi o zaman bolluğuna sahip olmadığım için, okulun kapısından çıkar çıkmaz nötrleşmem gerekiyor. Çocukken Tontonlar isminde bir çizgi film vardı. Değiş Tonton der, şekilden şekle girerlerdi, hatırlar mısınız? İşte ben de okul kapısından çıktığımda "değiş tonton" diyerek 2-3 dakikada değişmeye çalışıyorum. Eskiye göre bu ışık hızıyla olan bir değişim oluyor haliyle. Başaramadığım günler var elbette. Ama insan anne olunca her şeyin üstesinden gelmeyi bir şekilde başarıyor.

Ata'ya çok şey borçluyum.

Anne olunca başka bir boyuta geçtim. Mesleğim daha çok anlam kazandı. Zaten biz öğretmenlerin performansını olumlu yönde etkileyen bir şey çocuk sahibi olmak. Önceleri çocukları çok sevdiğimi düşünürdüm. Anne olduktan sonraki sevgi patlamasıyla durum olumlu yönde gelişti haliyle. Bir de kimsesiz çocuklarla çalışmaya başlamamın mesleğime katkısı kadar anneliğime katkısı büyüktür. Çift yönlü bir etkileşim oldu diyebilirim. Evde çocuğum için iyi bir anne olmaya gayret ederken sınıfta iyi bir öğretmenden öte, anne şefkatiyle yaklaşarak eğitime devam etmek bana çok şey öğretti, kazandırdı.

Ata ile ilgili olarak kafaya taktığım şeylerin ne kadar boş ve gereksiz olduğunu öğrendim. Daha az şikayet eder oldum. Hatta hiç şikayet etmedim diyebilirim. Çünkü her gün annesiz büyüyen çocukları gördükçe "uyumadı, yemedi, ay çok yaramaz" sözleriyle yakınmak bana ayıp gelmeye başladı. Bir aradayız, sağlıklıyız daha ne olsun? demeye başladım. Anne-bebek platformlarında bebeğinin pişiği için ya da gecede 2-3 kez uyandığı için hayatı kendine zehir eden anneleri gördükçe içim bir tuhaf oluyor. Hayat çok garip. Bir yanda annesini özlediği için uyumayan çocuklar, bir yanda "sık sık emmek istiyor" şeklinde şikayet eden anneler. Herkes kendince çok haklı, herkesin kendince sorunu çok büyük. Ama biz annelerin ufak tefek şeyleri büyüterek çocukları bir yükmüş gibi görmekten biraz geri durmamız gerektiğini düşünüyorum.

Çalışan anne olunca, günün az bir kısmını oğlumla birlikte geçirebiliyorum. Akşam üzerinden itibaren o uyuyana deke geçen her dakikam ona ait. Okuldan eve gelirken oynayacağımız oyunları yada aktiviteleri kafamda hazırlamış olarak geliyorum. Genelde her gün değişik bir şey yapmaya çalışıyoruz. Ama her gün sokağa çıkıp, apartmanın bahçesindeki eğlenceli yaşamı takip ediyoruz. Salyangozlar neredeymiş, kelebekler gelmiş mi, bugün uğur böceği görür müyüz acaba? sorularıyla kendimizi dışarıya atıyoruz. Evdeki kap kacak, tencerelerle bir orkestra kurduk. Ata "hadi müzik yapalım" dediğinde dangır dungur tencereler raflarından iniyor. Tahta kaşıkların şıkırtısıyla karışarak salona diziliyor. Başlıyor bir şamata. Aslında Ata bütün ciddiyetiyle müzik yapıyor. Şamata yapan benim, itiraf edeyim.

Tabi evdeki kap, kacak, tencere sadece müzik yapımı için değil, yemek yapmak için de kullanılıyor :)

Babam sağ olsun, musluk tamirinden, araba lastiği değiştirmeye kadar bildiği her şeyi öğretti. Ancak annem, ders çalışayım, daha fazla soru çözeyim kaygısıyla beni genelde mutfaktan uzak tuttu. Bu iyi niyetli uzak duruş yıllar sonra bana yol, su, elektrik olarak geri döndü tabi. Öğrencilik yıllarımda kantinden yemek yemek zorunda kalmıştım. Kendi evime geçtiğimde ise yemek yapmadan da idare edebiliyordum.

Misafirlerimi ağırlamak için menü hazırlamam gerekiyordu. Et yemekleri yapmayı öğrenmeye çalıştım. Mesela İslim Kebabı, İzmir köfte, etli mantı vb gibi. Et konusunda acemilikten kurtulup hafiften ustalığa geçtiğim dönemde eşimle tanıştım ve bildiğim yemekleri yapamayacağımı öğrendim. Çünkü eşim et yemeyen biri :)

 

Genelde sebze yemekleri ile hazırlanan günlük menüler seçiyorum. Basit, pratik ve olabildiğince leziz olması çok önemli. Bu yüzden genelde klasik menüler oluyor. Örneğin kuru fasulye, pilav, cacık, turşu gibi.

Ata yemek seçen bir çocuk. Ömrümün son 26 ayı Ata'ya yemek yedirmeye çalışmakla geçti. İştahsız diyemem. Ancak lezzet seçme huyu nedeniyle mutfakta oldukça zorlanıyorum. Sebze ile hiç arası yok.

Evet, evde aynen durum şöyle: eşim et yemez, oğlum ot yemez. İşin içinden çıkmak bazen çok zor. O nedenle en az iki çeşit yemek bir arada olmak zorunda. Bir önceki günden hazırlık yapmazsam, son dakikaya kalırsa yemekten alınan verim sıfırın da altında olabiliyor.

Geçen gün, haftada bir imdadıma yetişen sevgili Gülbeyaz hanım, sabahtan ıslattığım kuru fasulyeleri görmüş. İşleri çabucak bitirip, okuldan dönene kadar bir güzel pişirmiş. Aman Allahım, sevinçten ne yapacağımı şaşırdım görünce :) Ev halkı da beğenerek yiyince kendimi daha da iyi hissettim, ne yalan söyleyeyim.

Yemek yapmak çok zevkli bir eylem. Evden çalışan bir anne olsam ya da diğer sorumluluklarımı alacak bir yardımcım olsa mutfaktan çıkmayabilirim :) Yemek konusunda oldukça kolay biriyim evdeki erkeklerimin aksine. Seçmem. Ama Egeli olduğum için zeytinyağlılar, otlar, salatalar, zeytin, sarımsak, limon soframın baştacıdır. Ayrıca biberi öyle severim ki... Her öğün sofrada biber olsa, hayır demem. Hamur işi yapmayı çok seviyorum. Ata'ya cupcakeler, muffinler hazırlıyorum...

Bu arada size Ata'ya yaptığım ve keyifle yediği çorba ve börek tarifini vermek isterim.

Yoğurt çorbası:

650 gr yoğurdu kocaman bir tencereye boşaltın
1.5 çay kaşığı tuz ilavesi ve
5 bardak tavuk suyu ilave edin.
Ancak bir bardak ekleyip telle çırpın her defasında.
İkinci bir tencereye yağ ve un koyup hafiften kavurun. (50 gr zeytin yağı + 2 fincan un)
Unun üzerine azar azar yoğurdu ilave edip, çırpın. Eriyene kadar karıştırın. Bir tutam da şehriye atıp . Sonunda da hafiften nane serperek lezzetini perçinleyebilirsiniz.

Fırında yağsız sigara böreği:

Ata’ya yaptığım peynirli sigara böreği tarifini paylaşmak istiyorum. Hafif ve de çıtır çıtır oluyor. Üstelik yemesi de kolay
Nasıl hazırlanıyor?
Yufkaları yarım daire şeklinde yağlayıp kapatıyorum. Sonra yarım daire yarım daire olarak üst üste koyup eşit 6 dilime ayırıyorum. 3 sağa 3 sola gibi… Maydanoz ve peyniri ucuna doğru bir yere, kenarına 2 parmak kala olan bir yere yerleştiriyorum. Miktarı yaklaşık 1 tatlı kaşığı gibi… Sonra önce kenardaki uçlarını maydonoz peynirin yakınına gelecek şekilde katlayıp, yukarıdaki uca doğru yuvarlıyorum. Böyle böyle hepsini sigara böreği şekline soktuktan sonra bunları kevgire diziyorum. Evet, kevgire … Üzerini geçecek kadar suya koyuyorum. 15 dakika bekletiyorum. Ondan sonra, fazla suyu elimle sıkıp yağladığım fırın tepsisine diziyorum. Üzerine yumurta sürüyorum. Son zamanlarda çörek otu da koymaya başladım. Boğazına kaçma riski daha azaldığı için. İsterseniz size de risk durumuna göre ekleyebilir ya da erteleyebilirsiniz Fırını önceden 160 derecede ısıtırsanız çok iyi olur. Üzerleri hafif kızarınca olmuştur. Pofuduk pofuduk kabardığı için ısırması ve yumuşak olduğu için yutması çok keyifli olduğundan Ata’cım bayılıyor. Umarım siz de beğenirsiniz.

Yemek konusunda eğitim almak istiyorum. Okullar yaz tatiline girmeden bir yemek kursuna giderek bu konuda ilerlemeye karar verdim. Yaz aylarında ise esas ustanın yanına, yani annemin yanına giderek iyice pişmek isterim. Kendisi sonbahar gelmeden 50 kavanoz turşu, 200 kavanoza yakın şeftali, üzüm, kayısı, vişne kompostosu, bir o kadar salça, domates rendesi yapan birisidir. Ayrıca eli öyle lezzetlidir ki pişirdiği her şey afiyetle yenir. Bildiklerimin, öğrendiklerimin yanına anne ile yapılan staj çok yakışacaktır diye düşünüyorum.

Aklıma yemek gelmeyince Facebook'taki her güne bir ev yemeği menüsü grubu, çocuk yemekleri grubu, yiyorum büyüyorum sayfasına göz atıyorum. Sosyal medyada online olduğumda ise mutlaka "akşama ne yemek var sorusunu soruyorum". Malum bu konuda oldukça dertliyim :))

Okurlarımdan gelen yemek tariflerini yayınlamaktan büyük keyif alıyorum. Ayrıca yemek tarifleri, beslenme ve iştahsız çocuk konusundaki yazılarıma http://www.aylinanne.com/mutfak/ adresinden ulaşabilir, Aylin Anne Facebook ve Twitter sayfalarından güncellemelerime ulaşabilirsiniz.

2012-04-16
Bu yazı 2546 kere okunmuştur.

Adadoga

Twitter ve instagramdan takipteyim yeni birseyler ogrenmek icin bilgili anneleri takip etmek lazim

Nilhan Küçük Mucizem

Seni okumayı seviyorum Aylin Anne.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin